Gece vardiyasından çıkan lağımcı ekibinin tuhaf hali, kömür harmanındaki bütün işçilerin dikkatini çekmişti. Kendileri hakkında konuşulanları duymazdan gelip, sorulan sorulara kısa kısa cevaplar veriyorlardı.  Vardiya aralarında birbirleriyle yaptıkları eşek şakaları gitmiş,  yerini, bilinmez bir sessizlik almıştı.  İlk akla gelen kaza olasılığıydı. Hayır; kaza değildi. Gaz boşalması, su basması da olmamıştı…  İzinsiz yer değiştiren çalıntı malzemeler yüzünden kavga, döğüş de yapmamışlardı.   Suratlarından akan kömür karasının altında saklamaya çalıştıkları önemli bir sırlarının olduğu anlaşılıyordu.  

Yüz yıl öncesinde girişinde eski yazıyla “Şimal lağımı”  yazan galeriyi açmak için gönderilen gece vardiyası ekiplerinden biriydi. O gece, gaz boşalmalarında bile terk etmedikleri galeriyi arkalarına bakmadan terk edip kaçmışlardı. Vardiya nezaretçisinin ısrarları sonucunda; “ölürüz de biz buraya bir daha girmeyiz çavuşum!” diye itiraz edip göçük galeriye girmemişler. Vardiya çavuşu, ocak şefini aramış;  ocak şefi de mühendisini uykusundan uyandırıp olayı tüm ayrıntısına kadar anlatmıştı. Ölümlü iş kazalarında bile üretimin devam ettiği bir ortamda bu sorunun çözümsüz bırakılması, bundan sonra o galeriye kimsenin girmemesi anlamına geliyordu.  Can sıkıcı bir durumla karşı karşıyaydılar şimdi…    

Sabah vardiyasının işçileri ocağa girmeden, huzura çıkıp hesap vermeyi göze aldıkları belliydi. Çalıştıkları göçüğün gerisinde yeryüzüne yeni delinmiş, havalandırma yolu olarak kullanılan dik bir kömür bacası vardı. Rutubetli kömürün oluklara yapışıp kaymadığı için bu soğuk bacada kimse çalışmak istemezdi. Vardiya çavuşu o zaman, verdiği tertibe itiraz eden ekipleri bozar, bacaya kömür kaydırmaya gönderirdi. Bu kez de öyle oldu. Onca ısrarına rağmen, kendi yerinde çalışmak istemeyen ekibi oradan alıp kömür kaydırmaya gönderdi. Ekip, yeni delinen bacada sabaha kadar dinlenmeksizin kömür kaydırdı. Sabah vardiyasındaki ekip başı Keseneci, gececi ekibin kendi yerinde değil de baca içinde çalıştırılmış olmasına öfkelenip çavuşuna diklendi.  İlerlemenin düşmesi alacağı primin azalması anlamına geliyordu. Galerinin ilerlemesini düşürmemek için akşama değin durmaksızın çalışıp açığı kapatması gerekecekti şimdi. Gececi ekibine kızdı.

“Hay sizin şeytanınıza!” diye, yüksek sesle söylendi Keseneci. “Töbe, töbe !” dedi yanındakiler. “Yemin, billah edip, Mushaf’a el basarım ki anlattıklarımız doğru!” diyordu gececi usta. “Parıldayan iki pörtlek göz, aramızdaki mesafeyi koruyup sürekli bizi takip ediyordu. Yanına gittikçe bizden uzaklaşıyor, lambayı tuttukça gözleri ışıl ışıl parlıyordu.”

Vardiya çavuşunun da karanlıkta parıldayan iki pörtlek gözü gördüğüne dair iddiasında direniyordu gececi usta. Malzeme çektikleri boz katırın, parıldayan iki gözü görünce ayak diretip göçüğün olduğu yere gitmediğine, Seyis ve Bombacı da görmüştü. Katırların tehlikeyi sezdiklerini madende çalışan herkes bilirdi. Seyis de; “katırımın gitmediği yere ben de gitmem!” diye çavuşun ısrarlarına karşı sesini yükseltmişti. Orada bulunan herkes bu olayın şahidiymiş. 

Zaten eski galerinin sahipli olduğunu emekli madenciler bilinirmiş. “Yani şimdi, bir dudağı yerde, diğeri gökte Alaaddin’in Cini bizim galeride mi” dedi Keseneci hiddetle. “Hayır” dedi gececi usta; “ocakların tek sahipleri yok ki!  Kimisi sadece ses olarak duyulur, kimisi de parlayan bir göz olarak kendisini gösterir. Kimi uyuyanların kafasına şaplak vurup uyandırır, kimisi de davul zurna çalar.  Beyaz giysileriyle düğün alayı bile izleyen eski madenciler olduğunu herkes bilir.  Bizimkisi de, lambayı tuttukça yaldır yaldır parlayan pörtlek bir göz olarak kendisini gösterdi” diye iddialarını desteklemeye devam etti. Arkadaşlarına yapılan bir eşek şakasıyla karşı karşıya olduğunu düşündü Keseneci;  “ya sabır!” dedi yüksek sesle.  Her zamanki gibi kabak yine onun kafasında patlayacaktı. Biliyordu…

Gecenin hesabını vermek için huzura çıkmış,  eski göçükten neden kaçtıklarını anlatmaya çalışıyorlardı şimdi. Karanlığın içinden kendilerine bakan iki çift gözü gördüklerine dair yemin billah söyleyip ifadelerini yazılı olarak kayda geçirdiler. Şahit olarak Çavuş’u, Seyis’i ve Bombacıyı gösterdiler. Çavuş da kem küm ederek,  gövdesi olmayan iki çift parlayan gözü gördüğünü, yanına yaklaştıkça kendilerinden uzaklaşarak kaçtığını anlattı. “Tamam” dedi ocak şefi öfkelenerek. “Yanınıza Hoca’yı veriyorum, okuyup üflesin o zaman!” dedi. 

Muzır Tefrika hakkında:

“Muzır Tefrika: Çeşitliliğin Dijital Öyküleri” projemiz, CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı kapsamında Avrupa Birliği desteğiyle muzir.org’da hayata geçiyor. Sekiz yazar ve çizerden; toplumsal cinsiyet eşitliği, kültürel çoğulculuk ve ifade özgürlüğü temalarında dijital öyküler, illüstrasyonlar ve sesli içerikler paylaşacağız.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin