Everest’te dağcılar artık tırmanıştan dönerken en az 2 kilo atık indirmek zorunda. Mont Blanc’da ise kota ve rezervasyon sistemi çevre baskısını azaltmış durumda. Uzmanlara göre benzer düzenlemeler, son yıllarda kamp alanlarındaki çöp sorunuyla gündeme gelen Ağrı Dağı’nda da ekolojik yıkımı tersine çevirebilir.

Yerel hamalların ve rehberlerin omuzlarında korunan Ağrı Dağı’ndaki bu gerçekliği Mukadder Yardımcıel “Ağrı Dağı’nın Hamalları” belgeseliyle ortaya koyuyor. Yardımcıel, odağını dağdaki bu sahipsizliğe ve büyüyen çevre kirliliğine çevirerek; Ağrı Dağı’nın maruz kaldığı ekolojik yıkımı tüm çıplaklığıyla belgeliyor. 

Dünyadaki örnekler ve Ağrı Dağı’nın şu anki tablosu şu soruyu zorunlu kılıyor: Sorun belli, peki ya çözüm? Kağıt üzerinde kalan yönetmeliklerden öte, sahada uygulanabilecek somut çözümleri ve “çıkış yollarını” Turist rehberi, dağcı, fotoğrafçı ve belgeselci Mehmet Mukadder Yardımcıel, Uluslararası Dağ Rehberleri Birliği Yönetim Kurulu üyesi Michael Lentrodt, ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları Kolu’ndan Zeynep Arslan ve  Abdulkadir Karacaoğlan ile konuştuk.

“12 yılda Ağrı Dağı’ndaki buzulların eridiğini gördüm”

Turist rehberi, dağcı, fotoğrafçı ve belgeselci Mehmet Mukadder Yardımcıel, dağcılık ve çevre konusunun birbirinden ayrı olmadığını vurguluyor. “Ağrı Dağı’nın Hamalları” belgeselinin çıkış nedeninin de bu olduğuna değinen Yardımcıel, “Ağrı Dağı’na, Süphan Dağı’na ya da başka dağlara gittiğimiz zaman küresel ısınmanın etkisini çok rahat görebiliyoruz. Buzulların eridiği çıplak gözle bile fark ediliyor. 2012 yılında Ağrı Dağı’na ilk çıktığımda buzullar iyi durumdaydı, kar yüksekliği çok daha fazlaydı. Bu on iki yıllık zaman zarfında buzulların eridiğini bizzat görmeye başladım. İşte tam da bu yüzden, projenin içerisinde bu meseleyi de ele almayı düşündük. Bir de kamp alanlarındaki çöpler de çok ciddi bir problem haline geldi. Bu durumu görünce, konuda farkındalık oluşturmanın çok değerli olduğunu düşündük ve projeye dahil ettik.”

“Böyle devam ederse, kirlilik yüzünden Ağrı’ya çıkmak mümkün olmayacak”

Ağrı Dağı’nda çevreyi temiz tutma konusunda ciddi sorunlar yaşandığını ifade eden Yardımcıel, çevre bilincinin eğitim politikasının bir parçası haline getirilmesi gerektiğini savunuyor. 

Yardımcıel, “Ağrı Dağı sadece yüksekliğiyle değil, güçlü mitolojik yönüyle de özel bir yer. Ancak oraya çıktığınız zaman, kamplarda ne bir kontrol ne de çöple ilgili bir önlem görüyorsunuz. Örneğin, Gürcistan’daki Kazbek Dağı’na gittiğinizde sistem çok farklı işliyor. Orada kamp alanına girmeden önce size belli bir ücret karşılığında çöp poşeti veriyorlar ve tüm çöplerinizi o poşette geri getirmek zorunda kalıyorsunuz. Dönüşte poşetiniz boşsa ‘Üç gün boyunca bu çöpleri nereye attınız?’ diye soruyorlar. Kazbek’te toplanan bu atıklar, belirli aralıklarla helikopterlerle aşağı taşınıyor. Ağrı Dağı’nda ise böyle bir sistem yok; elinizi kolunuzu sallayarak gidiyorsunuz. Yerel yönetimlerin de bu konuda hiçbir tedbiri yok. 2012’de ilk çıktığım Ağrı Dağı ile geçen sonbaharda gittiğim Ağrı Dağı arasında ürkütücü bir fark var. Çöp miktarı korkunç derecede artmış durumda. 2012’de rotamızda çiçekler varken, geçen yıl her yerde plastik atıklar vardı. Eğer böyle devam ederse, kirlilik yüzünden birkaç yıl sonra Ağrı’ya çıkmak mümkün olmayacak.”

“Ağrı Dağı’nda hangi taşı kaldırsanız altından plastik çıkıyor”

Peki, ne yapılabilir, sorusunun aslında çok basit cevapları olduğunu vurgulayan Yardımcıel, “Everest gibi yerlerde ‘Sherpalar’ bu işle uğraşıyor ama orada yerel yönetimler ve federasyonlar el ele vermiş durumda. Bizde de Dağcılık Federasyonu, kamu kurumları ve yerel yönetimler bir araya gelip önce alan kılavuzlarını bilinçlendirmeli. Rehberleri eğitmek hiç zor değil; onları birer çevre temsilcisi haline getirmek mümkün. Zaten kendileri gönüllü olarak kamplarını temizliyorlar ama kişisel çabaları bir noktaya kadar yetiyor. Ayrıca dünyadaki hukuki örnekler incelenebilir. Alan kılavuzları dinlenebilir. Dünyadaki örneklerde ciddi prosedürler var; Mont Blanc’a veya Kazbek’e elinizi kolunuzu sallayarak çıkamazsınız. Kazbek’te sağlık çadırı, doktor, helikopter kontrolü ve belirli çöp toplama merkezleri var. Ağrı’da ise basit bir dağ evi bile yok. İnsanlar rüzgârda savrulmasın diye çöpleri taşların altına saklıyor; hangi taşı kaldırsanız altından plastik çıkıyor.”

“Alan kılavuzları gözyaşı döküyor”

Yardımcıel, sorunun çözümü için bütüncül politikaları önemsiyor ve ekliyor: 

“En büyük sorunlardan biri de kurumlar arası kopukluk. Yerel yöneticiler topu birbirlerine atıyor. Çevre sorununun maalesef tek bir muhatabı yok. Bir alan kılavuzunun, ‘Buzullar eridikçe benim de yüreğim eriyor’ diyerek gözyaşı dökmesi beni çok etkilemişti. Onlar farkındalar ama bir örgütlenme olmadığı için bireysel çabalar yetersiz kalıyor. Üstelik Ağrı Dağı’na olan talep her geçen gün artıyor, gittikçe turistik bir noktaya dönüşüyor. Acilen bütüncül bir politika geliştirilmezse, insan trafiğinin artmasıyla birlikte çevre kirliliği de aynı hızla tırmanacak.”

Uluslararası Dağ Rehberleri Birliği Yönetim Kurulu üyesi Michael Lentrodt: Çözüm; altyapıyı inşa eden ve bakımını üstlenen birimlerin, resmi makamlarla iş birliği yaparak çevre dostu bir sistem kurması ve bunu sürdürmesi

UIAGM (Uluslararası Dağ Rehberleri Birliği (UIAGM) Yönetim Kurulu üyesi Michael Lentrodt, Alpler’deki ekolojik başarıyı güçlü kurumların (Alp Kulüpleri) varlığına bağlıyor. 

Lentrodt, “Alplerde altyapıdan, dağ evlerinin (hütten) inşasından ve bakımından ‘Alp Kulüpleri’ sorumludur. Bu kulüplerin çoğu aynı zamanda resmi olarak tanınmış çevre kuruluşlarıdır. Bu nedenle en temelde çözüm; altyapıyı inşa eden ve bakımını üstlenen birimlerin, resmi makamlarla iş birliği yaparak çevre dostu bir sistem kurması ve bunu sürdürmesidir.”

Lentrodt Türkiye’deki sorunların çözümünün basit olduğunu belirtiyor. Lentrodt, “Türkiye’de bir dağ rehberliği birliği kurulmalı; bu birlik daha sonra IFMGA üyeliği için başvuruda bulunmalı ve Türkiye’deki IFMGA eğitimlerini organize etmelidir. Eş zamanlı olarak bu birlik, Türkiye içindeki yasal düzenlemeler için savunuculuk yapmalı; hem rehberlerin adil kazanç elde etmesini hem de müşteri korumasının en üst düzeyde tutulmasını sağlayacak asgari standartları garanti altına almalıdır.”

Lentrodt, bakış açısını genişleterek yalnızca turistlere değil, dağcılara verilen dağ rehberliği eğitimlerine değiniyor ve ekliyor: 

“Ekolojik eğitim, dağ rehberliği müfredatının ayrılmaz bir parçasıdır. Adaylar, çalışma alanlarının hassasiyeti konusunda bilinçlendirilmektedir. Ayrıca iklim değişikliğinin beraberinde getirdiği ve eğitimlerde kapsamlı bir şekilde ele alınan ciddi ek riskler de göz önünde bulundurulmaktadır. Dağ rehberleri, mesleklerini icra ederken çevreyi korumak üzere eğitilirler; bu kapsamda ulaşımdan arazideki hareket tarzına ve iklim değişikliğine bağlı tehlikelerin analizine kadar pek çok alanda yetkinlik kazanırlar.”

ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları Kolu’ndan Zeynep Arslan: Çevre bizim için herkese erişilebilir, ranta kapalı ve savunulması gereken bir ortak değerdir

ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları Kolu’ndan Zeynep Arslan, doğanın tahrip edilmesini sağlayan sistemle, toplumsal baskıyı kuran sistemin aynı olduğunu savunuyor.

Arslan, “Çöpümüzü geri getirmenin arkasında doğanın kendi mülkiyetimiz olmadığının ve doğa olmadan bizim de bu sporla var olamayacağımızın farkındalığı olsa da sadece bununla sınırlı değil. Kuruluşumuzdan beri DKSK olarak kimseyi ayırt etmeksizin dağcılık eğitimi vererek bu sporun önündeki sınıfsal engelleri yıkmaya çalışıyoruz. Çevre bizim için herkese erişilebilir, ranta kapalı ve savunulması gereken bir ortak değerdir. Bu değerin gün geçtikçe yok edilmeye çalışılması tüm canlılara ihanettir. Politik ve felsefi duruşumuz da buna uygun bir şekilde kesişimsel bir halde. İrtifa ne kadar yüksek, şartlar ne kadar zor olursa olsun yanımızda gündeme dair duruşumuzu taşıyan bir pankart olmadan dağa gitmeyiz.”

“Yaptığımız dağcılık eğitimleri alpinist bir çerçevede yer alıyor”

Ekolojik korumayı sadece bir atık yönetimi değil, bir varoluş biçimi olarak gören ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları Kolu’ndan Abdulkadir Karacaoğlan, alpinist felsefenin doğayı anlama gücünü ve öğrenci toplulukları üzerinden inşa edilecek kolektif bir doğa bilincinin önemini şu sözlerle savunuyor: “Yaptığımız dağcılık eğitimleri alpinist bir çerçevede yer alıyor. Alpinist felsefe, doğaya zarar vermeden; onunla uyum içinde faaliyetler gerçekleştirerek bu sporu maksimum verimde yapmamıza odaklanıyor. Doğadan hiçbir şey almıyor, geride sadece ayak izim kalıyor. Dağları anlıyor ve ona göre aksiyon alıyoruz. Bence öğrenci topluluklarına odaklanılmalı. Bu sporu en azından her öğrencinin ulaşabileceği bir yere getirmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanlar bu sporu yaptıkça yaşamlarını ona adapte etmeye başlıyorlar.”

Neticede Ağrı Dağı’ndaki tablo net: Belgelenen bu kirlilik, sorunun artık bireysel olarak çözülemeyeceğini kanıtlıyor. Çıkış yolu ise belli; dünyadaki örneklerde olduğu gibi, dağdaki atık yönetimini bireysel tercihlere bırakmayan, denetlenebilir ve yaptırımı olan bir sistemi acilen devreye sokmak.

Dünyada nasıl?

Everest’ten Mont Blanc’a kadar dünyanın en ünlü rotaları, temizliği ‘vicdana’ bırakmak yerine yasal düzenlemelere bağlamış durumda.

Nepal (Everest) modeli

Nepal hükümeti 2026 itibarıyla Everest’te “2 kilogram atık getirme zorunluluğu” başlatarak dağcıları yüksek kamplardaki eski kirlilikleri temizlemeye teşvik ediyor. Üstelik bu sadece plastik atıklarla sınırlı değil; Everest artık dağcıların kendi biyolojik atıklarını (poo bags) inişte teslim etmesini zorunlu kılarak hijyen krizine son vermeyi amaçlıyor. Ayrıca her sefer (expedition) grubu, tırmanış öncesi yüksek bir depozito yatırıyor. Eğer yeterli çöp indirilmezse bu paraya el konuluyor.

Fransa (Mont Blanc) modeli

2020 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Macron, hızla eriyen buzulları yerinde inceledikten sonra Mont Blanc çevresini “koruma bölgesi” ilan etti. Ağustos 2024’te Mont Blanc’da tırmanış kotası ve rezervasyon şartı getirilerek aşırı kalabalığın yarattığı ekolojik tahribatın önüne geçildi. Kaçak kamp yapanlara kesilen ağır cezalar, dağı bir “açık hava oteli” olmaktan çıkarıp korunan bir ekosisteme dönüştürüyor. 

Arjantin (Aconcagua) modeli

Benzer şekilde Aconcagua modeli, numaralı atık torbalarıyla kimin ne kadar kirlettiğini takip ederek sorumluluğu doğrudan dağcıya yüklüyor. Güney Amerika’nın en yüksek zirvesinde her dağcıya, üzerine numara basılmış özel atık torbaları veriliyor. Dağdan indiğinizde, size tahsis edilen o numaralı torbayı dolu teslim etmek zorundasınız. Bu, “kimin kirlettiğini” denetlenebilir kılıyor. Ayrıca cezayı ödemeyen dağcıların ekipmanlarına korucular tarafından el konulabiliyor.

Gürcistan modeli

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından kayıt altına alınan ‘Gürcistan Korumalı Alanlar Sistemi Kanunu’ uyarınca, Kazbegi Milli Parkı’ndaki tüm dağcılık faaliyetleri sıkı bir ‘Yönetim Planı’na tabidir. Dünya Bankası ve EBRD raporlarına yansıyan verilere göre; dağdaki 3 bin 650 metre kampı gibi hassas bölgelerde atıkların kontrolü, kurulan yerel lojistik ağlar ve ziyaretçi kotalarıyla sağlanmaktadır. Bu resmi mevzuat, kirliliği bir tercih olmaktan çıkarıp, tırmanışın yasal ve denetlenebilir bir parçası haline getirmiştir. Ayrıca Kazbek Dağı’ndaki kirlilik sorununa çözüm olarak geliştirilen ve yenilenebilir enerji ile çalışan bu sürdürülebilir dağ evi, bölgedeki modern koruma yaklaşımının en somut örneğidir.

Endonezya Rinjani Dağı Modeli

Lombok Adası’ndaki aktif yanardağ Rinjani’de hamallar, bambu sopaların ucundaki 40 kg’lık yüklerle dünyaca ünlü bir rota için lojistik sağlıyor. Ancak burada çözüm, hamalları sadece “taşıyıcı” değil, sistemin ana aktörü kılan Rinjani Trek Management Board (RTMB) eliyle yürütülüyor. RTMB; RTC (Rinjani Trek Centre) ve RIC (Rinjani Information Centre)ile koordineli olarak aylık temizlik etkinlikleri düzenliyor. Bu sistemin en özgün parçası ise başlatılan “Çöp Bankası” girişimi. Hamallar (porterlar), parkurlardan topladıkları her bir kilo çöp karşılığında nakit ödeme alarak kirlilikle mücadeleyi bir gelir modeline dönüştürüyor.

Küresel standartlar: Kim, nasıl çözüyor?

Dünya genelinde tırmanış bölgelerinin ekolojik dengesini korumak, sadece yerel girişimlerin değil, uluslararası standart belirleyici kurumların rehberliğinde yürütülüyor.

UIAA (Uluslararası Dağcılık ve Tırmanış Federasyonu): Dünyanın en üst otoritesi olan UIAA, “Mountain Protection” birimiyle dağcılığı ekolojik bir disipline bağlıyor. 

BM Mountain Partnership: Türkiye’nin de üyesi olduğu bu BM Ortaklığı, dağ ekosistemlerini korumak için devletlerarası fonları ve teknik desteği yönetiyor. 

Leave No Trace (LNT) Merkezi: Açık hava etiğinin dünya lideri olan LNT, “İz Bırakma” prensipleriyle dağcı eğitimlerini standartlaştırıyor. 

CIPRA (Uluslararası Alpler Koruma Komisyonu): Alpler’deki başarının mimarı olan CIPRA, dağ turizminin “taşıma kapasitesi” ve “kota sistemi” üzerine uzmanlaşmış durumda. 

Caucasus Nature Fund (CNF): Komşumuz Kazbek Dağı’ndaki temizlik ve koruma faaliyetlerinin arkasındaki ana finansör olan CNF, yerel halkın atlı taşıma sistemlerini birer “atık tahliye birimi” haline getirerek ekolojik ve ekonomik bir kazan-kazan modeli sunuyor.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin