Berlin Hayvanat Bahçesi 1844’te açıldı. Almanya’nın ilk hayvanat bahçesiydi. Aradan 182 yıl geçti. Bu süre içinde hayvan davranışları ve bilişine ilişkin bilimsel bilgi köklü biçimde değişti. Hayvanların karmaşık sosyal ilişkiler kurabildiğini, acı ve stres yaşayabildiğini öğrendik.
Bir çok hayvanat bahçesinde hayvanların kötü koşullar altında yaşamaya çalıştığını ve hatta tamamen yetersiz bakım sebeplerine dayalı olarak öldüklerini biliyoruz. Bunun yanı sıra şartların çok iyi olduğu beş yıldızlı bir hayvanat bahçesinin dahi esaret anlamına geldiğinin de farkındayız. Fakat toplumumuzda hayvanat bahçesi kültürü ortadan kalkmadı.
Neden ebeveynler hala çocuklarını hayvanat bahçelerine götürürerek doğalarından koparılmış hayvanların vitrin gibi sunulmasını destekliyorlar? Bir gorilin camın arkasında yaşaması neden çoğu zaman “esaret” kelimesiyle değil, “hayvanı yakından görmek” deneyimiyle tarif ediliyor? Bir hayvanın yaşam alanının insanlar tarafından belirlenmesi neden gündelik hayatımızda üzerinde düşünülmesi gereken bir etik mesele olarak görülmüyor?
4.000 hayvandan 91’ine

Berlin Hayvanat Bahçesi’nin tarihi, savaşın hayvanların yaşamı üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor. II. Dünya Savaşı’nın başında Berlin Hayvanat Bahçesi’nde 4.000’den fazla hayvan bulunuyordu. Savaşın sonunda yalnızca 91’i hayatta kalmıştı. Hayvanat bahçesi ağır bombardımanlar sonucunda büyük ölçüde yıkılmıştı.
1945’te yeniden açıldı. Günümüzde hayvanların yaşam şartlarını insanların belirlediği sömürü düzeni hâlâ aynı şekilde devam ediyor.
41 yıllık yaşam sona erdi
23 Eylül 2026’da Berlin Hayvanat Bahçesi, 41 yaşındaki goril Mpenzi’nin ölümünü duyurdu.
Mpenzi 1985 yılında Berlin Hayvanat Bahçesi’nde doğmuştu. Hayatının tamamını burada geçirdi. Dişlerindeki ciddi sorunlar nedeniyle veterinerlik müdahalesine alındı. Yetkilinin açıklamasına göre işlem sırasında ilk azı dişi çekildi. Diğer iki azı dişinin köklerinde de ciddi hasar bulundu ve onlar da çıkarıldı. Mpenzi işlem sonrasında uyanırken solunumu durdu ve yeniden hayata döndürülemedi.
Bilinen en yaşlı goril, 69 yaşındaki Fatou
Mpenzi’nin büyükannesi Fatou, 2026’da 69 yaşına girdi. Berlin Hayvanat Bahçesi onu dünyanın yaşayan en yaşlı gorili olarak tanımlıyor. Fatou, 1959’dan beri burada tek başına yaşıyor.
PETA, 2022’de Berlin Hayvanat Bahçesi’nin de aralarında bulunduğu hayvanları esaret altında tutan kurumlar hakkında kuyruksuz maymunların barındırılma koşulları nedeniyle suç duyurusunda bulundu. Örgüt, Fatou’nun uzun süreli yalnız başına tutulmasını da eleştirilerinin arasında gösterdi.

Babunların yetersiz barınak yapısı
Berlin Hayvanat Bahçesi’ndeki mantelpavianlar, yani hamadryas babunları (Papio hamadryas), kayalık bir alanda tutuluyor. Yaşam alanlarında doğal toprak ve ağaç bulunmuyor. Çevrenin önemli bölümü kaya ve sert yüzeylerden oluşuyor.
Hamadryas babunları karmaşık sosyal gruplar halinde yaşayan primatlardır. Tımarlama, iletişim, yavru bakımı, çatışma ve uzlaşma sosyal yaşamlarının önemli parçaları. Beslenme de geniş bir davranış repertuvarı içeriyor. Doğal koşullarda besin arıyor, seçiyor, manipüle ediyor ve farklı kaynaklara ulaşmak için hareket ediyorlar.

Ziyaretimiz sırasında bakıcının yiyecekleri alanın içine attığını gözlemledik. Yetişkinlerle küçük bireyler arasında yiyeceğe erişim konusunda çatışmalar yaşandığını ve bazı küçüklerin yiyeceğe ulaşamadığı anlar olduğunu da gördük. Bu gibi durumlar küçük bireylerde stres yaratacaktır bu sebeple yetersiz beslenme durumu gelişebilir.
Ayrıca tür içi bir çatışmadan kendini izole etmek isteyen bireyin saklanabileceği bir alan göremedik. Barınağın yapısı bu kadar kalabalık bir grubun stresten uzak bir yaşam için ihtiyacı olan alana dağılma, birbirinin alanından uzak olma gibi durumları karşılayabilecek boyutta değildi.
Fillerin yetersiz alanı
Hayvanat bahçeleri ‘ziyaretçi ekonomisi’ni öncelikler sıralamasında en üste koyduğu için fil gibi büyük cüsseli ve merak edilen türler için çoğu zaman alan kısıtlı olur ve içeri geçiş kapıları da gün boyunca kapalı tutulur. Dolayısıyla Gaziantep Hayvanat Bahçesi gibi, Atina Hayvanat Bahçesi gibi yerlerde de gördüğümüz şekilde Berlin’de de yetersiz bir alanın içinde yaşayan fillerin içeri geçiş kapılarının gün içerisinde tamamen kapalı tutulduğunu gözlemledik.
Bu durum hayvanların kendilerini istedikleri zaman ziyaretçiden izole etme tercihlerini ellerinden alıyor. Yoğun ziyaretçi günlerinde hayvanların strese girmelerine sebep oluyor.

Penguenler için yaratılmış yapay habitat
Sıcaklık derecesi bu türlerin fizyolojisi açısından önemli fakat habitat ise bundan çok daha geniş bir kavram. Kral penguenleri doğal yaşamlarında denizde avlanıyor, dalıyor ve koloniler halinde yaşıyor. Deniz, akıntı, av arama, dalış, hareket ve koloni yaşamı bir bütün oluşturuyor. Berlin’deki yapay kaya, su ve kontrollü sıcaklık bu özelliklerin bazılarını taklit edebilir fakat burada daha temel bir soru var: İnsanların seyretmesi için tasarlanmış bir alanı, hayvanın yaşam alanı olarak kabul etmeye neden bu kadar alışığız?
Küçük primatlar için ayrılmış aşırı küçük alanlar
Berlin Hayvanat Bahçesi’nde gördüğümüz küçük primatlardan biri kırmızı titi (Plecturocebus cupreus) idi. Küçük bir primat olmaları, küçük bir yaşam alanına ihtiyaç duydukları anlamına gelmiyor. Ağaçlarda yaşayan, dallar arasında hareket eden ve sosyal ilişkileri güçlü olan bu hayvanların yaşam alanlarının dikey alan, hareket imkânı, bitki örtüsü ve davranışlarını gerçekleştirebilecekleri çeşitlilikle değerlendirilmesi gerekiyor. Fakat titiler için yaratılmış alan ise bu açıdan son derece sınırlı bir alan ve yapay çevre sunuyor.
Büyük kedilerde stereotip hareketler
Büyük kedilerin bazılarında tekrarlayıcı hareketlere şahit olduk. Gözlemlerimiz Berlin Hayvanat Bahçesi hakkında daha önce yayımlanan eleştirilerle örtüşüyor.
Pandalar koruma altında mı yoksa birer diplomasi aracı mı?

Berlin’de bulunan pandalar, hayvanat bahçelerinin “koruma” iddiası ile hayvanların vitrin olarak sergilenmesi tartışmasının en belirgin örneklerinden biri. Söz konusu pandalar olunca Çin devleti, uluslararası zoolojik kurumlar, bilimsel araştırmalar, diplomatik ilişkiler aynı sistem içinde buluşuyor.
Dev panda (Ailuropoda melanoleuca) yalnızca Çin’de yaşıyor. Çin’in son ulusal araştırmalarında yabani popülasyonun yaklaşık 1.900 birey olduğu biliniyor. Çin, esaret altındaki üretim programlarını da bu koruma sisteminin bir parçası olarak tanımlıyor. Üreme programlarının genetik çeşitliliğin korunmasına, hastalıkların araştırılmasına ve gelecekte yeniden doğaya kazandırma çalışmalarına katkı sağladığını savunuyor.
Ancak konuyu incelediğimizde ortaya çıkan tablo Çin Devleti’nin pandaları diplomasi için kolayca nesneleştirdiğini ortaya koyuyor. Eylül ayında Xi Jinping, Donald Trump’la görüşmesinin ardından Atlanta Zoo’ya gönderilecek iki pandayı “dostluk elçileri” olarak tanımladı. Ping Ping ve Fu Shuang birkaç gün sonra Atlanta’ya ulaştı; iki hayvan Çin ile ABD arasındaki on yıllık bir anlaşmanın parçası olarak gönderildi. Associated Press de bu anlaşmayı Çin’in “panda diplomasisi”nin güncel bir örneği olarak nitelendirdi.
Almanya merkezli hayvan ve tür koruma kuruluşu Pro Wildlife, Berlin Zoo’nun 2024’te doğan panda yavruları üzerinden yaptığı değerlendirmede çok daha farklı bir tablo çizdi. Kuruluş, yurtdışındaki hayvanat bahçelerinde panda tutulmasının esas olarak hayvanat bahçelerinin ekonomik çıkarlarına ve Çin’in panda diplomasisine hizmet ettiğini; yabani pandaların korunmasına katkısının ise sınırlı kaldığını savundu.
Berlin’de hayvanat bahçelerine karşı eylem

Berlin Hayvanat Bahçesi’ne yönelik eleştiriler sürerken, hayvanat bahçelerinin kapatılması talebiyle 4 Ekim’de Berlin’de bir protesto düzenlendi. Hayvan hakları ve çevre alanında faaliyet gösteren Mission Erde e.V. tarafından desteklenen eylemde, hayvanların esaret altında tutulmasına ve hayvanat bahçelerinin meşrulaştırılmasına karşı çıkıldı.
Mission Erde, Almanya merkezli bir çevre ve hayvan hakları kuruluşu. Kuruluş; yaban hayvanlarının korunması, türlerin yaşam alanlarının savunulması ve hayvanların sömürülmesine karşı çalışmalar yürütüyor. Örgüt, özellikle hayvanat bahçeleri ve hayvanların esaret altında tutulması konusunda eleştirel bir tutum benimsiyor.
4 Ekim Pazar günü Berlin’de gerçekleşen Anti-Zoo gösterisi, hayvanat bahçelerinin kapatılması talebini kamuoyunun gündemine taşıdı. Eylemde Berlin Hayvanat Bahçesi de protestocuların eleştiri yönelttiği kurumlardan biri oldu.





Bir Cevap Yazın