“Evinden çıkamayan bir sakat queer’in attığı bir story; sarkastik pankartlar, dövizler, sokaklara taşan yaşlı, sakat, trans bedenler… Bunların hepsi queer’in nasıl örgütlendiğinin somut göstergeleridir. İlker Ortaç yazdı.

“Direniş yalnızca sözle değil, bedenin birlikte durduğu alanla da kurulur.”

Doğum sırasında ve sonrasında beynin oksijensiz kalması sebebiyle “CP”, yani serebral palsi ile tanıştım. Bugün, 53 yıllık sakatlık deneyimimle bu yazıyı kaleme almamın bana göre tek ve somut bir sebebi var: yaşadığım toplumun sakatlığıma dönük dışlayıcı yapısının bende açtığı yaralanmalardan çıkardığım keskin fikirler.

İşte tam da bu yaralanmışlık hâli, beni yalnız bırakmadı. Tıpkı Judith Butler’ın teorik ve politik yolculuğuna eşlik eden, tanınmama ve dışlanma deneyimi gibi…

Yoldaş Butler, 1956’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğinde, kimse onun queer kuramının önünü açacağını bilmiyordu — kendisi de dâhil. Bir vakit, “Neden bazı bedenler tanınır da bazıları tanınmaz?” diye düşünmeye başladı. Butler, özne olmayı, her zaman başkasının bakışıyla inşa edilen bir yaralanma biçimi olarak tanımlayacaktı.

Ama bazen, yaralanma en keskin teorileri doğurur.

Normlara uymayan bedenlerin nasıl soyutlandığını deneyimlemiş biri olarak ve buna karşı pratik çözümler üretmeye çalışan; disiplinlerarası bir yaklaşımla sakatlık, queer teori ve sınıf üzerine yazıp çizen bir Marksist-Leninist olarak, yaklaşan Onur Yürüyüşü öncesinde bu yazıyı kaleme alıyorum.

Çünkü bu yürüyüş, “yürümeyin” diyenlere karşı yalnızca yürümekle bile estetik bir direniş olabilir. Queer bir elbisenin yırtık bir parçası, evinden çıkamayan bir sakat queer’in attığı bir story; sarkastik pankartlar, dövizler, sokaklara taşan yaşlı, sakat, trans bedenler… Bunların hepsi queer’in nasıl örgütlendiğinin somut göstergeleridir.

“Bazı bedenler ancak bir araya geldiklerinde var olurlar; birlikte durmak, politik olarak görünür olmak demektir.”

Judith Butler, bu mücadelenin içinde yıllar boyunca yer almış ve bana en çok ilham veren teorisyenlerden biridir. Yaklaşan yürüyüş vesilesiyle, hep birlikte onu bir kez daha selamlarken mücadelesine de birlikte bakalım istiyorum.

Butler’ın en bilinen katkılarından biri, “performativite” kuramıdır. Ona göre cinsiyet, biyolojik olarak belirlenmiş sabit bir gerçeklik değil; toplumsal eylemler yoluyla inşa edilen bir süreçtir. Kadınlık ya da erkeklik doğuştan gelmez, sürekli olarak yeniden sahnelenen kimliklerdir. Bedenlerimizin nasıl hareket ettiği, nasıl giyindiği, nasıl arzular ürettiği — hepsi birer performansın parçasıdır. Ve bu performans, queer varoluşla normlara direnerek yeni kimlik alanları yaratabilir.

O, cinsiyetin yalnızca toplumsal inşa sürecine dair fikirler üretmekle kalmamış; bu fikirleri sokakta da — sizler gibi, bizler gibi — savunmuştur. Ne yalnızca bir teorisyendir ne de tek başına bir aktivist. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, 2010’da Almanya’da düzenlenen queer festivalde dışlanan Filistinli yoldaşlarımız için gösterdiği açık tepkidir.

Queerlik anlayışını yalnızca bireysel kimliğe değil, kolektif mücadeleye dayandırır. “Kimlik bir başlangıç olabilir ama politik özneleşme, ortak bir eylem alanı kurmadan mümkün değildir.” sözleriyle bu fikrinin altını koyu koyu çizerken, otoritenin de üstünü çizer.

O, akademinin içinde ama akademiyi çoktan aşmış bir figürdür. Filistin yanlısıdır, anti-siyonisttir. Polis şiddetine karşı, bedenin sokaktaki varlığını politik bir eylem sayar.

O’nun bu fikirlerinden yola çıktığımda, eserlerini okuyup üzerine uzun uzun düşündüğümde, Onur Yürüyüşleri’nde bizleri bu kadar şiddetin ortasında bir araya getiren şeyin ne olduğunu kendime sordum. Bu birlikteliğin yalnızca “yüksek farkındalıkla” açıklanamayacağını; bunun, ortak bir sömürüye karşı ortak bir haykırış olduğunu gördüm. 

Yaralarımız ortak, yaralayan ortak, davamız ortak. Yaşasın örgütlü mücadelemiz, yaşasın Onur Yürüyüşümüz!

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin