28 Ekim 2025, Salı
“Neyse ki “al öfkemi” diyebildiğimiz dostlarımız var. Neyse ki Ahmet Kaya şarkıları var.” Ayşegül Uçar yazdı, Cansu Gürsu resmetti.

Her şeye rağmen memleketi, Ahmet Kaya’nın özlemi kadar içten seviyoruz. Bu yüzden, bu topraklarda yaşadığımız her an, her durumda, her özlemde onu görüyoruz. Yaşamaya devam edenler olarak, yaşamayanların ağırlığı üzerimizde; biraz da utançla, bazen nefes almakta zorlanarak sürdürdüğümüz bir yaşam bu. Ahmet Kaya’nın sesi halen üstümüzde.
Bugün, Ahmet Kaya’nın doğum günü. Onun bize bıraktığı hafızayı, öfkeyi ve özlemi yeniden hatırlayabilmek için yazıyorum. Ahmet Kaya’nın müziği, bu topraklarda bir dönüm noktası olarak hafızalara kazındı. Çünkü burada yazdığım yazıların büyük bir çoğunluğunda da inatla söylediğim gibi, şarkılar toplumsal hafızayı diri tutar. Bu yüzden bugün Ahmet Kaya’yı dinlemek, aynı zamanda hatırlamak demek.
Şarkıların yasaklandığı, sansürlendiği, sanatçıların linçlendiği bir ülkede… Yalnızca bugün değil, Türkiye tarihine baktığımızda, her dönem baskının yasal mermisiyle üzerimize çöken karanlığın içinden geçiyoruz.
Ekim ayı da o karanlığın en yoğun hissedildiği zamanlardan biri benim için. 10 Ekim 2015’teki Gar katliamın ardından, 11 Ekim sabahı Ulus’taki anmada kulağımda hayal meyal Arkadaş Zekai Özger’in “Aşka, Sana” şiiri çınlıyordu.
alnını/dağ ateşiyle ısıtan/yüzünü/kanla yıkayan dostum/senin/uyurken dudağında gülümseyen bordo gül/benim kalbimi harmanlayan isyan olsun/şimdi dingin gövdende/uğultuyla büyüyen sessizlik/bir gün benim elimde/patlamaya sabırsız mavzer olsun/başını omzuma yasla/göğsümde taşıyayım seni/gövdem gövdene can olsun
2014’te Nasuh Mitap’ın ardından Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki anmada, o koridorlarda yankılanan yine aynı şiirdi. Kaybettiğimiz dostlarımızın cenazelerinde de… Ne zaman unutmamama rağmen hatırlamanın başka bir yoluna ihtiyaç duysam, Ahmet Kaya’nın sesiyle birleşen o şiiri dinlerim.
İyi ki yazmış Arkadaş, iyi ki birleşmiş Ahmet Kaya’nın sesiyle.
yar göğsüne baş ko’madan/vurulup düşenler oldu
Her dinlediğimde Bahadır gelir aklıma, Ali İsmail, Berkin ve daha niceleri… Bizse, onların yaşayamadıklarını yaşadığımız her anın ağırlığıyla yürümeye devam edenleriz.
nerden baksan tutarsızlık/nerden baksan tutarsızlık/nerden baksan ahmakça
Hangi adliye koridoruna baksak, hangi bilirkişi raporunu görsek, iyi hâl indirimleriyle çevrili hangi kararı duysak, aklımda hep bu şarkı çalar.
cevap veriyorum/eli böğründe analardan/mahpuslardan ve acılardan/çokça bahsediyorum/çünkü başını kuma/saklayanlardan tiksindim/başkaldırıyorum
6 Şubat’ta kaybettiklerimiz, Kartalkaya’da kaybettiklerimiz, kadın katliamları, çocuk katliamları, hayvan katliamları… Yaşam hakkı savunucularının katliamlarında da hep aklıma gelir o ses. Çünkü Ahmet Kaya yalnızca şarkı söylemedi; o, yaşadığımız acıların hafızasını taşıdı.
Kimilerine çok alakasız gelebilir ama yabancı bir dizinin içinde de Ahmet Kaya şarkısı bulabiliyoruz. Bir arkadaşım, Wentworth dizisinin 6. sezon 3. bölümündeki Franky ve Bridgetsahnelerinde (Franky cezaevindeydi, eski psikolog Bridget ise onun suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışıyordu) arka fonda “Beni Vur” şarkısının çaldığını düşündüğünü söylemişti. Bu, hep gülümsememi sağlayan hikâyelerden biri oldu benim için. Çünkü biz, yaşanan tüm haksızlıklar karşısında “onlara” karşı birlikte olmanın yolunu bulmaya çalışıyoruz.
beni kaç kere vurdular/adını söylemedim
“Herkesin bir Ahmet Kaya şarkısı vardır” cümlesini mutlaka duymuşsunuzdur. Geçtiğimiz günlerde arabada giderken, biri 15 diğeri 19 yaşında iki gencin açtığım Ahmet Kaya şarkılarına var güçleriyle eşlik etmeleri, hatta istek parçada bulunmaları… O an içimden, “evet, hâlâ herkesin bir Ahmet Kaya şarkısı var” dedim.
al öfkemi/koy yanına/günü düşür dağlarıma/haydi dokun gözyaşıma
Öfkemiz diri; her gün üzerine yenisi ekleniyor. Bazen taşıyamadığımız oluyor ama neyse ki “al öfkemi” diyebildiğimiz dostlarımız var.
Neyse ki Ahmet Kaya şarkıları var.
İyi ki doğdun, iki gözüm.





Bir Cevap Yazın