“Kürtaj için feminist dayanışma ağları oluşturmak, kuşaklar arası deneyime kulak vermekten ve kapsayıcı olmaktan geçiyor.”

Sinem Esengen

Türkiye’de kürtaj 41 yıldan beri yasal.

1983 yılında yürürlüğe giren 2827 No’lu Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’la birlikte yasalaşan kürtaj, iktidarın nüfus politikaları ve dini referanslarla yola çıkarak ürettiği politik atmosferde kamu hastanelerinde kürtaja erişim yıldan yıla azalıyor.

Türkiye’nin Google aramalarında “kürtaj”ı sıklıkla “yasak” ve “günah” kelimeleriyle birlikte aradığını da düşünürsek kürtajın toplumda rahatça konuşulmayan bir deneyim olduğu sonucuna varabiliriz.

Sinem Esengen kürtajı yasal mevzuat dışında deneyimleyen kadınlarla görüştü ve bu deneyimdeki dayanışma ağlarını sordu. Esengen’in  2021 tarihli “Türkiye’deki gençlerin yasa dışı kürtaj deneyimlerinde sosyal dayanışma ağlarının etkisi” isimli yüksek lisans çalışması feminist bir araştırma.

Kendisiyle Türkiye’deki kürtaj deneyimlerindeki dayanışma ağlarını konuştuk.

Tezinizi “Anneannem için” diye imzalamışsınız…

Evet. Tez konusuna karar verdiğimde anneannemi aradım ve konuyu onunla paylaştım. Konu üzerine konuşurken anneannem de bana gençliğinde kendisinin ve çevresindeki kadınların deneyimlerini anlattı. Ondan duyduklarım tezimin kapsamında değil elbette ancak dinlediklerim tezim için bana fikir veriyordu ve bu gündem yeni bir gündem değildi. İşin ilginç tarafı aradan yıllar geçmesine rağmen bu konu hep gündem.

Onu dinlerken fark ettim ki feminist mücadelede kuşaklar arası iletişimde iyi değiliz. Ben de fark etmeden benden sonraki kuşaklara yaş hiyerarşisi kurabiliyorum oysa birbirimizden öğreneceklerimiz çok.

Diğer yandan anneannem patriyarkal sistem içerisinde kendi var etmenin yöntemlerini yaratmış bir kadın, bu yöntemler her zaman feminist yöntemler olmasa da önemli. Bu sebeplerle tezi anneanneme ithaf ettim.

Bu konuyu çalışmaya nasıl karar verdiniz?

Kürtaja dair ilk bilgilerimi edindiğimde Türkiye’de “Her kürtaj bir Uludere’dir”, “Tecavüz sonucu hamile kalırsanız doğurun, devlet bakar” gibi söylemlerin yükseldiği bir dönemdi.

Lisans eğitimi için gittiğim Hollanda’da yeni tanıştığım benden birkaç yaş büyük bir arkadaşım, hamile kaldığını ve doğurmak istemediğini benimle paylaştı. Kürtaj kararını verdiğinde gebeliği sonlandırmak için kliniğe birlikte gittik. Klinikte arkadaşıma ilk söyledikleri şey üç çeşit kürtaj yöntemi olduğuydu.

Türkiye’de kürtajın nasıl tartışıldığını ve Türkiye’de kürtaj olmak için kliniğe giden bir kadına ilk neler söylendiğini, yasal olduğu halde fiili olarak yasaklayan hastaneleri düşününce Hollanda’daki kliniğin açıklamasının beni nasıl etkilediğini tahmin etmek zor olmaz.

Özellikle Türkiye’ye döndüğümde şunu düşündüm, bu kadar medikal imkan varken kürtaj halen zor erişilebilir bir şey ve sanırım biz bunun mücadelesini yeteri kadar vermiyoruz. Evet, Türkiye’de kürtaj yasal; nispeten liberal de bir yasamız da var. Hatta bazı Balkan ve Orta Doğu ülkelerinden daha görece özgürlükçü bir yasaya sahibiz. Buna rağmen devlet hastanelerinde bu hizmeti almak kolay değil.

Kadir Has Üniversitesi’nin 2020 yılı “Yasal Ancak Ulaşılabilir Değil: Türkiye’deki Kamu Hastanelerinde Kürtaj Hizmetleri” raporunda da bunu görüyoruz. Ancak devlette erişemesek de özel hastanelerde bir şekilde ulaşabildiğimiz için bu konuyu yeterince konuşmuyoruz. Böylece tezimin konusu ortaya çıktı.

Fotoğraf: Jivan Güner / csgorselarsiv.org

Kürtajı neden az konuşuyoruz?

Kürtaja evli ve çocuklu kadınların erişimi nispeten daha kolay olabiliyor. Öncelikle ne olursa olsun özgürlükçü bir yasa var. Bence asıl sebep cinselliğin konuşulmaması. Bekaret tabusu, çok partnerli yaşamak bunlar konuşulmadığı için kürtaj da konuşulmuyor. Çalışmaya başladığımda damgalama kaynaklı olduğunu düşünüyordum ancak çalışmadan sonra bu fikrim değişti.

Diğer yandan elbette bekar kadınlar için ciddi bir damgalama sebebi ve bu sebeple bu hizmete erişemeyen ya da üzerine konuşamayan, deneyimini paylaşamayan çok kadın var.

Kamu hastanelerinde kürtaj yapmayı reddeden doktorlar ya da narkoz vermeden ağrıyla kürtaja zorlanan kişiler var özel hastanelerdeyse kürtaj kararını sorgulayan doktorlar çıkabiliyor. Bunlar elbette obstetrik şiddete dahil.

Görüşmecilerimden birisi işlem sırasında uyanıp, acı çektiğini söylediğinde doktor “yapmasaydın o zaman” demiş mesela… Bu da şiddet.

Burcu Pehlivan’ın “Türkiye’de Kürtaj: Gebelik kaybı sürecine doğum-teşvik politikaları ve sağlık çalışanları üzerinden bakmak” tezinde kliniklerde kürtaj işlemi aynı olsa bile kürtaj olana göre farklı ücretlendirildiğine dikkat çekiyor. Evliyse daha az ücret ancak bekarsa daha yüksek ücret talep edildiğini yazıyor. Bu da şiddet.

Yasa dışı kürtajdan neyi anlamamız gerekiyor?

Yasa dışı kürtaj tanımını yaparken 1983’te çıkan Nüfus Planlaması Hakkında Kanunu’nun kimleri dışarıda bıraktığı kimleri kapsadığına baktım. Aslında kürtajı düzenleyen tek bir yasa yok, mesela Ceza Kanunu’nda da kürtaja dair ifadeler var. 18 yaşında olacaksın, on hafta içerisinde, son hatırladığın regl dönemi itibariyle sayılıyor, kimlerin yapabileceği sıralanıyor kanunda. Cinsel şiddete bağlı bir gebelikse yirmi haftaya kadar kürtaj hakkı var ancak erişimi zorlaştıran uzun bir onay süreci var… 18 yaşından küçüksen vasiden, evliysen eşinden izin almak gerektiği yazıyor ancak Türk Ceza Kanunu’nda da eş rızası almadan kürtaj yaptırmaya dair tanımlanmış bir ceza yok mesela.

Görüşmecilerim içinde 18 yaş altı aile rızası olmadan kürtaj olan kişiler, on haftanın üzerinde kürtaj yaptıranlar vardı.

Diğer yandan yarı yasal olarak tanımlayabileceğim bir durum daha vardı, kişi yasal kürtaj olmuş ancak kürtaj sırasındaki kötü muamele nedeniyle kürtajın illegal olduğunu düşünüyordu. “Ben yanlış bir şey yapıyorum”un hissettirildiği kürtajlar bunlar.

Bir de güvenli-güvensiz kürtaj terimi var. Burada da Dünya Sağlık Örgütü’nün güvenli kürtaj tanımına bağlı kaldım. Çünkü bazen yasal olmayan ancak güvenli olan kürtaj deneyimleri bazense yasal ama güvensiz kürtaj deneyimleri var. Hapla kürtaj yasal olmayabilir ama güvenli olarak yapılıyor mesela.

Dayanışma ağları nasıl oluşuyor?

Kürtaja erişimin az olduğu durumlarda kadınlar eğer kürtaja dair bilgileri formal yollardan öğrenemiyorlarsa kendi informel ağlarından öğreniyor.

Mesela Rosalind Petchesky kitabında kadınların tesadüfi bulduğu bir kuyudan bahsediyor. O kuyudan su içince düşük meydana geliyor aslında kurşun zehirlenmesi yaşıyorlar. Özetle kürtaj yasal olmasa da kadınlar bir yolunu bulmaya çalışmış tarih boyunca ve bu bilgileri kuşaklar arasında aktarımla sürdürmüşler.

