Özlem Kahveci, İzmir Demokrasi Üniversitesi’nden Emel Karakaya ve Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca’yla çocuk yoksulluğunu konuştu.

Türkiye’de neredeyse 2 çocuktan 1’i, yoksulluk ve sosyal dışlanma riski yaşıyor. Bu oran 2022 verilerine göre Avrupa’nın en yüksek oranı. Durum böyle olunca bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek talebini, çocuk yoksulluğunu ve gıda sistemindeki sorunları birlikte düşünmek zorunlu hâle geliyor. Akademisyen Emel Karakaya ve Antep Milletvekili Sevda Karaca’ya göre ise çocuklar için iyi gıda talebi diğer hak mücadelesi alanlarının ayrılmaz bir parçası.
Avrupa Birliği istatistik kurumu Eurostat, çocuk yoksulluğunu ölçen en önemli göstergelerden birine sahip. Kurumun AROPE (At risk of poverty or social exclusion) olarak kısalttığı yoksulluk veya sosyal dışlanma riski, yoksulluk riski altında olan veya maddi ve sosyal açıdan ciddi şekilde yoksun olan ya da çok düşük iş yoğunluğuna sahip bir hanede yaşayan kişilerin toplamına karşılık geliyor.
Birimin istatistiklerini paylaştığı son ölçüm yılı olan 2022’deki verilere göre, Türkiye’de 18 yaş altı çocukların yüzde 43,6’sı yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında. Aslında kurumun verilerine ulaşabildiğimiz 2015 yılından bu yana Türkiye hep Avrupa Birliği ortalaması üzerinde çocuk yoksulluğu oranına sahip. Ancak 2015 yılında yüzde 35.5 olan oranın 2021 yılında yüzde 45.2’ye kadar yükseldiği görülüyor.
Yoksulluk kısır döngüsü
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) Mayıs 2024’te yayınladığı değerlendirme notuna göreyse bir ülkede çocuk yoksulluğunun yaygın olması, yoksulluğun kısır döngüsünün kırılamadığının bir göstergesi.
Yoksulluğun kısır döngüsü, yoksulluğun yoksulluk doğurması ya da bir dış müdahale olmadıkça yoksulluğun kuşaklar arası aktarılması olarak tanımlanıyor.
Döngünün yapısı üç aşamadan oluşuyor; Öncelikle yoksul hanelerde yaşayan çocuklar yetersiz beslenme ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişememe gibi kısıtlarla büyüyor. Ardından düşük eğitim düzeyi ve beceri gelişimi gibi sorunlar tetikleniyor. En nihayetinde bu çocuklar yetişkinliklerinde düşük gelirli işlerde çalışmaya mahkûm kalıyor.
Yani Eurostat’ın verileri baz alındığında Türkiye’deki çocukların neredeyse yarısı yoksulluk kısır döngüsüne hapsolma riski altında. Söz konusu risk ise bahsi geçen bu çocukların en azından bir öğün yeterli beslenmeye gereksinimi olduğunu ortaya koyuyor.
“Olan var, olmayan var”dan eşit beslenmeye
Söz konusu kısır döngünün farkında olarak Türkiye’deki çocuk yoksulluğuyla mücadele eden en önemli kuruluşlardan biri Derin Yoksulluk Ağı. Bu dayanışma ağı tarafından hazırlanan Yoksulluk Koşullarında Eğitim: 2024 Türkiye’sinden Portreler Eylül 2024 adlı rapor, İstanbul’un farklı ilçelerinde bulunan 119 öğrenci ve velilerinden toplanan verileri derliyor.
Rapora göre öğrencilerin yaklaşık yüzde 50’si okulda geçirdiği uzun saatlerde yalnızca ekmek arası ve tost yiyebiliyor. Ayrıca ev yemeği götüren öğrencilerin öğününde makarna ve pilav ön planda. Kantinden ne sıklıkta alışveriş yapabiliyorsunuz sorusuna ise yüzde 47.3’ ü hemen hemen hiç derken, yüzde 40.2’si haftada bir diyor.

Derin Yoksulluk Ağı’nın Mayıs 2024’te gerçekleştirdiği bir diğer çalışma ise Okullarda Ücretsiz Beslenme Pilot Çalışması.
Şişli’de dezavantajlı öğrencilerin yoğun olarak devam ettiği bir ilkokulda yürütülen pilot çalışmada iki hafta boyunca okulda ücretsiz beslenme desteği sağlanıyor. Bu süre zarfında, okuldaki tüm çocuklara günde bir öğün beslenme dağıtılıyor. Pilot çalışma öğün desteği sayesinde öğrencilerin beslenme alışkanlıklarında iyileşme tespit ediyor. Ayrıca birlikte kahvaltı yapmak öğrencilerin özsaygısını yükseltirken devamsızlıklarını azalıp derslere katılımlarını arttırıyor. Çalışma zarfında hane bütçelerinde rahatlama olduğunu dile getiren veliler, uygulama menüsünün gıda çeşitliliği bakımından zayıf olduğunu dile getiriyor.
Tek tek gıda kalemlerinin hesaplama için dikkate alınan fiyat listesine buradan bakabilirsiniz.
Bir çocuğun sağlıklı beslenebilmesi için asgari ücretin yaklaşık yarısı gerekiyor
Kadınların birlikteliği ve dayanışmasıyla oluşturulmuş web portalı Ekmek ve Gül, bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek sloganıyla okullarda ücretsiz yemek talep eden kampanyayı örgütlüyor ve yaklaşık iki yıldır bu amaçla binlerce kadını bir araya getiriyor. Emek Partisi Antep Milletvekili ve partinin genel başkan yardımcısı Sevda Karaca hem bir örgütlenme ağı hem de kadın yayıncılığı platformu olan Ekmek ve Gül’ün uzun yıllar sözcülüğünü ve koordinatörlüğünü yapmış. Karaca, Ekmek ve Gül’ün #1ÖğünÜcretsizSağlıklıYemek kampanyasının çocuklarının beslenme çantalarını sağlıklı şekilde dolduramayan kadınların talepleriyle şekillendiğini dile getiriyor:
“Bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek çocukların bir bütün olarak varlıklarını koruyabilmeleri yaşayabilmeleri için çok temel bir mesele. Bizi bu kampanyaya iten, çocukların neredeyse bütün öğünlerini karbonhidratla doldurabilen ilerleyen zamanlarda ise bir makarnayı bile bulamayan yoksul ailelerin koşullarıydı. Bu istek aslında kadınların kendi öz talebi olarak ortaya çıktı. Yoksulluk artıyordu ve kadınların sadece beslenme çantalarını doldurabilmekle ilgili değil, akşam çocuk okuldan eve geldiğinde önüne bir tabak yemek koyabilmekle ilgili dertleri vardı.”
Karaca, Derin Yoksulluk Ağı’nın pilot çalışmasını iyi niyetli bir politika aracı olarak görse de kendi taleplerinin hazır gıdayla oluşturulmuş kahvaltı öğününden fazlası olduğunu dile getiriyor:
“Bugün asgari ücretin yaklaşık yarısı sadece bir tek çocuğun sağlıklı beslenebilmesi için ayrılmak zorunda. Bu tutara Millî Eğitim Bakanlığı’nın Emine Erdoğan’ın himayesinde başlattığı Okulumda Sağlıklı Besleniyorum Programı’nın önerilerini dikkate alarak ulaşıyoruz. Bizim beklentimiz kıytırık bir poğaça iki tane zeytin bir tane de küçük kutu bal değil. Sağlıklı öğün, öğünün malzemelerinin nereden sağlandığı ile bağlantılıdır. Piyasa koşullarında en ucuza getirmeye çalıştığın şey değildir sağlıklı öğün. Çocukların temel ihtiyacı olan besin değerine sahip iyi gıdadır. Emine Hanım’ın söylediği öğünü çocuklara yedirebilmektir. Sadece kahvaltı da değildir. Çocukların yaş grubuna o yaş grubunun ihtiyaç duyduğu öğüne ve o öğünün sağlandığı bölgenin ihtiyaçlarına göre belirlenen öğündür. Devletin bunu yapmaya, sağlamaya kaynağı da var, bütçesi de var, hukuken zorunluluğu da var.”

