Yeni e-dergimiz #Haftalık, her hafta bir gazeteci ve bir karikatüristin ortak çalışmasıyla gündemin nabzını tutuyor. Basın Evi Destek Projesi (BEDA) desteğiyle hayata geçen bu çalışma, tam 19 hafta boyunca her pazartesi muzir.org adresinde yayınlanacak. Haftanın en çarpıcı gelişmelerini hem kalemden hem de çizgiden okumak için onbirinci sayımızı inceleyebilirsiniz.
Hazırlayanlar: Gazeteci Müberra Ünsal ve Karikatürist İdil Keysan. Bu yayının içeriği tamamen yazarlar, çizer ve editörün sorumluluğundadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmayabilir.
AB’den göçmen karşıtı GGM düzenlemesi
Avrupa’da yükselen ırkçı ve göçmen karşıtı politikaların yeni halkası hayata geçiriliyor. Avrupa Parlamentosu (AP) ile Avrupa Birliği Konseyi, iltica başvuruları reddedilen mültecilerin üçüncü ülkelere yani Avrupa Birliği sınırları dışında kurulacak olan kamplara gönderilmesini sağlayan yasayı düzenleme konusunda anlaştı.

Düzenleme, Avrupa ülkelerinde bulunan ve sığınma başvuruları reddedilen mültecilerin AB sınırları dışındaki merkezlerde tutulmasının önünü açıyor. İnsan hakları örgütleri tarafından uzun süredir eleştirilen uygulama, iltica hakkının fiilen devletlerce gasp edilmesi ve mültecilerin hukuki güvencelerden mahrum bırakılması riskini beraberinde getiriyor.
AP tarafından yapılan açıklamada, geri gönderme kararlarının tüm Schengen bölgesinde geçerli hale getirileceği ve üye devletlerin ortak bir “Avrupa geri gönderme kararı” uygulayabileceği belirtildi. AB Komisyonu ise anlaşmayı memnuniyetle karşılarken, yeni sistem yoluyla sınır dışı işlemlerinin daha hızlı ve etkili yürütüleceğini savundu.
Almanya, “Gönüllü Dönüş Programları” için yeni düzenleme hazırlığında
AB’deki son uzlaşma, Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in 26 Mayıs’ta açıkladığı geri gönderme merkezleri planının ardından geldi. Berlin yönetimi, iltica başvurusu reddedilen göçmenlerin üçüncü ülkelerde kurulacak merkezlere gönderilmesi için çeşitli devletlerle görüşmeler yürüttüğünü duyurmuştu.
Alman hükümeti ayrıca sınır dışı işlemlerinin hızlandırılmasını ve “gönüllü dönüş programlarının” genişletilmesini hedefleyen yeni düzenlemeler üzerinde çalışıyor. Böylece birkaç hafta önce Almanya düzeyinde tartışılan uygulama, bugün AB çapında ortak bir politika haline gelme yoluna girmiş oldu.
Ayrıca Alexander Dobrindt, Nisan ayında İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile organize suç örgütleriyle mücadele ve terörle mücadelede iş birliğine ilişkin bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişti. Bu da siyasi gerekçelerle iltica etmek zorunda kalan kişilerin durumunu şüpheye düşürüyor.
Arnavutluk’taki göçmen merkezleri modeliyle benzerlik taşıyor
AB’nin üzerinde uzlaştığı modelin, İtalya’nın Arnavutluk’ta kurduğu tartışmalı göçmen merkezleriyle benzerlik taşıdığı belirtiliyor. İtalya Başbakan faşist Meloni hükümetinin hayata geçirmeye çalıştığı sistem kapsamında, Akdeniz’de yakalanan göçmenlerin iltica işlemleri için Arnavutluk’taki merkezlere gönderilmesi planlanmıştı.
İnsan hakları örgütleri, geri gönderme merkezlerinin mültecileri Avrupa hukukunun koruma mekanizmalarından uzaklaştıracağını, keyfi uygulamalara ve kötü muamele risklerine açık hale getireceğini belirtiyor. Hak savunucularına göre AP ile AB Konseyi arasında sağlanan son uzlaşma, Avrupa’nın göç politikalarında güvenlikçi ve dışlayıcı yaklaşımın daha da kurumsallaşacağının işareti niteliğinde.
16 yaşındaki çocuk işçi 13 gündür kayıp
MESEM(Mesleki Eğitim Merkezi) kapsamında çalıştırılan 16 yaşındaki Yasemin’den haber alınamıyor. 28 Mayıs günü evinden çalıştığı işyerine gitmek üzere çıkan Yasemin Bolat, o günden beri kayıp.

Antalya’nın Serik ilçesinde ailesiyle yaşayan Yasemin, Mesleki Eğitim Merkezi(MESEM) programı kapsamında çocuk işçiliği yapan binlerce çocuktan biri.Yasemin MESEM kapsamında 4 gün işe, 1 gün ise okula gidiyor.
Annesiyle birlikte çalıştığı kuaföre giden Yasemin, bir süre sonra annesinin eve gitmesinin ardından akşam eve dönmedi. Kızları dönmeyince ailesi polise ihbarda bulundu. Yasemin’den henüz bir haber alınmazken, arama çalışmaları hala devam ediyor.
Onur ayının ilk gününde bir trans daha yaşamdan koparıldı
Mersin’de yaşayan trans kadın Deniz Soydam, maruz kaldığı transfobi, homofobi ve ekonomik zorluklar sonucu 1 Haziran Pazartesi günü yaşamına son verdi. Mersin’deki LGBTİ+’lar Deniz’in ardından anma etkinliği düzenlediler. Anma etkinliği sonrası yapılan açıklamada “Bugün trans arkadaşımız Denizin yaşamını yitirdiğini öğrendik. Acımız büyük. Ancak bu kaybın ardından yalnızca yas tutmuyor, aynı zamanda yıllardır büyütülen nefretin, ayrımcılığın ve sistematik şiddetin sonuçlarıyla bir kez daha yüzleşiyoruz. Resmi kayıtlarda bu ölüm nasıl yer alırsa alsın, LGBTİ+’ların yaşamlarını kuşatan koşulları görmezden gelmeyi reddediyoruz. Çünkü bu ülkede LGBTİ+’lar, özellikle de translar, yalnızca bireysel önyargılarla değil; kurumsallaşmış ayrımcılıkla, hedef göstermeyle, cezasızlıkla ve nefret politikalarıyla mücadele etmek zorunda bırakılıyor.” ifadelerine yer verildi.

Deniz Soydam, geçtiğimiz yıl Yüsra Batıhan’a verdiği röportajda LGBTİ+ işsizliğiyle ilgili konuşmuştu. Deniz, dönüşüm sürecinde olduğunu ve kimliği nedeniyle barınma ve geçinme mücadelesi verdiğini belirtmişti.
Soydam,“Değişim sürecinden önce gizli kimlikte olmama, erkek gibi gözükmeme rağmen çokça taciz edildim. Şimdi bir de trans bir kadın olarak
kimliğimi gizlemem mümkün olmadığı için iş aramaya bile cesaret edemedim. Gidecek yerim yok, maddi sıkıntılarım var. Yaşamıyorum ama ölmemeye çalışıyorum” diyerek yaşam mücadelesini anlatmıştı.






Bir Cevap Yazın