06 Aralık 2025, Cumartesi

Fotoğraf: Melike Tepecik
Tokat ilinde, başta Alevi köyleri olmak üzere birçok ilçe maden projeleriyle işgal edilmek isteniyor. Bölge halkı yıllardır madenlere karşı toprağın her bir parçasını savunuyor.
Yıllardır bölgede iklim aktivizmi yapan Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Bilim Uzmanı ve Kelkit Vadisi Çevre Platformu Başkanı Melike Tepecik, muzir.org muhabiri Müberra Ünsal’a konuştu.
Tema Vakfı’nın verilerine göre ormanların, meraların, sulak alanların yüzde 46’sı madenlere ruhsatlı. Bu madenlerin çoğu dördüncü grup (demir, bakır, altın ve çinko) madenler. Ancak içlerinde bentonit ve taş ocağı gibi alternatif çeşitli maden ocakları da var.
Maden şirketlerine karşı çok boyutlu mücadele verdiklerini anlatan Melike Tepecik, “Bölgeye gelen yabancı plaka araçların takibini yapıyoruz, civar otellerdeki çalışanlar bize yabancı biri geldiğinde haber veriyor, hala namuslu vatanını seven bürokratlar ile iş birliği yapıyoruz, hatta siyasi saiklerle bilgi alamadığımız koşullarda maden yapılacak köy giriş-çıkışlarına kamera taktırıyoruz” diyerek çeşitli mücadele yöntemlerinin önemini vurguladı.
“Bugün ‘Kabe’nin altında altın var’ deseler eşecek misiniz?”
Melike Tepecik, “Özellikle Alevilerin kutsal kabul ettiği, dilek dilediği bir ağaç, ruhsat alanının ortasında olabiliyor ve bu ağaçlar kesim tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Biz de şöyle diyoruz, bugün Kabe’nin altında altın var deseler orayı eşmeyecekseniz, Alevilerin kutsal kabul ettiği yerleri de eşmeyeceksiniz” sözleriyle inanç eşitliğine vurgu yaptı.
2020 yılından beri bölgeye hiçbir şekilde maden sondajı açtırmadıklarını anlatan Melike Tepecik, “Maden sahası açılmaya çalışılan bölgede bir dernek varsa onlarla iletişim kuruyoruz, yoksa da bir dernek kurarak davaların takibini yapıyor, ruhsat ve tüzük yazma süreçlerini o dernekler üzerinden yürütüyoruz. Böylece herkes davasını da takip edebilmiş oluyor ve bir karışıklığa da neden olmuyoruz. Artık bir ilçedeki mücadeleye diğer mücadele edenleri de davet ediyoruz. İnsanlar kendi rızalarıyla birbirlerine destek olmak istiyorlar. 2025 yılı itibariyle mücadelede bir kolektif bellek yakaladık” sözleriyle mücadele yöntemlerini anlattı.
“ÇED Raporunda hile yapıyorlar”
“Şirketler ÇED(Çevre Etki Değerlendirme Raporu)’de çeşitli hileler yapıyorlar” diyen Melike Tepecik, “Mesela ruhsat sahibi oldukları alanlar çok büyük alanlar. 20 bin hektar, 30 bin hektar ve daha fazlası var ellerinde ama ÇED’e alanı bölerek 2000 hektar üzerinden başvuruyorlar” ifadeleriyle yapılan hileleri anlattı.
Bu hile yöntemine dikkat etmesi gereken kurumun Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve İl Müdürlükleri olması gerektiğini anlatan Melike Tepecik, “İl Müdürlüğü onları bu tartışmalardan haberdar ettiğimiz ve dilekçe süreçlerini işlettiğimiz halde bazen siyasi saiklerle sürece müdahil olmuyor” dedi.
“Bölge halkını mücadeleye dahil etmek zor ama imkansız değil”
Kelkit Vadisi Çevre Platformu olarak süreci takip ettiklerini aktaran Melike Tepecik, “Yöre halkı bu tarz mücadelelere toplumsal değil daha kişisel çıkarlar üzerinden bakıyor. İnsanlar ulusal bir bilinçle ‘dağımı koruyayım, ormanımı koruyayım, havamı, suyumu koruyayım’ diye değil, ‘köyüm gitmesin kentim gitmesin, buralara maden gelirse ben buradan giderim, burada yaşayamam. O yüzden maden gelmesin’ düşüncesiyle mücadele ediyorlar, bizde bu mücadeleyi büyütmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Eylem yöntemlerinin biraz farklı olduğunu anlatan Melike Tepecik, “Bir eylem esnasında jandarma karşımıza geçtiği anda hep bir ağızdan İstiklal Marşı okumaya başladık ve askerler kıpırdayamadı, ardından geri çekildiler” örneğiyle iktidarı bir nevi ‘kendi silahıyla’ vurduklarını söyledi.
Bölgenin sosyolojik yapısı hakkında konuşan Melike Tepecik, “Tokat, hem Alevilerin hem de Sünni-Müslümanların yaşadığı kozmopolit bir şehir. Oy oranı olarak da Cumhur İttifakı’nın daha ağır bastığı bir şehir. Dolayısıyla bu tarz mücadeleler muhalif bir çizgide anlaşıldığı için halkı örgütlemek, halkı buna ikna etmek biraz zor ve zaman alıyor. Ancak süreç içerisinde farklı stratejilerle halk ile birlikte çevre mücadelesi verdik” şeklinde konuştu.
AKP iktidarının çevre aktivizmini terörize etme çabaları hakkında konuşan Melike Tepecik, “Ben Müslüman, başörtülü bir insan olarak onların ‘terörist’ diye adlandırdıkları kalıba sığmadığım için bölgedeki mücadeleyi terörize edemiyorlar” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: Melike Tepecik ve bölgede direnen kadınlar yan yana
Maden şirketleri her türlü yöntemi deniyor
Son çıkan Maden Yasası’nın ardından maden şirketlerinin önü tamamen açılmış durumda. Şirketler tüm başvuru süreçlerini Bakanlık üzerinden yürütüyor. Melike Tepecik, bu yasadan dolayı yerelde mücadeleyi yürütmenin daha da zorlaştığını anlattı. Tepecik, “Şirketler tek bir alan için birden fazla ruhsat çıkarıyorlar, birine karşı dava açıp kazansak, diğeri için de mücadele etmemiz gerekiyor. Tek bir alan için bazen 4 ayrı davamız oluyor, ön arama aşamasında ve ÇED sürecinde olmak üzere aktif olarak toplam 6 davamız var” ifadelerini kullandı. Melike Tepecik, şirketlerin ÇED sürecine başvurdukları dosyaların ve içeriğinin kopyala-yapıştır olduğunu ve gerçeği yansıtmadığını, ancak kendi tuttukları verilerle gerçek bilgileri ulaşılabileceğinin altının çizdi.
“AKP’li Meclis Üyesi de işin içinde“
Melike Tepecik, bölgedeki taş ocağı faaliyetlerine ilişkin çeşitli usulsüzlük iddialarında bulundu. Tepecik, AKP’nin önceki dönem İl Genel Meclis Üyesi Mesut Er ve ailesine ait olduğu belirtilen Akvadi ve Erbeton şirketlerinin çalışmalarıyla ilgili şunları söyledi: “Taş ocağına karşı dava açtık. Ancak görüştüğümüz kurumlarda ilerleme sağlayamadık. Köyün giriş ve çıkışına kamera takarak kamyonların giriş–çıkışlarını izledik. Şirketin beyanı günlük 280 ton üretim yönündeydi ancak kendi kayıtlarımıza göre günlük iki bin tonun üzerinde taş nakledildiğini tespit ettik. Bu farkın vergi kaybı ve kaçakçılık anlamına geldiğini düşünüyoruz. Ayrıca Karayolları Genel Müdürlüğü’nün bölgede günlük yalnızca 280 ton taş nakline izin verdiğini, buna rağmen kapasitenin çok üzerinde nakliye yapıldığını iddia ediyoruz.” Tepecik, taş ocağının sekiz saatlik izin olmasına rağmen 24 saat çalıştığını öne sürdü ve faaliyetlerin karayoluna zarar verdiğini belirterek ocağın kapatılması çağrısında bulundu.
Söz konusu iddialara ilişkin şirket ve ilgili kamu kurumlarının görüşlerine ulaşamadığımızı ekleyelim.
Tüm canlıların sağlığı tehlike altında
Yeşilırmak Belediyeler Birliği içerisinde MHP’li ve AKP’li belediyelerin olduğu bir birliğin çöp depolama tesisi kurup bir sürü krediler aldığını anlatan Melike Tepecik, “Düzenli depolama- bertaraf yapacağız, buradan elektrik üreteceğiz diyorlar ancak çöpü getiriyorlar, döküyorlar ortada bir bertaraf işlemi yok. Köylü akşama kadar çöp kokluyor ve bırakın düzenli depolamayı, bertarafı, 1 kW(kilowatt) elektrik dahi üretilmiyor. Ancak burada elektrik üretiliyormuş gibi MHP’li belediye başkanları tarafından kamuya yalan söyleniyor. Bu çöpleri sokak hayvanları kurcalıyor, hastalanıyorlar, çöp parçaları çevreye dağılıyor. Çöp tesisinin bir kilometre ilerisinde Şehir Hastanesi var. Hastane acilinde çöp kokusundan durulmuyor” sözleriyle kamuya nasıl yalan söylendiğini, halkın ve bölgede yaşayan hayvanların nasıl zehirlendiğini anlattı.
“CHP’li başkan yapsa 60 sene hapisten çıkamazdı”
Melike Tepecik, sözlerine “Bunu bir CHP’li belediye başkanı yapsa, buradaki 100 milyonluk ihaleyi, bu krediyi kullanıp bu yatırımı yapmadığı ortaya çıksa 60 sene hapisten çıkamaz. Ama MHP’li belediye başkanı yapınca hiçbir şey olmuyor, soruşturmaya konu bile olmuyor” ifadeleriyle devam etti.
“Onların hassasiyetleriyle, onların mücadelesini vermek gerek”
Muhafazakar insanların olduğu bölgede çevre aktivizmi yapmanın bir hayli zor olduğunu anlatan Melike Tepecik, akademik yöntemlerle çevre mücadelesi vermenin imkansız olduğunu ancak halkın anlayacağı dilden anlattığında başarıya ulaştığını şu sözlerle anlattı:
“Bir gün Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘kalkınma köyden başlar’ şablonuyla bir hoparlör ve mikrofon elimde köy gezilerine başladım. Köylüyü ikna edersem şehirli bana ikna olurdu zaten. İnsanlara ‘Bakın abdest almaya su bulamazsınız, teyemmüm edeceğiz deseniz o topraklara da maden yapıyorlar‘ dedim. O zaman insanlar deli gibi mücadeleye destek vermeye başladılar. Onların hassasiyetleriyle, onlara ait bir mücadele vermek gerekiyor. Bence bu sürecin başarılı olmasının nedeni de bu topraklarda doğup büyüdüğüm için, o sosyolojiyi yakalayabilmem oldu.”






Bir Cevap Yazın