Eski mahpus, muzir.org’a, trans kadın ve vegan olarak hapishanede maruz kaldığı ayrımcılık biçimlerini ve kötü muameleyi anlatıyor.

22 Şubat 2025, Cumartesi

İllüstrasyon: Arel Talu, muzir.org

“Hapishaneler içerisindeki insanlar için kuşatıcıdır,” diyor Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) ve şöyle devam ediyor: “Bu kurumlarda bir yanda elinde otoriteyi tutan küçük bir grup vardır, diğer yanda ise bu otoriteye sorgusuz sualsiz itaat etmesi beklenen yığınlar…”
Bu kuşatıcılığa toplumsal eşitsizliği de eklediğimizde transların, kadınların, çocukların ve engellilerin hapishanelerde yeni ayrımcılık biçimleriyle karşılaşacaklarına şüphe yok!

Bir örnek verelim… Trans mahpuslar, kendi cinsiyetlerine göre değil; kimlikte bulunan cinsiyet ibaresine göre koğuşlara yerleştiriliyor ve bu koğuşlarda, diğer mahkumların yararlandığı birçok haktan mahrum bırakılıyor.

Ayrımcılık ve damgalama nedeniyle ismini paylaşmayacağımız eski mahpus trans kadın, onaylanmış bir cezası olduğunu, kamu kurumundaki işini yaptığı sırada öğreniyor ve doğrudan savcı karşısına çıkarılıyor. Cinsiyet kimliğine yönelik ilk ayrımcılıkla bu sırada karşılaşıyor:

“Savcı bana ‘Seni hangi cezaevine göndermeliyim?’ diye sordu: ‘Kadın cezaevine mi, erkek cezaevine mi?’ Kimliğimin cinsiyet hanesinde ne yazdığını sordu, henüz uyum sürecimin bitmediğini söyledim. Bunun üzerine önce hastaneye sağlık kontrolüne, oradan da erkek cezaevine gönderildim.”

Burada erkek koğuşuna mı yerleştirildiniz?
Hayır. “Güvenliğim” için beni erkeklerle bir araya koymayacaklarını söylediler ve boyuna dört, enine üç adımlık bir odaya yerleştirdiler. Girişte erkek gardiyan ve askerler beni aramak istedi. Müsade etmeyince, kadın bir gardiyan geldi, ceplerime baktı, genel bir arama yaptı. Ardından tam bir işkence olan o odaya yerleştirildim. Küçücük bir penceresi var, aynı alanda tuvalet ve duş alacağım bir yer var, ayna yok, hiçbir mahremiyet yok. Ağır bir tecrit. Buraya dayanamadım ve eşofman ipiyle intihara teşebbüs ettim.
İntihar teşebbüsümün ardından kapım hep açık tutuldu, bu süreçte yine hiçbir mahremiyetim yoktu. Sonra beni yeniden ‘hastaneye’ diyerek yola çıkardılar.

Nereye?
Cezaevinin bulunduğu kentteki bir hastaneye gideceğimi zannediyorum ama şehir şehir dolaşıyoruz. Çok sıcak bir gün, havasız bir cezaevi aracı içinde tek fark edebildiğim şehir tabelaları değişiyor sürekli… Meğer, tecrit koşullarının kötülüğüyle bildiğimiz bulunduğum yerden çok uzakta bir kentteki bir hapishaneye götürüyorlarmış.
Buradaki tecrit koşullarının çok ağır olduğunu biliyordum, o yüzden arabadan inmemek için direndim ve burada kısmi felç geçirdim. Muayene sırasında “Darp var mı?” diye soruyorlar, konuşamıyorum, cevap veremiyorum. Sonra bana kalacağım hücrede bir trans kadın mahpus daha olduğunu söylediler. Yalnız olmayacağını bilmek iyi hissettirdi, onu gördüğümde saatlerce ağladım.

