Muzır Neşriyat’ın yeni podcast serisi “ve perde”de oyuncu ve hayvan hakları aktivisti Güliz Gündüz sokakta varolmanın yaratıcı hallerini, eylemselliğin ve tiyatronun direniş biçimi olarak nasıl kullanılabileceğini anlatıyor.
Muzır Neşriyat’ın yeni podcast serisiyle tanışın!
Oyuncu ve hayvan hakları aktivisti Güliz Gündüz bu podcastte sokakta varolmanın yaratıcı hallerini, eylemselliğin ve tiyatronun direniş biçimi olarak nasıl kullanılabileceğini örneklerle anlatıyor:
Sokakla ilişkimiz, tiyatronun sokakta nasıl bir direnç formuna dönüşebileceği ve alternatif eylem biçimleri üzerine kafa yoracağız.
Gezi’den bugüne sokaklar farklı biçimlerde inşa ediliyor. Ama ben biraz o rutinden çıkmak, sokağın ritmini kırmak üzerine konuşmak istiyorum. Çünkü bazen klasik eylem formları –toplanmak, slogan atmak, yürümek– bize yetmiyor gibi geliyor. Sanki kendi yankı odalarında debeleniyormuşuz gibi.
Bu noktada kendime şu soruyu sordum: Sokağın ritmini nasıl kırabiliriz?
Aklıma ilk gelen şey, bunu bir oyun hâline getirmek oldu. İnsanları içine katabileceğimiz, güncel durumları görünür kılabileceğimiz bir sokak oyunu…
“Unutmaya Karşı Tiyatro” adlı kitapta geçen bir hikâyeyi hatırladım. Yoyo ve Lili adında iki palyaço var. Biri kolunu, diğeri bacağını savaşta kaybetmiş. Görevleri halkı eğlendirmek ama sahnede kendilerini savaşın ortasında bulurlar. Derin meselelere girip sonra “Aman hayır, biz bunları anlatmayacaktık!” diyerek tekrar güldürmeye çalışırlar. Bu sürekli giriş-çıkış hali hem seyirciye farklı bir bakış sunar hem de sokakta alışılmış ritmi kırar.
Bu örnek beni çok etkiledi. Çünkü böyle bir form, hem eğlenceli hem düşündürücü bir direniş biçimi sunuyor.
İlk örneğimizi sistematik nefret söylemiyle sokaklardan toplanarak, barınaklara hapsedilen ve burada öldürülmesi Katliam Yasası’yla meşru hale getirilen hayvanlar üzerine verelim.
Sokağın ritmini kıracak tiyatral bir eylem biçimi düşünelim: İki palyaço – rengârenk ama döküntü kıyafetleri ve kırmızı burunlarıyla – sokağa çıkıyor. Kendilerini tanıtıyorlar. Sonra, örneğin Bursa Osmangazi’deki belediyenin hayvanları yüksek doz uyuşturucuyla öldürmesini ya da Ankara Karataş’ta yer olmadığı halde belediyenin istif ettiği hayvanlar üzerine konuştuklarını varsayalım.
Sonra bir anda birbirlerine dönüp “Hayır hayır! Biz böyle şeyler anlatmayacaktık!” diyerek eğlenceli bir konuya geçiyorlar. Ama gösteri boyunca tekrar tekrar hayvan haklarına dönüyorlar. Bu dalgalanma insanları bir yandan içine çekiyor, bir yandan uzaktan bakmasını ve düşünmesini sağlıyor. Onlar bir gösteri izlediklerini düşünürken, aslında bir direnişe tanıklık ediyorlar.
Bu neden önemli? Çünkü insanlar sokağın ortasında rengârenk iki palyaço görünce gülümsemeye başlıyor. Ama ardından gerçeklerle yüzleşiyorlar. Bu yöntemle hem barınakların iç yüzünü hem de sokakta yaşayan hayvanların doğuştan gelen haklarını anlatmış oluyoruz. Ve bunu bir gösteriyle, bir oyunla, bir direnişle yapıyoruz.
Bu yöntem bizi yalnızca benzerlerimizin duyduğu bir eylemden uzaklaştırır mı dersiniz?
İlk bölümde size belki de alışılmadık bir eylem biçimini, sahneden sokağa taşan bir direnişi anlatmaya çalıştım. Eğer siz de bu meseleye dair kendi bakışınızı, deneyiminizi ya da yaratıcı fikirlerinizi paylaşmak isterseniz, lütfen bize ulaşın. Çünkü bu sahne sadece benim değil, hepimizin sahnesi. Sesiniz bu anlatının bir parçası olabilir.
Dayanışmayla.





Bir Cevap Yazın