Okulumda Sağlıklı Besleniyorum Programı’nın örnek menüsü
Belediyelerin iki dudağının arasında bir sistem
Sevda Karaca’ya bu düzenlemenin Millî Eğitim Bakanlığı’na maliyeti sorulduğunda Karaca, piyasa odaklı düşünen maliyet hesaplarının yanıltıcı olduğuna vurgu yapıyor. Kısaltılmış bir gıda tedarik zinciri ile yetiştiriciden aracısız şekilde çocukların öğününe ulaşan ve o bölgenin öğretmenevlerine meslek yüksekokullarına ait mutfaklarda hazırlanmış bir gıda modelini savunuyor. Kentsel gıda planlaması üzerine çalışan ve İzmir Demokrasi Üniversitesi’nde görevli Emel Karakaya Ayalp’a göre Karaca’nın önerdiği model “çiflikten okula” (farm to school) ismiyle dünyanın çeşitli yerlerinde halihazırda uygulamada olan bir model. Ancak bu ve buna benzer gıda modellerinin Türkiye’de uygulanabilirliği büyük oranda belediyelerin inisiyatifine bırakılmış durumda ve Türkiye topu yerel yönetimlere atmak konusundaki tek örnek de değil:
“Çiftlikten okula projeleri hem çocukların sağlıklı beslenmesine olanak tanıyor hem de çiftçiye alım garantisi sağlıyor. Gıda, piyasanın eline bırakılmamış oluyor. Böylelikle rakamları piyasadaki aktörler belirlemiyor. Mesela kooperatifin olmadığı ortamda büyük süt şirketlerinin verdiği rakamlar süt üreticisine bizim aldığımız pet şişe sudan daha ucuzdu. Ancak gıda sektöründen devletler bütün dünyada adım adım aşamalı olarak çekilirken, Türkiye’de çiftçiye devlet desteği 2001 yılında çiftçi kayıt sisteminin oluşturulduğu dönemde bir anda kesildi. 2016 yılında ise Habitat 3 toplantısında Birleşmiş Milletler iklim krizinin sorumluluğunu gıda krizinin sorumluluğunu belediyelere bıraktı. Fakat bu tehlikelidir.”
Çocukların öğünlerinde sıklıkla geçen sütün yıllara göre fiyat artışı
Karakaya, Ekmek ve Gül ile Derin Yoksulluk Ağı gibi organizasyonların kamuyu çocuk yoksulluğu ve gıda egemenliği alanında harekete geçirmeye odaklanan çağrılarının oldukça kıymetli olduğu görüşünde. Çünkü yalnızca yerel yönetimlere bırakılan ve merkezi olmayan bir gıda politikası günün sonunda kırılgan olmaya mahkûm:
“Devletin olmadığı yalnızca yerel yönetimlerin olduğu durumda başkanın iki dudağının arasındasınız ve bu süreksizliği de beraberinde getiriyor. Sadece yerel yönetim eliyle oluşturulmuş politikalarla çok dirençsiz bir ekonomik yapı kurulmuş oluyor. Çünkü size alım garantisini veren yerel yönetim çok değişken bir kurum. Bir yönetim döneminde adanmış idealistler tarafından hayata geçirilen iyi bir uygulama diğer yönetimce bir anda sonlandırılabiliyor. Üstelik devre dışı bırakılmış projelerle kamuyu zarara uğrattığınızda hiçbir ceza almıyorsunuz. O yüzden sivil toplumun kamuyu devreye sokma çabasını inanılmaz önemli buluyorum.”
Kullan-at işçiye dönüşen çocuklar
Beslenmenin yaşam hakkıyla ilişkisinin ve bütün olarak eşit yurttaşlık haklarının ayrılmaz bir parçası olduğunun bilincinde bir kamu iradesi yoksulluk kısır döngüsünü kırmak adına hayati önem taşıyor. Sevda Karaca’ya göre bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek, sadece çocukların haklarını korumakla kalmıyor aynı zamanda bu çocukların çocukluk ve yetişkinlik dönemlerinde yaşayabilecekleri birçok toplumsal sorunun da önüne geçiyor:
“Çocukların sadece ailelerin malı haline getirildiği, çocukların sorunlarınınsa sadece ailelerin baş etmesi gereken sorunlar olarak görüldüğü bu düzende çocukların kaderi baştan çizilmiş oluyor. Yoksul çocuklar sonraki dönemde yoksul yetişkinlere dönüşüyor. Yoksul çocuklar demek devletin çocuk olmaktan kaynaklı haklarının gereğini yerine getirememesi demek. Aynı zamanda bu çocukların her birinin ilerleyen yaşlarında işçi cinayeti iş kazaları vakalarına, anne çocuk ölümleri ve yoksulluk rakamlarına eklenen bir sayı olması demek. Bir öğün ücretsiz yemek, çocukların çocuk olmaktan kaynaklı haklarını sağlamak zorunda olan devletin işte çocukları böylesi olumsuz şeylerin bir rakamı haline getirmemek için yapması gerekendir.”
Diğer mücadelelerle ortak bir talep: Bir Öğün Ücretsiz Sağlıklı Yemek!
Yoksul çocuğun aynı zamanda istismara açık çocuk olduğunu dile getiren vekil, hem gıda üreticilerinin hem de haklarını savunan işçilerin okullarda verilecek yemek adına mücadele etmesinin gerekliliğini savunuyor:
“Yoksul çocuk; eğitim, sağlık, sosyal güvence, sosyal hizmet gibi devletin sunması gereken bütün bu temel haklardan yararlanamadığı için yoksulluğun giderek arttığı koşulların bir parçası haline gelir. Ve bu, onu hem sosyal yardımlara ya da kimi açılardan sadaka ilişkilerine bağımlı kılıyor. Devlet destekli sermaye, kullan at işçi modelini bu kısır döngüyle ayakta tutuyor.
“O yüzden biz ücretsiz sağlıklı yemek talebimizin gerek üretici köylü eylemlerinin gerekse işçi mücadelesinin bir parçası olması gerektiğini savunuyoruz. İşçi direnişlerinde biz şunu tartışıyoruz: Size asgari ücretin bir tık üstünde ücretleri dayatan bu patronlardan gerçekten hakkınızı alabilmek için verdiğiniz bu mücadeleyle bir öğün ücretsiz yemek mücadelesi, iç içe geçmiş bir mücadeledir.
“Çünkü sana hakkını vermeyen o patronun silinen vergi borcuyla, senin patrona kazandırdığın milyarların bir küçücük bölümüyle, çocuğun okulda senin cebinden para çıkmadan hakkıyla doyabilir. Çocuğum bugün ne yiyecek kaygısını yaşamadan hayatına devam edebilirsin.”
Emel Karakaya ve Sevda Karaca’nın hemfikir olduğu diğer bir konu da birbirinden bağımsız hareket eden mücadele alanlarının bir arada daha güçlü olacaklarına dair inançları. Karakaya’ya göre barınma hakkı, emek hakkı ile bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek mücadelesi birbirinden bağımsız değil ve ülkede yaşanan tüm zorluklara rağmen gıda egemenliğine yönelik talepler gün geçtikçe güçleniyor:
“Türkiye’de gıdayla ilgili sorunlar derinleştikçe örgütlenen insan sayısı da artıyor. Gıdayla ve çocukların yoksulluğuyla ilgili dertlenen insan sayısı da artıyor. Nasıl ki hani hayvan yasasıyla beraber bir de karşıtı geldiyse, kamu yasaya karşı derin bir direnç gösterdiyse, gıda konusu da öyle. Hiçbir şey bir günde, bugünden yarına olmuyor. Bir şekilde bu direnci sürdürmek zorundayız, zaten insan olmanın gereği budur.”





Bir yanıt yazın