Gündüzleri kazı alanlarında arkeolog, geceleri sahnede rockstar…

Güneş Duru, iki farklı dünyanın arasında sıkışmadan, kendi yolunu açmayı başaran bir isim. Redd’le yıllardır hem duyguları hem de toplumsal meseleleri aynı samimiyetle dile getiriyor; “duyguyu merkeze koymanın” gücüne inanıyor.

“Bizi yapay zekâdan ya da makinelerden ayıran en temel şey hissetmek,” diyor Duru. Ona göre ister aşk, ister toplumsal meseleler olsun; her şeyin merkezinde duygu var. “Tepkisizlik ya da apolitiklik aslında duygusuzluk demek.”

Türkiye’de sanatın sınırlarının daraldığı bir dönemde, hem eleştirel duruşunu koruyor hem de üretmeye devam ediyor. 24 Ekim’de yayınlanacak yeni albümleri öncesinde Redd grubunun gitaristi Güneş Duru’yla konuştuk. 

Gündüzleri arkeoloji kazılarında tarihin izini süren, geceleri sahnede şarkılarıyla kalplere dokunan birisiniz. Bu iki farklı Güneş’i taşımak size nasıl hissettiriyor? 

Açıkçası bunun çok farkında değilim. Çünkü her iki tarafı da düşündüğümde, Türkiye’deki rockstar figürlerine baktığınızda pek onlar gibi değilim. Arkeoloji ya da akademideki insanlara baktığınızda da pek çoğuna  benzemiyorum. İki alana da tam olarak uymayan, farklı bir formülüm olabilir. Bu yüzden kendimi kişilik olarak ikiye bölmüyorum. 

Tabii ki içinde bulunduğum ortamların habitusları var; arkeolojinin de müzik dünyasının da. Bu ortamların kendi doğası içinde kendime göre bir yerde duruyorum. Mesela arkeoloji camiasında çok da sevilen biri olmayabilirim, eleştirel biriyim. Benzer bir tavrım var. Akademide de sistemin daha iyiye gitmesine dair söylemlerim var, bu toplumsal yaşam ve müzik için de aynı. 

Bir de işin zaman boyutu var. Normalde bir müzisyenden beklenti daha geç yatıp geç uyanmasıdır. Saat kaçta yatarsam yatayım, sabah erken uyanırım. Uyumayı da çok sevmem. Bu yüzden zamanımı olabildiğince efektif kullanmaya çalışıyorum çünkü yapacak çok işim var. İki farklı profesyonel hayatı bir arada sürdürmek kolay değil, hele Türkiye gibi bir yerde.

Zamanında “Türkiye sahte nezaketler ülkesi” demiştiniz. Bugünden baktığınızda hâlâ aynı hissi taşıyor musunuz?

O dönem bunu söylediğimde Türkiye bugünkü gibi değildi. “Sahte nezaket” hâlâ devam ediyor ama artık buna nezaketsizlik, şiddet, öfke, linç kültürü gibi şeyler de eklendi. Yani durum daha iyiye gitmedi. Benim orada asıl söylemek istediğim, kültür-sanat ortamına ilişkin bir eleştiriydi. İnsanların birbirini eleştiremediği, iyiye yöneltici bir eleştiri kültürünün olmadığı bir ortamdan söz ediyordum. Bu eksiklik, sahte nezaketle maskeleniyordu. Bugün kültür-sanat alanında hâlâ bu sahte nezaket var. Ama diğer yandan şiddet ve linç kültürü öyle bir noktaya geldi ki sahte nezaket artık minör bir sorun gibi kaldı. Türkiye’nin çok daha büyük problemleri var.

Hep toplumsal olaylara duyarlı, düşüncelerini açıkça ifade eden bir sanatçı oldunuz. Son dönemde kendinizi bu açıdan nasıl hissediyorsunuz?

Mesela 5–10 yıl önceki söylemlerime bakıyorum; bugün aynı cümleler çok daha farklı, hatta ters anlaşılabilirdi. Aslında söylediğim şeyler yanlış değil ama Türkiye’de “aşırılık” kavramının tanımı çok değişti. Muhalif, politik olmak, yani iktidar dışındaki her kimlik, yaşam biçimi ya da ifade biçimi artık “aşırılık” olarak görülüyor. Oysa iktidarın kendi yaşam biçimine dair daha dogmatik çıkışları, inanç merkezli dayatmaları aynı şekilde “aşırılık” olarak tanımlanmıyor.

Son dönemde yaşananları düşünürsek —örneğin Mabel Matiz’in yaşadığı süreç gibi— aslında çok şeyin değiştiğini görüyoruz. Artık neyi söyleyip neyi söyleyemeyeceğimizin sürekli tartışıldığı bir zamanda yaşıyoruz. Bu bana oldukça suni geliyor çünkü bunu toplumsal dinamikler değil, belli bir mekanizma belirliyor. Biz de maalesef şu anda o mekanizmaya boyun eğiyoruz. 

Hem toplumsal meseleleri şarkılarınıza alıyorsunuz hem de çok güçlü aşk şarkıları yazıyorsunuz. Gençler bazen “aşk mı, memleket bu haldeyken” diye ikilem yaşıyor. Siz bu ikisini nasıl birleştiriyorsunuz? 

Bizim için temel payda duygu. İster toplumsal meseleleri ele alan şarkılar olsun, ister aşk üzerine yazılmış parçalar; hepsinin merkezinde bir duygu dünyası var. Bizi yapay zekâdan ya da makinelerden ayıran en temel şey hissetmek. Görmek, koklamak, hissetmek… Bunlar en saf hâliyle duygu. Tabii akıl, bilgi, mantık önemli ama şarkılarımızın özü hep hissetmek.

Bir bireyin ya da bir grubun yaşadığı ortama ilişkin duygular, umutları, öfkesi ya da aşkı… Don Kişot’u düşünün; o savaşmak ve değiştirmek istiyor. Biz duygu yoğunluğu olan bir grubuz. 

Bizim konserlerde de dinleyiciyle kurduğumuz bağ bu yüzden çok kuvvetli. Duyguyu romantik bir yerden kastetmiyorum; yaşadığımız şeyi hissetmekten bahsediyorum. Çünkü bana göre tepkisizlik ya da apolitiklik aslında duygusuzluk demek.

Hâlâ aşk var mı?

Elbette var. İnsanların tutunmaya ihtiyacı var. Giderek yalnızlaştığımız bir dönemde yaşıyoruz. Bu yalnızlığın içinde birine tutunmak iyi bir şey; hem kendinizi hem de karşınızdakini kurtarmak gibi. Aşk insan yaşamında çok önemli. Ama sadece aşk yeterli değil. Yaşadığımız ortamda öyle parametreler var ki, en güçlü aşkı bile zorlayan, deforme eden, bozan şeyler çıkabiliyor karşımıza.

Şarkılarınızda ve kliplerinizde yıllardır cesur konulara değindiniz. Bunu yaparken bazen bedeller ödediğinizi düşündünüz mü?

Çok bedel ödedik bence. Türkiye’de ne kadar popülerseniz, zırhınız o kadar kalın oluyor. Mesela bazı gruplar var; çok yukarıya çıkıyorlar, sonra aşağı iniyorlar, tekrar yükseliyorlar… Bizim kariyerimiz öyle olmadı. Hiçbir zaman bir anda zirveye çıkmadık. Hep yavaş ama istikrarlı bir şekilde yukarıya doğru ilerledik. Ne çok büyük sıçramalar yaptık ne de çok büyük düşüşler yaşadık.

Böyle bir noktada olunca da iki taraftan tepki görüyorsunuz. Çok yukarıda olanların vicdanını ve duruşunu sorguluyorsunuz, bu yüzden sizden hoşlanmıyorlar. Öte yandan toplumsal ve politik meselelere değindiğiniz için bu düzeni yaratanlar açısından da makbul değilsiniz. Yani tam ortada, yalnız bir yerde yürüyorsunuz.

Bizi etkiledi mi? Evet, kariyerimizi etkiledi. Doğruya doğru. Örnek vermek gerekirse, bazı markalar çok popüler bir rock grubunun muhalif şarkı yapmasını sorun etmez, hatta onlarla işbirliği yaparlar, çünkü çok popülerdir. Ama bizde bu bir bahaneye dönüşür.

“Van İçin Rock” projesi aslında sizin çağrınızla başladı buna da değinmek istiyorum. Nasıl bir süreçti bu? Biraz süreci ve bu projeden bahsedebilir misiniz? 

O dönem aslında çok savruk bir dönemdi ve acilen bir şey yapılması gerekiyordu. Böyle bir fikir aklımıza geldi, hemen uygulamaya koyduk. İyi bir ekiple çalıştık ve kimseyi ayırmadık, herkese sahne vermek istedik.

Sonrasında biliyorsun benzer organizasyonlar yapıldı: “Van için Pop” gibi. Biz “Rock” dedik çünkü sınırları çizmek istedik. “Müzik” deseydik çok daha büyük bir kitle olurdu ama biz rock müzisyenlerini, menajerleri tanıyorduk. Böyle bir organizasyona girdik. Tabii büyük tepkiler de aldık; “depremde insanlar ölmüş, siz eğleniyorsunuz” diyen yandaş basın oldu. 

Ama günün sonunda o konserin geliriyle Van’da büyük bir okulun temeli atıldı: öğretmen lojmanları, fen laboratuvarı olan kocaman bir okul kompleksi. Daha sonra da ek binalar yapıldı, sponsorlar destek verdi. Milli Eğitim Bakanlığı destek oldu ve ek binaları yaptı.

Bugün olsa? İşte az önce söylediğim gibi, artık farklı mecralar ve mekanizmalar var, iyi ki de var. Son depremde gördük; oyuncular, ünlüler, herkes çok daha hızlı ve etkili şekilde yardım toplayabildi. Ama “Van için Rock” çok kolektif bir işti.

O işi dağıttık. Sahneye çıkan herkes kendini eşit şekilde temsil etti; kimisi bir kanalda, kimisi başka bir kanalda, merkezde değildim. Çok iyi bir PR planlaması yaptık, tek bir kişinin üzerine yıkmadık. Sonraki yardım kampanyalarında ise hep tekil isimlerin öne çıktığını gördük. 

Yeni projeleriniz neler?

24 Ekim’de albümümüz çıkıyor. Bu albüm, daha önce yayımladığımız single’ları bir araya getirdiğimiz ve üzerine iki yeni şarkı eklediğimiz bir çalışma. Plak formatında da, dijital platformlarda da yer alacak. Dinleyici 4 single’ın yanında 2 yeni şarkı daha bulacak. Zaten başından beri bu şarkıları bir albüme dönüştüreceğimizi söylemiştik. Ayrıca birçok şarkımız hâlâ geniş kitlelere ulaşmış değil. Albüm formatında şarkıların başka bir anlama bürünüp, yeniden keşfedileceğine inanıyoruz. Yine Türkiye’de ciddi bir plak dinleyicisi var. Live bir albüm plak olarak yayınlanacak, şu an baskıda. 

Bunun dışında “Kadın Şarkıları” projemiz vardı, onun yeni bir parçası Kasım ortasında çıkacak. Tam tarih belli değil ama o süreç devam ediyor. Ayrıca senfoni projesi de sürüyor. Ve büyük ihtimalle ya da 2026’nın ilk çeyreğinde yeni bir albüm çıkarmış olacağız.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin