Dersim’de 1938 sürgünü ve sonrasında yaşanan zorunlu göçlerle köyleri boşaltılan halk, 2000’li yıllarda yavaş yavaş topraklarına geri dönmeye başladı. Ancak bugün, köy boşaltmaların biçimi değişti.
Bir tehcir yasası gibi işleyen Maden Yasası, bölge genelinde çok sayıda yeni ruhsata izin verdi. 1938’de yakılıp boşaltılan Cevizlidere bu defa da maden tehdidiyle karşı karşıya. 1970’lerde madene direnen Geyiksuyu bugün yeni keşiflerle kuşatılıyor. Sekasur ise bu zincirin yeni halkası.
Pertek’in Bargini, Zeve, Orcan ve Desiman köylerinde köylüler, yapılmak istenen pomza ocağına karşı Hozat-Pertek Sekasur Doğa ve Çevre Koruma Platformu öncülüğünde çadır nöbeti başlattı. Direniş alanı, hem doğanın hem de Alevi inancının kutsal merkezlerinin ortasında yer alıyor.
Köy boşaltmaların yeni biçimi: Tehcir yasası olarak maden kanunu
Dersim coğrafyasında son yıllarda hızla artan maden projeleri, geçmişteki askeri boşaltma politikalarının yerini “ekonomik gerekçeli” yeni bir tehcir biçimine bırakmış durumda.
Ağustos’ta yürürlüğe giren ve Talan Yasası olarak da bilinen 7554 Sayılı Kanun, Maden Kanunu’nu da değiştirerek şirketlere neredeyse sınırsız ruhsat hakkı tanıdı. “Kamu yararı” gerekçesiyle tarım, orman ve mera alanlarının madenciliğe açılması kolaylaştırıldı. Bu durum, Dersim’de 90’ı aşkın ruhsat alanının ortaya çıkmasına neden oldu.
Bir zamanlar bombalarla boşaltılan köyler, bugün maden projeleriyle kuşatılıyor. 1938 ve sonrasında iki kez yakılarak boşaltılan Merxo (Cevizlidere), Geyiksuyu ve Cevizlidağ’dan sonra şimdi Pertek’in Sekasur bölgesi aynı tehditle karşı karşıya.
Bu işgal politikasına karşı bir direniş başlatan Dersimliler, Sekasur’da çadır kurararak bir direniş örgütledi. Hozat-Pertek Sekasur Doğa ve Çevre Koruma Platformu öncülüğünde kurulan çadırda nöbet eylemi sürüyor. Direniş alanında bulunan platform bileşenlerinden Erhan Doğru, muzir.org’a konuştu. Doğru, sürecin başından beri halkla birlikte hareket ettiklerini belirterek, direnişin kararlılıkla devam edeceğini söyledi.
Bölgeye ilk ulaştığımızda dikkatimizi çeken şey yapılan yollar oluyor. Bölge halkı özellikle madenin gündeme gelmesiyle birlikte yeniden yapıldığını ve bozulmuş, kötü yolların yama yapıldığını belirtti.
“Doğaya, inanca ve hafızaya saldırı var”
Doğru, Sekasur’da yürütülmek istenen projenin yalnızca madencilik faaliyeti olmadığını vurgulayarak hem doğaya hem de Alevi inancına yönelik çok katmanlı bir saldırı yürütüldüğünü ifade etti. Proje alanının Zeve, Sultan Hıdır Ocağı,Ardıç’taki Devriş Cemal Mekânı ve Bargini’dekiAğırçan Ziyareti’nin tam ortasında yer aldığını belirten Doğru, bu durumun halkta derin bir rahatsızlık yarattığını dile getirdi.

“1938’de yakıldık, şimdi madenle yok edilmek isteniyoruz”
Bölgenin tarihsel hafızasına dikkat çeken Doğru, 1938’de Sekasur’da gerçekleştirilen katliamlara atıf yaptı. Bu topraklarda atalarının diri diri yakıldığını hatırlatan Doğru, aynı bölgede bugün maden ocağı açılmak istenmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi. “Bu proje, hafızamıza ve inancımıza yönelik yeni bir saldırıdır” ifadelerini kullandı.
Geçim kaynakları tehdit altında
Sekasur ve çevresindeki köylerde hayvancılık ve arıcılığın temel geçim kaynağı olduğunu belirten Doğru, madenin açılması halinde yüzlerce ailenin yaşamının doğrudan etkileneceğini kaydetti. Bölgede yaklaşık 35 bin küçükbaş hayvanın kayıtlı olduğunu dile getiren Doğru, “Bu alan sürülerin dinlendiği, arıcıların konakladığı bir yaşam alanı. Maden açılırsa geçim kaynaklarımız yok olacak” dedi.
“Cemevi değil, nefes almak istiyoruz”
Şirketin halka dönük bazı faaliyetleri de Dersimlilerin gündeminde. Şirket bir yandan ziyaret alanlarına ve Dersimlilerin belleğine saldırırken bir diğer yandan da “cemevi, aşevi yapacağız” şeklindeki açıklamalarda bulundu. Bu açıklamaları eleştiren Doğru, bu söylemlerin halkı ikna etmeye yönelik olduğunu belirtti. “Bizim burada cemevine ihtiyacımız yok. Zeve’de ve Bargini’de cemevlerimiz zaten var” diyerek, projeye rıza oluşturulmaya çalışıldığını söyledi.
Sekasur’daki süreci, Dersim’in uzun yıllara yayılan politikalarının devamı olarak değerlendiren Doğru, 1938’de bombalarla boşaltılan köylerin bugün maden projeleriyle hedef alındığını belirtti. “Geyiksuyu’nda, Tağır’da, Cevizlidere’de aynı saldırı sürüyor. Sekasur neyse, orası da odur” dedi.
Direnişin her kesimden insanın ortak mücadelesine dönüştüğünü belirten Doğru, platformun tüm siyasi görüşlerden bileşenlerle hareket ettiğini söyledi. “AKP’lisinden CHP’lisine herkes bu mücadelede yer aldı. Çünkü bu mesele kimlik değil, yaşam meselesi” ifadelerini kullandı.
Milletvekillerinin sessizliğini de eleştiren Doğru, “Sessizlik onay anlamına gelir. Bu konuda herkesin açık bir tutum göstermesi gerekiyor” dedi.

Tarih toprağın altına gömülüyor
Sekasur’un yalnızca inanç açısından değil, tarihsel olarak da önemli bir bölge olduğunu hatırlatan Doğru, Urartu döneminden kalma yerleşimlerin madencilik faaliyetiyle yok edilmek istendiğini ifade etti. “Mazgirt, Pertek ve Çemişgezek hattında antik kalıntılar var. Bu alanlar madenle birlikte geri dönüşsüz biçimde tahrip edilecek” dedi. Şirketin proje beyanlarında çelişkiler bulunduğunu belirten Doğru, “Bir dönüm çalışacağız diyorlar ama pomza madencilik sahası 15 dönüm üzerine kurulu. Gerçekler gizleniyor” ifadelerini kullandı.
Bir diğer taraftan bir dönümlük çalışma alanı olarak belirlenen alanların Urartulardan kalma yerleşim yerlerine ait kalıntıların olduğunu hatırlatan Doğru, “Başka planlar söz konusu” dedi.
Sekasur mücadelesinin yalnızca bir köyün değil, tüm Dersim coğrafyasının meselesi olduğunu vurgulayan Doğru, çevre platformlarının ortak zeminde birleşmesi gerektiğini söyledi. “Dersim’in her köşesinde aynı saldırı var. Bu yüzden tüm platformlar birlikte hareket etmeli. Bizim mücadelemiz şirketlere ve onların yerli işbirlikçilerine karşıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Sekasur’daki direnişin doğa, inanç ve tarih savunusuna dönüştüğünü belirten Doğru, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu sadece Sekasur’un değil, tüm Dersim’in meselesidir. Biz burada madeni değil, geçmişimizi ve geleceğimizi koruyoruz.”






Bir Cevap Yazın