Tüm dünya Louvre Müzesi hırsızlığını konuşuyor ve bir süre daha konuşmaya devam edecek gibi görünüyor. Bana soracak olursanız; konuyu bu kadar enteresan kılan dünyaca ünlü ve güvenliği dillere destan bir müze olması değil; hırsızların içeri giriş şekli.

Sabah 9:30 sularında, müze kapıları ziyaretçilere yaklaşık yarım saat önce açılmışken, koridorlar turist gruplarıyla dolu ve güvenlik kameraları çalışıyor. Her şey her günkü gibi normal ilerliyor. İzlediğimiz filmlerin aksine, gece yarısı alarmları hackleyip görevlileri uyutup lazer ışınların arasından akrobatik hareketlerle geçmiyorlar. Aksine, her şey oldukça basit ve göz önünde gerçekleşiyor. Hırsızlar Louvre’un kapısına üstünde hareketli merdiven taşıyan bir kamyonla yanaşıyor. Baya bildiğiniz sokakta, güpegündüz kaldırıma gayet usulüne göre park ediyor ve yanına bir de uyarı üçgeni koyuyorlar. İki kişi scooterların üzerinde kaçış için hazır beklerken, diğer ikisi kamyondan uzattıkları merdivenle birinci kattaki balkona tırmanıyor. Görevli gibi görünüyorlar. Camı kesme makinesiyle açıp içeri giriyorlar, Apollon Galerisi’nde iki vitrinin camını kırıp mücevherleri alıp çıkıyorlar. Tüm bunlar birkaç dakika içinde, müzenin gözbebeğinde ve gündüz vakti oluyor.

Bu olay bana okuduğumdan beri bir şeyi saklamanın en iyi yolunun onu göz önüne koymak olduğunu düşündürüyor. Yani müze hırsızının gündüz vakti sokaktan merdiven dayayacağını da düşünmezsin. Adamların hırsız olduğunu bilsen bile, “daha büyük bir planları vardır, bu başka bir şey için herhalde” dersin.

Asıl mesele de bu değil mi zaten? Aradığımız gerçekler çoğu zaman gözlerimizin önünde, ancak onları ısrarla görmeyi reddettiğimiz çok oluyor. İlişkilerde, arkadaşlıklarda, iş yerinde olduğu gibi daha geniş çapta da böyle. Senelerdir “gündemi değiştirmek için yapıyorlar” denen olayları düşünelim. Ne zaman bir özgürlük ihlali olsa, herkes bir ağızdan daha önemli konuların saklanılmaya çalışıldığını, bu nedenle de bu küçük özgürlük ihlallerinin gündem değiştirme çabasından öte olmadığını anlatıp durdu.

Her yeni yasak, kısıtlama, hak ihlali karşısında aynı refleksle ortalık “gündemi değiştirmeye çalışıyorlar” açıklamalarıyla doldu; İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığında bile bunu söyleyenler vardı. Peki ya asıl mesele hep buyduysa?

2025 Aile Yılı ilan edildi. Sezeryan karşıtı kampanyalar yapıldı. Manifest grubu teşhircilikten ifadeye çağrıldı. Komedyenler bir bir tutuklanıyor. 11. Yargı paketinde LGBTİ+’ları doğrudan hedef alan ayrımcı düzenlemeler var. “Hayasızca hareketler” kapsamında özendirme ve teşvik falan deniyor: “Doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunan ya da bulunmayı alenen teşvik eden, öven veya özendiren kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Oyuncular, şarkıcılar, göz önündeki insanlar rastgele toplanıp gizlilik kararlı dosya adı altında teste sokuluyor. Mizah dergilerine baskın yapılıyor, mekanlar kapanıyor. 

Şimdi soruyorum: Özgürlük ihlallerinin asıl mesele olduğunu görmek için, daha ne gerekiyor? Artık arka odalarda ne oluyor diye düşünüp durmak yerine, sokaktan merdiven dayayıp evimizin ortasına girenlere ses çıkarmanın zamanı gelmiştir. İnsanların kimliğini yok etmeye çalışmaktan ve geleceklerini çalmaktan daha büyük gündem olamaz zira.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin