İklim kriziyle mücadele kapsamında fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş küresel ölçekte hız kazanırken, enerji üretimi de tekelleşmeden uzaklaşarak halkın ortaklığına dayanan “enerji demokrasisi” modeline evriliyor. Dünya genelinde güneş paneli ve batarya maliyetleri tarihi dip noktalarını görürken, vatandaşların bir araya gelerek kurduğu Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri küresel bir hareket haline geldi. Ancak yayımlanan son uluslararası raporlar ve güncel veriler, enerji kooperatiflerinin bu kez de hantal bürokratik mevzuatlar ve şebeke yetersizlikleri (grid congestion) duvarına çarptığını ortaya koyuyor. Dünyada yaşanan bu yapısal sıkışma, Türkiye’nin güneş potansiyeli en yüksek illerinin başında gelen Antalya’daki yerel kooperatif girişimlerinin de kaderini belirliyor.
Enerji kooperatifleri dünyada istikrarlı artışını sürdürüyor
Londra merkezli küresel enerji dönüşümü ve temiz enerji verileri üzerine çalışan düşünce kuruluşu Ember tarafından yayımlanan Nisan 2026 tarihli Küresel Elektrik İncelemesi raporuna göre, dünya enerji tarihinde ilk kez yenilenebilir enerji kaynakları, küresel elektrik üretiminde kömürü geride bırakarak yüzde 33,8’lik paya ulaştı. Küresel elektrik talebindeki büyümenin yüzde 75’ini tek başına güneş enerjisi karşılarken, bu dönüşümün tabandaki motoru enerji kooperatifleri oldu. Avrupa Enerji Kooperatifleri Federasyonu (REScoop.eu) verilerine göre, sadece Avrupa’da 2 bin 500’ün üzerinde enerji topluluğu bulunuyor ve bu yapılar aracılığıyla 2 milyondan fazla vatandaş doğrudan üretici konumunda yer alıyor.
Öte yandan, kooperatifçiliğin önündeki en büyük teknik engel olan “güneş olmadığı anlardaki kesintili üretim” sorunu da batarya teknolojisindeki maliyet düşüşleriyle aşılıyor. Küresel lityum-iyon batarya maliyetlerinin son bir yılda yüzde 45 oranında düşmesi, kooperatiflerin ürettikleri enerjiyi depolayarak ortaklarına kesintisiz dağıtmasını ekonomik olarak uygulanabilir kıldı.
Bürokratik engeller Avrupa’nın da gündeminde
Teknik ve ekonomik avantajlara rağmen, enerji kooperatiflerinin yaygınlaşma hızı resmi hedeflerin gerisinde kalıyor. Avrupa Sayıştayı’nın (ECA) yayımladığı son özel rapor, AB’nin “nüfusu 10 binin üzerindeki her belediyede en az bir enerji topluluğu kurulması” hedefinin bugüne kadar ancak yüzde 27’sine ulaşılabildiğini gösteriyor. Raporda, büyüme hızının yavaş kalmasının temel nedeni olarak üye ülkelerdeki mevzuat karmaşası ve kentsel alanlardaki yasal boşluklar işaret ediliyor. Özellikle çok daireli apartmanlarda yaşayan vatandaşların ortak çatı paneli kurarak ürettikleri elektriği kendi aralarında hukuken paylaştırmasını düzenleyen net bir mevzuatın bulunmaması, kent kooperatifçiliğinin önünü tıkıyor.
2013’te Türkiye’de gündeme geldi
Türkiye’de yenilenebilir enerji kooperatifçiliğinin temeli, 2013 yılında çıkarılan Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği ile atıldı. Bu dönemde devlet, tabana yayılan küçük ölçekli yeşil enerji yatırımlarını doğrudan ve güçlü şekilde destekliyordu. Sistemin en büyük lokomotifi ise Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamında uygulanan dolar bazlı alım garantisiydi. Kooperatiflerin ürettiği ihtiyaç fazlası elektrik, devlet tarafından kilovat saat başına 13,3 ABD Doları senti gibi oldukça yüksek bir fiyattan satın alınıyordu.
Bunun yanı sıra kurulum aşamasında Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) ve Avrupa Birliği Katılım Öncesi Yardım Aracı Kırsal Kalkınma Programı (IPARD) gibi programlar üzerinden projelere yüzde 50 ila yüzde 65’e varan oranlarda nakdi hibeler sağlandı. Bürokratik engellerin minimumda tutulduğu bu iklim sayesinde, yatırımlar kendisini iki ila üç yıl gibi kısa sürelerde amorti ederek ortaklarına doğrudan ekonomik katkı sunmaya başladı.
Mevzuattaki kolaylık 2019’da son buldu
Sistem halk tabanına yayılmaya ve enerji demokrasisi yaratmaya başlamışken, Mayıs 2019’da yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ardından gelen EPDK yönetmelik değişiklikleri sektöre adeta kilit vurdu. Dağıtım şirketlerinin şebeke altyapısı yetersizliklerini ve faturalandırma aşamasındaki aşırı iş yükünü gerekçe göstererek koydukları rezervler, mevzuatın sertleşmesinde ana etken oldu.
Yeni düzenlemeyle birlikte dolar bazlı yüksek alım garantisi tamamen kaldırılarak fiyatlar Türk Lirası’na endekslendi ve bu durum yatırımların geri dönüş süresini on yılı aşan bir vadeye fırlattı. En büyük darbe ise ticari satış yasağı ve tüketim şartıyla geldi. Kooperatiflerin serbest piyasaya elektrik satıp nakit kâr elde etmesinin önüne geçilirken, “mahsuplaşma” kuralı getirildi. Bu kural uyarınca kooperatiflerin sadece ortaklarının evlerinde ya da işyerlerinde tükettikleri elektrik miktarı kadar üretim yapmasına izin verildi, böylece halkın üretimden doğrudan gelir elde etme modeli ortadan kalktı.
Kooperatiflerin karşılaştığı bir diğer kritik sorun ise şebeke yetersizliği olarak öne çıkıyor. Güneş enerjisi yatırımlarındaki ani patlama, mevcut elektrik şebekelerinde kapasite aşımlarına yol açıyor. Dağıtım şirketlerinin kapasite tahsisinde önceliği büyük ölçekli ticari santrallere vermesi, yerel kooperatiflerin kurduğu küçük ölçekli sistemlerin şebekeye bağlanma süreçlerinin aylarca gecikmesine neden oluyor. Uluslararası kooperatifler, bu tıkanıklığı aşmak amacıyla artık sadece üretim yatırımı yapmıyor; kendi yerel depolama tesislerini ve akıllı şebekelerini kurarak merkezi sistemlerden bağımsızlaşma yoluna gidiyor.
Troya Enerji Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Oral Kaya, Türkiye’de enerji kooperatifçiliğinin tarihsel sürecini, karşılaşılan bürokratik engelleri ve modelin taşıdığı büyük potansiyeli anlattı.

“Avrupa, Birinci Dünya Savaşı sonrasında başardı”
Yenilenebilir enerji kooperatifçiliğinin dünyada köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Oral Kaya, özellikle Avrupa ve Amerika’da bu modelin yerel yönetimler ve halk ortaklığıyla büyüdüğünü belirtti. Kaya, “Avrupa, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından küçük yerleşim yerlerinde elektrik ihtiyacını karşılamak adına rüzgâr ve küçük akarsuları kullanarak bu işin öncülüğünü yaptı. Örneğin Danimarka, rüzgâr enerjisinde kooperatifçilik modeliyle zirveye tırmandı. Amerika’da ise eyaletler arası mesafelerin uzaklığı, iletim hatlarının ücra köşelere ulaşmasını zorlaştırdığı için yerel kooperatif girişimleri hızla ön plana çıktı” dedi.
Türkiye’de ise bu kavramın henüz çok yeni olduğunu ifade eden Kaya, “enerji kooperatifi” kelimesinin ülkede ilk kez 2013-2014 yıllarında telaffuz edilmeye başlandığını ve o dönem Enerji Bakanlığı’nın bile bu alanda somut bir çalışması bulunmadığını aktardı.
“Halk kooperatifçiliğe yabancı değil ama enerji uzmanlık gerektiriyor”
Türkiye’de toplumsal hafızada tarım, konut ve tüketim kooperatifçiliğinin önemli bir yer tuttuğunu ve halkın bu kültüre yabancı olmadığını belirten Kaya, enerji kooperatifçiliğinin ise yapısı gereği ayrıştığını ifade etti:
“Enerji kooperatifçiliği çok daha teknik ve ciddi uzmanlık gerektiren bir yapı. Bu yüzden kooperatif ortakları, başlangıçta teknik detaylar ve hukuki mevzuatlar konusunda yetersiz kalabiliyor. Bu da sürecin önündeki en büyük yapısal eksikliklerden biri.”
“Yeni kooperatif kurulamıyor”
Türkiye’de enerji kooperatifçiliğinin önünün açılması için uzun süre Ticaret Bakanlığı ve EPDK nezdinde bürokratik mücadele verdiklerini söyleyen Oral Kaya, kırılma noktasının 2019 yılındaki mevzuat değişikliği olduğunu belirtti.
2018 yılında yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kooperatifler kanalıyla elektrik üretiminin önünün açıldığını ve 2019’da bunun lisanssız enerji yönetmeliğine dahil edildiğini hatırlatan Kaya, sonrasındaki süreci şu sözlerle özetledi: “2019 yılındaki bu düzenlemeyle birlikte, ne yazık ki kooperatifler aracılığıyla enerji üretimi bir anlamda askıya alınmış oldu. O tarihten bu yana Türkiye genelinde neredeyse bir tane bile yeni enerji kooperatifi kurulmuş değil.”
Hem sıfır fatura hem ek gelir mümkün
Türkiye’nin elektrik üretiminde kömür, doğal gaz ve ithal yakıtlara bağımlı olduğunu ve bu durumun enerji bağımsızlığını tehdit ettiğini vurgulayan Kaya, kooperatif modelinin vatandaşa doğrudan ekonomik fayda sağladığını kendi pratiklerinden örnekleyerek anlattı.
Doğru işletilen bir kooperatif modelinde ortakların elektrik faturası ödemediğini belirten Kaya, “Bizim kooperatifimizdeki ortaklarımız şu an sıfır elektrik faturası ödüyor. Üstelik, ürettikleri ihtiyaç fazlası enerjinin şebekeye satılmasıyla, faturalarının sıfırlanmasının üzerine ayda yaklaşık 250 – 300 lira gibi bir enerji bedelini kooperatif kanalıyla gelir olarak geri alıyorlar” diyerek modelin ekonomik başarısına dikkat çekti.

“Büyükşehirlerde de uygulanabilir ama kararlı bir irade şart”
Sistemin İstanbul ve Ankara gibi metropollerde de uygulanabilir olduğunun altını çizen Troya Enerji Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Oral Kaya, projenin hayata geçirilmesi için coğrafi bir kısıtlama bulunmadığını söyledi. Modelin yaygınlaşması için iki temel unsura ihtiyaç duyulduğunu belirten Kaya, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu işin her yerde yapılabilmesi için öncelikle azimli ve bu idareyi hayata geçirebilecek yetkin bir yönetim yapısı, profesyonel bir kooperatif yönetimi şart. Ancak bundan daha da önemlisi, merkezi yönetimin ve mevzuatın buna tamamen uygun, ön açıcı bir hâle getirilmesidir. Mevcut mevzuat ne yazık ki şu an halkın kendi enerjisini üretmesini tam anlamıyla desteklemiyor.”
Çorum’da 2017 yılında dört girişimciyle başlayan ve ardından 80 ortaklı bir yeşil enerji hamlesine dönüşen Çorum Enerji Kooperatifi, Türkiye’de yenilenebilir enerji kooperatifçiliğinin hem en başarılı hem de en çok engelle karşılaşan örneklerinden biri oldu.
Kooperatifin Kurucu Başkanı Seyfettin Zengin, sıfır elektrik faturasıyla ortaklarına kâr payı dağıtan sistemin başarısını, yerel yönetimlerin değişen politikalarını ve 10 yıllık sözleşme süresinin sonuna yaklaşırken sektörü bekleyen mevzuat belirsizliklerini anlattı
Dört kişiyle başlayan yolculuk 80 aboneye ulaştı
Enerji kooperatifçiliği fikrinin 2017 yılında Ticaret Bakanlığı’nın düzenlediği bilgilendirme toplantılarıyla filizlendiğini belirten Seyfettin Zengin, ilk etapta risk alarak yola çıkan dört arkadaşıyla kooperatifin temelini attıklarını ifade etti. Zengin, “Başlangıçta arkadaşlarımıza ‘O günün parasıyla dörder bin lira koyacağız; başarırsak toplumsal ve ekonomik fayda sağlarız, başaramazsak bu paranın arkasından ağlamayacağız’ diyerek yola çıktık” sözleriyle ilk adımı nasıl attıklarını özetledi.