Dayanışma ağlarına dünyadan örnekler verir misiniz?

En bilinen kürtaj dayanışma ağından bahsedelim mesela, feminist Jane Kolektifi. Bu kolektif 1969’da Chicago’da bir grup kadın tarafından kadınlara yasa dışı kürtaj sağlamak amacıyla kuruldu. Bir başka örnek Fransa’daki Mouvement de liberation desfemmes (MLF). MLF ise Simone de Beauvoir gibi çoğunlukla ünlü kadınlar tarafından imzalanan ve kişilerin kürtaj olduğunu deklare eden bir metin ile başlar.

Fotoğraf: KEYSTONE/MAXPPP

Türkiye’de kürtaj deneyiminde partnerler, aile ve sosyal çevre hangi grup daha dayanışmacı?

Genellikle kişilerin sosyal çevresiyle dayanışma gelişiyor. Bu konuya dair deneyimi olan ya da deneyimi olan birini bilen bir kişiyi tanıması dahi kişiyi kürtaj sürecinde destekleyebiliyor. Bazen kürtaj hakkında bilgisi olup olmadığını bilmediğimiz ancak cinsellik üzerine rahatça konuşan bir kişi bile olabilir bu kişi.

Genellemeyeyim ancak benim gördüğüm kadarıyla çevrelerinde bu ağa sahip olmayan kişiler genelde ailedeki diğer kadınlarla bu ağı kuruyor. Önce yaşıtı kadınlarda, eğer onlarla olmuyorsa anne, anneanne gibi. Bu durumda ailedeki erkeklerle ağ kurulmuyor tabi şaşırtıcı değil babayla cinsellik nasıl konuşulmuyorsa kürtaj da konuşulmuyor.

Benzer şekilde kurulmayan ağlardan biri de partnerle. Daha çok bekar kişilerle görüştüm ve kürtaj sürecini partnerlerle paylaşmadıklarını gördüm. Çok farklı sebepleri var bunun ancak yardımcı olmayacaklarını düşündükleri için sıklıkla dile getirildi. Partnerleriyle süreci paylaşan kadınlardan da hep şunu duydum: “Bir şey söyledi ve kalbimi kırdı, yalnız hissettirdi.”

Yurt dışında bu çalışmayı sunduğum bir anda bir kadın dönüp “Ben sivil toplum kuruluşlarına, feminist örgütlere giderdim” dedi ancak benim çalışmamda bu ağlardan faydanan pek kadın yoktu.

Örgütlü kadınlar var mıydı görüşmecileriniz arasında?

Az da olsa vardı ancak aynı örgütteki aileleri ya da partnerleri bunu duyar diye örgütten destek almadığını söylediler. Özetle örgütsel destek yolu hiç tercih edilmemiş.

Son olarak psikolojik destek kısmı atlanıyor. Ne olursa olsun kürtaj “birkaç hücre aldırdım ve kurtuldum” deyip geçilen bir durum değil, hem günlük hayatında yaşamadığın bir deneyimi yaşıyorsun tabi farklı şeyler hissedeceksin ancak psikolojik desteğe yönlendirilmiyoruz. Diğer yandan özel kliniklerde kürtaj olan kişiler zaten bunun için para harcamış oluyor bir de mental sağlığı için ödeme yapmak istemiyor. Sivil toplum burada da devreye girebilir ama örgütlü feministlerin dahi aklına gelmeyebiliyor.  

Tabi aksi örnekler de var. Sivil toplumda çalışan bir görüşmecim özellikle sivil toplumun taşradaki kadınlara desteğini de anlattı.

Son olarak kürtaj ve dayanışma ağlarını konuştuğumuzda bu deneyimin sadece kadınlarla sınırlamamız gerektiğini de eklemek isterim. Nonbinaryler ya da rahmi olan trans erkekler de için de kürtajı konuşmamız gerekiyor. Arjantin kürtaj hakkı eylemlerini çok queer feminist bir şekilde örgütledi mesela. Kürtaj hakkı mücadelesinin daha kapsayıcı olacağını umuyorum. Kürtaj için feminist dayanışma ağları oluşturmak için kuşaklar arası deneyime ve kapsayıcılığa ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin