Dün, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’ydü.
Türkiye’de öğretmenlerin daha çok 24 Kasım’da hatırlanmasına alışığız. Oysa 5 Ekim, UNESCO ve ILO’nun 1966’da kabul ettiği Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’nın yıl dönümüne dayanıyor; öğretmenlerin mesleki statüsünü, çalışma koşullarını ve güvencelerini merkeze alan uluslararası bir gün.
Bu yüzden öğretmenliği yalnızca “fedakârlık”, “kutsallık” ve yılda bir kez söylenen güzel sözlerle anmak yetmiyor. Çünkü öğretmenler bugün taban maaştan iş güvencesine, karşılıksız mesaiden sendikal haklara kadar çok temel sorunlarla karşı karşıya.


Merve Baltan’ın söylediği gibi mesele, Öğretmenler Günü’nde hatırlanmak değil; “yılın geri kalan 364 gününde de bir emekçi olarak haklarının tanınması.”
Ve çalışma hakkı herkes için eşit biçimde güvence altında olmadıkça bu tablo tamamlanmış sayılmaz. Zoe Lila’nın yaşadıkları da bunu gösteriyor: hedef gösterilmesinden işini kaybetmesine, ayrımcılık başvurularından işe iade ve eşit çalışma hakkı talebine uzanan süreç hâlâ devam ediyor.
5 Ekim geçti.
Öğretmenlerin emeği, güvencesi, eşitliği ve çalışma hakkı ise takvimde tek bir güne sığmıyor.
Dünkü Dünya Öğretmenler Günü’nün ardından, öğretmenleri kutlamaktan önce “hangi koşullarda çalıştıklarını ve hangi haklar için mücadele ettiklerini hatırlıyoruz.”





Bir Cevap Yazın