Kısa sürede üye sayısını artırarak 500 kilovatlık (kW) Güneş Enerjisi Santrali (GES) kurulumu için çağrı mektubu alan kooperatif, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’nun (TKDK) IPARD programından yüzde 55 oranında hibe desteği almayı başardı. Toplamda 430 bin dolarlık yatırımla kurulan santral, Çorum’da ve yerel basında büyük ses getirerek ortak sayısını 80’e çıkardı.

Yerel yönetimin değişimi 8 bin üyelik projeyi akamete uğrattı
Sürecin devamında Çorum Belediyesi ile bir iş birliğine giriştiklerini aktaran Zengin, dönemin belediye başkanının yaklaşımıyla üye sayısını 8 bine çıkarmayı ve belediye personelini de sürece dahil ederek devasa bir ortak proje geliştirmeyi hedeflediklerini belirtti. Hatta ulusal basında yankı uyandıran bu proje için belediyenin yatırımın yüzde 50’sini karşılamayı taahhüt ettiğini ifade eden Zengin, yerel seçimlerin ardından yaşanan yönetim değişikliğiyle projenin durduğunu “Yeni gelen belediye başkanı bu konulara oldukça uzak birisiydi. Bu nedenle belediye ile yürüteceğimiz büyük ortaklık hamlesi akamete uğradı ve projemiz 80 ortak ile 500 kilovatlık mevcut kapasitesinde sabit kalmak zorunda kaldı” şeklinde ifade etti.
Ortaklar elektrik faturası ödemiyor, üstüne para alıyor
Kamuoyunda enerji kooperatifi ortaklarının sadece faturalarının sıfırlandığına dair eksik bir algı olduğunu belirten Kurucu Başkan Zengin, sistemin işleyişini ve ekonomik avantajlarını şu sözlerle açıkladı:
“Biz 2019 yılındaki büyük mevzuat değişikliğinden hemen önce kurulumu tamamladığımız için eski mevzuatın avantajlarını koruyoruz. Bugün ürettiğimiz elektriği, devletin mesken abonelerine sattığı fiyattan daha pahalıya devlete satıyoruz. 80 ortağımızın evlerinde tükettiği elektrik, santralimizin toplam üretiminin yalnızca yüzde 20-25’ine denk geliyor. Ortada ciddi bir artık değer oluşuyor. Ortaklarımızın evine fatura geliyor ancak kooperatiften aldıkları kâr payı bu faturanın çok üstünde oluyor. Örneğin, ortağımıza 500 TL fatura geliyorsa, kooperatiften 1500 TL kâr payı alıyor. Yani cebinden para çıkmadığı gibi, üstüne net kâr elde ediyor.”
Zengin, ortakların o dönem koydukları yaklaşık 16 bin dolarlık sermayeyi hibe desteğinin de katkısıyla iki yıl gibi kısa bir sürede amorti ettiklerini ve son altı yıldır kesintisiz kâr payı aldıklarını da sözlerine ekledi.
Bürokrasi ve dağıtım şirketlerinin rezervi önümüzü kesti
Kooperatifin kuruluşu aşamasında elektrik dağıtım şirketlerinin bu sektöre hazır olmadığını ve adeta “el yordamıyla” çalıştıklarını ifade eden Zengin, enerji kooperatiflerine sıradan ticari şirket muamelesi yapıldığını söyledi. Zamanla altyapının oturtulduğunu, İstanbul ve Ankara haricinde Türkiye’de ilk kez kendi 80 üyelerinin sayaçlarına uzaktan okuma cihazı takıldığını belirten Zengin, buna rağmen mevzuatın neden zorlaştırıldığına dair şu ifadeleri kullandı:
“Dağıtım şirketlerinin altyapı yetersizliği, iş yükünün artması ve şebeke dengesi gibi gerekçelerle bu sisteme rezerv koyduklarını duyduk. Dönemin karar vericileri de ‘Bu iş başımıza iş açmasın’ düşüncesiyle katı kurallar getirerek yeni yatırımların ve enerji kooperatifçiliğinin önünü tamamen kesti. Mevzuat izin vermediği için biz de yeni üye alamadık ve yatırımı büyütemedik.”
10 yıllık sözleşmenin sonrası kooperatifin geleceği belirsiz
Dağıtım şirketiyle yapılan 10 yıllık satın alma sözleşmesinin bitimine iki yıl kaldığını hatırlatan Seyfettin Zengin, sürenin dolmasının ardından kooperatifi ciddi bir belirsizliğin beklediğini vurguladı. Sözleşme bitiminde güncel mevzuata tabi olunmasının isteneceğini ancak mevcut hukuki altyapıda süresi dolan kooperatifler için açık bir düzenleme bulunmadığını belirten Zengin, kooperatif içinde “Sözleşme bitince kooperatifi tasfiye edelim, santrali de ticari bir şirkete satalım” fikrini savunan üyelerin de olduğunu, geleceğe ortakların çoğunluk kararıyla yön verileceğini ifade etti.
“Meseleye ticari değil, toplumsal bakıyoruz”
Yedi yıl boyunca sürdürdüğü kurucu başkanlık görevini, süreçlerin tek bir kişiye bağlı kalmaması ve demokratik bir kan değişimi yaşanması amacıyla son bir yıldır başka bir yönetim kurulu üyesine devrettiğini belirten Zengin, meseleye hiçbir zaman ticari bakmadığını vurguladı.
Türkiye’de tarımsal üretimin en büyük maliyet kalemlerinden biri olan enerji giderlerini düşürmek ve çiftçiyi rahatlatmak amacıyla İzmir’de başlatılan vizyoner enerji kooperatifçiliği girişimleri, bürokrasi ve mevzuat engellerine takılarak tasfiye edilmek zorunda kaldı. Eski Tarım Bakanlığı Şube Müdürü ve projelerin öncüsü Melih Ülgen, İzmir’de kurulan Kırsal Tarım ve Enerji Kooperatifi ile Bergama’daki Sulama Kooperatifi girişimlerinin arka planını karşılaşılan yapısal sorunları ve Türkiye’deki kooperatifçilik iklimini anlattı.

“Türkiye’de bir ilkti, bakanlık çok destek oldu”
Projenin çıkış noktasını anlatan Ülgen, İzmir’deki mevcut tarımsal kooperatiflerin yüksek enerji yükünü hafifletmek için yola çıktıklarını belirterek süreci şu sözlerle aktardı:
“İzmir’de iki kooperatif kurduk. Bir tanesi Kırsal Tarım ve Enerji Kooperatifi idi; yani tarımsal üretim kooperatiflerini hedefleyen bir enerji kooperatifi. İzmir’de zeytinyağı, peynir, havza bazlı üretim yapan birçok kooperatif var ve bunlarda enerji giderleri çok yüksek oluyor. O kooperatifleri bir araya getirerek, kooperatiflerin kurduğu bir enerji kooperatifi kurduk. İzmir’de bu panellerin kurulacağı 20 bin metrekare arazi kiraladık. Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü bize çok destek oldu, fikrimizi çok beğendi. Çünkü o zamana kadar kurulmuş enerji kooperatifleri şahısların kurduğu kooperatiflerdi. Bu, kooperatiflerin kurduğu bir kooperatif olarak Türkiye’de bir ilk oldu.”
“Bürokrasi üç kat daha ağırdı ama başardık”
Şahıs kooperatiflerine kıyasla tüzel kişiliklerin ortaklığıyla bir yapı kurmanın hukuki zorluklarına değinen Ülgen, tüm engellere rağmen projeyi onay aşamasına getirdiklerini ifade etti:
“O merkezden 1000 kilovatlık bir tesis kurulabiliyordu. 20 bin metrekarelik alandan elektrikleri yedi kooperatife dağıtalım, onlardan mahsuplaşılsın dedik. Enerji giderlerini tamamen karşılamak mümkün değil ama tasarruf sağlansın, daha az enerji gideri yaratsın; böyle bir fikrimiz vardı. Şahıslar gidip gelir, noterde sadece kendisi imza atar. Kooperatifler ise tüzel kişiliğiyle temsil edilir. Yani yerine göre üç kat daha ağır oldu bürokrasi ama biz onu kurduk, projeye geçtik. İzmir’in elektrik dağıtım şirketi Gediz’e başvurduk. İlk aşama buydu kesin.”
Projeyi bitiren iki etken: EPDK mevzuatı ve hat kiraları
Tam her şey hazır networks kurulmuşken gelen ani mevzuat değişiklikleri ve fahiş nakil bedelleri projeyi çıkmaza soktu. Ülgen, o dönem yaşanan çifte kırılmayı şu sözlerle özetledi:
“Biz yavaş yavaş yürürken Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), enerji kanununda onunla ilgili çok köklü bir değişiklik yaptı. O zamana kadar enerji kooperatifleri o yönetmelikte çok desteklenirken, ani bir kararla enerji kooperatifleri yönetmelikten tamamen çıkarıldı. Hiçbiri muafiyet kalmadı. Bu bizim şevkimizi bozdu. Bir de pandemi dönemiydi o sıralar.”
Mevzuat darbesinin yanı sıra TEDAŞ’ın talep ettiği yüksek nakil ücretlerinin de projeyi ekonomik olarak imkansız hale getirdiğini vurgulayan Ülgen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İkinci sıkıntı, bu enerji nakil giderlerinin karşılanmasıydı. Çünkü siz tesisi bir araziye kurdunuz; araziden, İzmir’in çeşitli yerlerinde faaliyet gösteren yedi ayrı kooperatifin tesisine dağılacak bu elektrik. Dolayısıyla TEDAŞ’ın kablolarını, direklerini kullanıyorsunuz. Onlar da bundan bir enerji nakil kirası bedeli alıyorlar. Bizim ürettiğimiz enerjinin yüzde 30’u enerji nakil kirası olarak geri gidiyor. Böyle de bir sıkıntı çıktı.”
Maliyetlerin katlanması ve yasal desteğin çekilmesi üzerine projenin feshedildiğini söyleyen Ülgen, “Dediler ki biz bunu küçültelim; imkan yok, gerek de yok. Bazı kooperatifler kendi tesislerinin çatılarına kendileri ‘çatı GES’ kurmayı tercih etti. Dolayısıyla biz Kırsal Tarım ve Enerji Kooperatifi’ni feshetmek zorunda kaldık. Masraflar, muhasebe ücretleri yük olmaya başlayıp umut vaat etmeyince projeyi sona erdirdik. Panelleri almamıştık, sadece arazi kiralanmıştı, o kiralar da feshedildi” dedi.
İkinci Girişim: Bergama Sulama Kooperatifleri de aynı kadere mahkum
Enerji maliyetleri altında ezilen bir diğer grup olan sulama kooperatifleri için de benzer bir hamle yaptıklarını belirten Ülgen, bu projenin de kaynak yetersizliği ve döviz kuru nedeniyle 2024-2025 yıllarında son bulduğunu açıkladı:
“Tarımsal üretim yapan çiftçilerin yer altı sularını motorlarla çekip sulama suyu sağlayan sulama kooperatifleri var. Onların elektrik giderleri çok yüksek oluyor. Kendi başlarına GES kurma şansları yok, çünkü arazileri yok. O sulama kooperatiflerini de bir araya getirdik ve benzer bir enerji kooperatifi daha kurduk. Onların bu olaya ihtiyacı çok daha fazlaydı, ciddi enerji parası harcıyorlar. Bergama Belediyesi’nden yine 20 dönüm bir yer alma durumumuz vardı. Aynı durum orada da karşılaşıldı. Enerji kooperatifleri yönetmelikten çıkarılınca ciddi sıkıntı oldu. O sulama kooperatifleri de 2024-2025 gibi kafaları vurup bitirmiş oldu. Yürümüyor yani çarkı; kaynak yok, proje büyük, bütçe yetersiz kalıyor.”
Ülgen, panellerin büyük oranda ithal olması nedeniyle döviz kurundaki değişkenliğin de satın almayı zorlaştırdığını, Türkiye’de artık panel üreten beş-altı fabrika olmasına ve teknoloji gelişmesine rağmen kooperatiflere sağlanan kredi imkanlarının kısıtlı kalması yüzünden elendiklerini belirtti.





Bir Cevap Yazın