İnfaz sürecinde sağlık hakkınız engellendi mi ya da bir ayrımcılığa uğradınız mı?
Son kez gittiğim doktor görüşmesinde ayrımcılık yaşadım ne yazık ki. Cinsiyet uyum süreci için heyet onaylı bir rapor almam gerekiyordu. Doktor “Ben senin cinselliğinle ilgilenmek zorunda değilim” dedi. Bir doktor bunun temel bir hak olduğunu bilmiyor… Belki de biliyor ve ayrımcılık suçu işliyor…

Bu olaydan sonra cinsiyet uyum süreciniz engellendi mi?
Her iki hapishanede de hormon tedavime engel olmadılar, ilaçlarıma erişebildim. Ancak erkek hapishanesi marketlerinde, kadınların ihtiyacı olan ürünler satılmıyor. Oysa orada trans kadını barındırıyorsan, onun ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak zorundasın; bunlar bizim en temel ihtiyaçlarımız…
Ben daha çok vegan olduğum için ciddi sorunlar yaşadım, ancak oda arkadaşım cinsiyet kimliğinden ötürü ciddi ayrımcılığa maruz bırakıldı.
Arkadaşıma yıllarca keyfi sebeplerle cinsiyet kimliğine uygun kadın giysileri giymesine izin verilmemiş, cinsiyet uyum süreci engellenmiş, hormon ilaçlarına erişimi kısıtlanmış, ameliyat olabilme hakkı gasp edilmiş…
Ne yazık ki bu süreçte defalarca cinsiyet uyum sürecini sürdürebilmek, ilaçlarına erişebilmek için ölüm orucuna girmiş, birçok direniş yöntemini uygulamış. Benim de onun yanına yerleştirilmemle bu haklarımız için birlikte mücadele ettik.

Keyfi bir engelleme bu o zaman?
Evet. Arkadaşım müebbet almış biri, açılmadan önce erkek koğuşlarında kalıyor, burada da çeşitli zorbalığa maruz bırakılıyor, ailesi onu trans olduğu için reddediyor… Sabah akşam ağlıyor, her gün mektup bekliyor, o kadar yalnız kalmış ki tecritte yıllarca… Çok yoğun bir duygusal çöküşte. Her gün dilekçeler yazıyor ama cevap alamıyor… Hormon süreci engellendiği için her gün traş olmak zorunda kalıyor; bu, trans bir kadın için o kadar büyük bir işkence ki… 

Mesela arkadaşıma atanmış cinsiyet ve ismi ile hitap ediyorlardı , bunu zamanla ortak mücadelemiz sayesinde yapmayı bıraktılar. Diğer hatırladığım şeyse onun kulaklarını deldirmesine izin verilmemesi. Benim bütün piercing ve küpelerim duruyordu neyse ki onun bu basit isteğini ben yerine getirdim ve küpelerimi ona verdim. 

Bir de aramalar… Erkek cezaevinde kaldığımız için üstümüzü erkeklere arattırıyorlardı. Çok rahatsız oluyorduk, yaptıkları arama değil tacizdi. Defalarca gardiyanlarla kavga ettik, dedektörle aramanın yeterli olacağını, bedenimize dokunmalarını istemediğimizi söyledik. Ziyaretçilerimizi görmek için çıkmak istemiyorduk çünkü giriş çıkış üst aramaları tacize dönüşüyordu. Cezaevi müdürü durdurana kadar bu tacizlere maruz bırakıldık.
İşin şu boyutu da var: Ben demokratik hakkımı kullandığım için hapishaneye atıldım, cezalandırıldım. Yetmiyor gibi bir de cinsiyet kimliğimden dolayı, trans olduğum için cezalandırıldım. Tacize maruz bırakıldım, ‘güvenliğimizi sağlayamayacakları’ gerekçesiyle havalandırmaya çıkarılmadık, spor yapamadık, diğer mahkumların sahip olduğu her haktan mahrum edildik.
Hatta vegan olduğum için, hayvanların yaşam hakkını savunduğum için aç bırakılarak cezalandırıldım. Özetle hapishaneler, translar için ve veganlar için yeniden yeniden cezalandırıldıkları yerler. Sürekli bu hak ihlallerimiz için dilekçeler yazdık ama cevap hep aynı oldu: “Sizin gibi başka yok.” Biz de var mıyız, yok muyuz, belli değil ki… Hiçbir hakkımız yok…

Bu süreçte nasıl beslendiniz?
Hapishanede vegan olduğunuz için size hasta tutsaklara verilen yemekler veriliyor; patates lapa, pirinç… Bu gıdalar doyurucu ve yeterli değil. Sağlıklı vegan yemekler için ölüm orucuna girdim, taleplerim kabul edildi ancak zaten tahliyeme az kalmıştı. Üstelik bu yemediğim yemekler ücretli, tahliye olduğumda iki bine yakın borçlu çıktım… Hem aç bırakıldım hem borçlandım.

Ölüm orucu sizi nasıl etkiledi?
Ölüm orucundayken yazdığım dilekçelere hiçbir cevap gelmedi, defalarca sinir krizi geçirdim, burada yaşadığım bir işkence aklımdan çıkmıyor. Gardiyanlardan biri kolumu ters şekilde büküp, “Geberiyorsa, gebersin” dedi… Hem en temel insan hakları ihlal ediliyor hem de darp ediliyorum ve kötü muameleye maruz bırakılıyorum…
Bu süreçte çok fazla kilo kaybım oldu ancak hiçbir şekilde yorgun, umutsuz hissetmedim. İnsan hakları savunucularından, feministlerden, LGBTİ+’lardan çok fazla mektup aldım. Oradaki tek motivasyonumuz bu mektuplar, başka hiçbir şey yok çünkü. Dayanışma yaşatır, ne demek gerçek anlamını orada gördüm. Ölüm orucundayken umutsuzluğa düşmememin, hayatta kalabilmemin sebebidir o mektuplar.

Hapishane süreci genel itibariyle nasıl etkiledi sizi?

Genel olarak translar hapishanelerde ayrıca kriminalize ediliyor. Ben de bundan olumsuz etkilendim elbette, bu sistematik bir işkenceye dönüşüyor, akıl sağlığımızı korumak mümkün olmuyor. Bunun sonucunda defalarca kez denenmiş ama başarısız sonuçlanmış intihar girişimleri oluyor.

Benim de hapishane sürecinde toplam 3 intihar girişimim oldu ve yeterli bir ruh sağlığı hizmeti almadım onun yerine sorunları pasifize etmek için çok ağır antidepresanlar verdiler. Duygusuz, hissiyatsiz ve sürekli uyku halinde olan bir insana  çevirdiler beni.

Hapishaneden çıktığınızda nasıl hissettiniz?
İnsan sevinemiyor ki… Tahliye olurken arkadaşımı geride bırakmak çok zordu. Arkama bakmak istemedim, biliyorum çok zor olacaktı, ancak dayanamadım ve gördüm ki koğuşun küçücük pencersinden içeride, ayakta, elleri önünde gidişimi izliyor hareketsiz.
Mahvoldum, aklımdan halen çıkmıyor o an. Çıkarken gardiyanlardan tekrar tekrar rica ettim, kötü davranmayın diye… Çünkü trans birinin hapishanede yaşadığı ayrımcılık ve kötü muamelenin birçoğu cezaevi yönetiminin keyfiyetiyle gerçekleşiyor.
Dahası, çıktığınızda zaten trans olarak iş bulmanız zorken, bir de hapisten çıkmış bir trans olarak iki kere damgalanıyorsunuz; seks işçiliğinden başka iş seçeneği kalmıyor. Ben seks işçiliğine dönmek istemedim, bu da açlık anlamına geliyor. Özetle “cezanız” bitse de cezalandırılmaya devam ediyorsunuz. Bu kez sistem tarafından…

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin