Türkiye’de de #hayvanatbahçelerikapatılsın etiketi hızla büyüyor fakat hayvanat bahçelerinin hızla ve bütüncül bir plan olmaksızın kapatılması, etik bir talebin pratikte hayvanlar açısından yeni sorunlar üretmesine yol açabilir.
Bugün birçok hayvan, doğaya geri dönemeyecek kadar insan bakımına bağımlıdır; bazıları ileri yaştadır, bazıları ise genetik ya da tür içi sosyal ilişkileri nedeniyle rastgele bir yere nakledilemez. Uygun kapasitede ve türe özgü ihtiyaçlara cevap verebilecek koruma merkezlerinin (sanctuary) sınırlı olması, uluslararası transferlerin uzun ve bürokratik süreçler gerektirmesi, karantina ve adaptasyon aşamalarının aylar hatta yıllar sürebilmesi gerçeği, “kapatma” kararını tek başına yetersiz kılar.

2016. Jo-Anne McArthur / Born Free Foundation / We Animals
Planlanmamış bir tahliye, hayvanları bir esaretten diğerine, hatta daha belirsiz koşullara sürükleyebilir; sosyal grupların parçalanması, bireysel stres ve sağlık kayıpları gibi sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle dönüşüm, sloganla değil; hayvanat bahçeleri yönetimleri ile diyalog, birey bazlı değerlendirme, uluslararası işbirliği ve uzun vadeli bakım taahhüdü ile yürütülmelidir.
Türkiye’de Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi’nin Aralık 2025’te kapatılmasına rağmen şempanzelere, gergedanlara, siamanglara ve diğer bireylere hâlâ kalıcı ve uygun yer bulunamamış olması, geçiş planının eksikliğinin hayvanlar üzerinde nasıl bir belirsizlik yarattığını gösteriyor. Kapanış ilan edilse de bireylerin geleceği netleşmemiş, sosyal yapıları ve bakım ihtiyaçları için sürdürülebilir çözümler oluşturulamamış.

Şelaleleri, Ontario, Kanada, 2011. Jo-Anne McArthur / We Animals
Benzer biçimde Arjantin’de Luján Zoo kapatıldıktan sonra hayvanlar yıllarca eski alanlarında kalmış; bu süre içinde önemli sayıda birey yaşamını yitirmiş, kalanların bakımı gönüllülerin sınırlı imkânlarına bırakılmıştır. Kurtarma ve yeniden yerleştirme süreci ancak Four Paws’ın aracı olmasıyla ivme kazanabilmiştir. Bu örnekler, asıl meselenin her bir hayvanın yaşamının güvence altına alındığı, aşamalı ve sorumluluğu tanımlanmış bir dönüşüm modeli geliştirmek olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Aşamalı kapatma ve koruma merkezine geçiş modeli, dünyadan örnekler
Hayvanat bahçelerinin kapatılması yönündeki toplumsal talep birçok ülkede somut dönüşümlere yol açtı. Önemli olan, bu talebin hayvanların geleceğini güvence altına alan yapısal bir modele evrilmesi. Bu noktada bazı örnekler, sergileme mantığından kopuşun mümkün olduğunu gösteriyor.

2016. Jo-Anne McArthur / Born Free Foundation / We Animals
Buenos Aires Zoo 2016 yılında 140 yılın ardından kapatılarak “Ecoparque” modeline dönüştürüldü. Belediye Başkanı Horacio Rodríguez Larreta’nın “Esaret aşağılayıcıdır” ifadesi, klasik vitrin anlayışının açıkça reddiydi. Yaklaşık 2bin 500 hayvanın kademeli olarak doğa rezervlerine taşınması planlandı; alan ise rehabilitasyon ve yasadışı ticaretten kurtarılan hayvanlar için bir merkez olarak yeniden tasarlandı.
Benzer biçimde Simón Bolívar Zoo ve Santa Ana Conservation Center’nin kapatılması, Kosta Rika’nın yaban hayatı koruma yasası çerçevesinde hayvanların kurtarma ve rehabilitasyon merkezlerine yönlendirilmesiyle sonuçlandı. Bu süreç, hayvanat bahçesi ile koruma alanı arasındaki farkın hukuken tanımlanması açısından da önemli bir eşikti.
Özellikle filler konusunda da benzer bir paradigma değişimi yaşanıyor. Buenos Aires’te yaşayan fil Mara’nın 2020’de Brezilya’daki bir koruma merkezine transfer edilmesi ve Pakistan’daki Islamabad Hayvanat Bahçesi’nin kapatılmasının ardından fil Kaavan’ın Kamboçya’daki bir koruma merkezine gönderilmesi, büyük ve karmaşık sosyal ihtiyaçlara sahip türler için sergileme modelinin sürdürülemezliğini ortaya koydu.
Bu örneklere baktığımızda ülkemizdeki hayvanat bahçelerinin aşamalı kapatılması ve koruma merkezlerine dönüşmesi talebimizin doğru planlandığında uygulanabilir bir model olduğunu gösteriyor.

tutulan siyah-beyaz yakalı bir lemur. Pata Hayvanat Bahçesi, Bangkok,
Tayland, 2008. Jo-Anne McArthur / We Animals
Nereden çıktı bu hayvanat bahçeleri?
Hayvanat bahçeleri çoğu zaman eğitim, koruma ve tür devamlılığı söylemiyle meşrulaştırılıyor oysa bu kurumların kökeni, bilimin değil iktidarın tarihine dayanıyor. Antik menajerilerden* 19. yüzyıl Avrupa’sındaki zoolojik bahçelere uzanan süreçte egzotik hayvanların sergilenmesi erişimin ve hakimiyetin göstergesiydi.
Modern hayvanat bahçeleri, Avrupa ulus-devletlerinin sömürgeci genişlemesiyle paralel biçimde ortaya çıktı. Sergilenen hayvanlar –insan ya da insan dışı– imparatorluk coğrafyasının bir haritası gibiydi.
Kolektif bilincin yükselmesi
Hayvanlara dair kolektif bilinçteki yükseliş, köklerini 19. yüzyılda Charles Darwin’in insan ile diğer hayvanlar arasında zihinsel ve duygusal süreklilik olduğunu savunan çalışmalarında bulur; bu fikir, insanı doğanın mutlak merkezi olmaktan çıkaran ilk büyük kırılma oldu.
20. yüzyılda Donald Griffin bilişsel etolojiyi kurumsallaştırarak hayvan bilincinin bilimsel olarak incelenebileceğini savundu ve “Animal Minds” ile hayvanların öznel deneyimlerini ciddiye almaya çağırdı. Aynı dönemde Jane Goodall, Frans de Waal ve Marc Bekoff saha ve deneysel çalışmalarla empati, sosyal bağ ve kültürel davranışlara dair güçlü kanıtlar sundu; Peter Singer ve Tom Regan ise bu bilimsel bulguları etik zemine taşıyarak hayvanları yalnızca korunması gereken varlıklar değil, ahlaki özne olarak konumlandırdı. Böylece sergileme ve tahakküm üzerine kurulu eski anlayış, bilinç ve özne kavramlarıyla temelden sarsılmaya başladı.
Hayvanların bilinç, duygu ve sosyal bağ kapasitesine dair artan bilimsel kanıtlar ile etik tartışmaların kamusal alana taşınması, hayvanat bahçelerindeki “vitrin olma” hâlini giderek daha görünür ve sorgulanabilir kıldı. Artık mesele yalnızca bakım koşullarının iyileştirilmesi değil; sergilemenin kendisinin ne anlama geldiğiydi. Farklı toplumlarda aktivistler, akademisyenler ve hatta bazı yerel yönetimler, hayvanat bahçelerinin varlık gerekçesini yeniden tartışmaya açarak kapatma, tür azaltma ya da koruma merkezine dönüşüm gibi seçenekleri gündeme getirmeye başladı. Böylece eleştiri, soyut bir etik itiraz olmaktan çıkıp kurumsal ve yapısal çözüm arayışlarına evrildi.
* Menajeri (ménagerie), tarihsel olarak egzotik ya da nadir hayvanların özel koleksiyonlar halinde tutulduğu ve sergilendiği yer anlamına gelir.






Bir Cevap Yazın