20 Eylül 2025, Cumartesi

Müziğin yalnızca bir tını değil, bir duruş ve bir hafıza olduğuna inanan bir sanatçı Can Kazaz. Onun için şarkılar, bireysel duyguların ötesinde toplumsal meselelerle buluşan birer yol arkadaşı; kimi zaman itirazın, kimi zaman umudun sesi. Dinleyicisiyle kurduğu “dert ortaklığı” bağı, yalnızlık hissini dönüştürüp kolektif bir hafıza yaratıyor. Son albümü “Yalnızlık Bakanlığı” ise bu ortaklığın en berrak ifadesi; yalnızlığın paylaşıldığında nasıl dayanışmaya evrildiğinin bir kanıtı.

Biz de onunla müzik ve aktivizm arasındaki ince çizgiden, toplumsal meselelerin üretim süreçlerine etkisine; hikâye anlatıcılığının inceliklerinden gelecek hayallerine uzanan derinlikli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Şarkılarınızda ve projelerinizde her zaman bir farkındalık görüyoruz. Özellikle Kızılgerdan klibinde birçok toplumsal meseleye değinmiştiniz. Bu kadar farkında olmak size nasıl hissettiriyor? 

Aslında “farkında olmak” tek başına çok anlamlı değil. Çünkü farkındalık sahibi olmak aslında dünyayı algılayabilen herkes için mümkün. Hissiyat, belli bir farkındalıkla o eksende harekete geçtikten sonra geliyor. Yani bu harekete geçme durumuna, adı üstünde, aktivizm demek lazım sanırım. 

Bazı konularda kendimi aktivist olarak görüyorum; iklim adaleti, toplumsal cinsiyet rolleri, müzik sahnesi çalışanlarının hakları ve güvenceleri, hak ve özgürlüklerimiz, ayrımcılık gibi birçok konuda. İyi olduğuna inandığım yöne doğru itmeye çalışıyorum bu konuları ve bunun bireysel olarak yapılabileceğine inanmıyorum. Bu sebeple sivil toplum örgütlülüğünü çok önemli görüyorum. 

Tüm bu vaziyet, güncel dünyada son derece yorucu, üzücü ve caydırıcı olduğundan bazen kendimi yorgun ve ümitsiz hissedebiliyorum. Ama bir yerden mutlaka beni yeniden şarj edecek olay yaşanıyor. O ümidin üzerine eklemeye çalışıyorum var gücümle. 

Dinleyiciyle kurduğunuz bağ sizin için ne ifade ediyor? Şarkılarınızın dinleyicide uyandırdığı güçlü duygulara nasıl yaklaşıyorsunuz? 

Dinleyiciyle kurduğum bağ olmadan, yapmaya çalıştığım müzik bir hiç olurdu. Bu bağın sebebi, ortak duygular ya da başka bir deyişle dert ortaklığı. Kendi duygumu ve derdimi anlattığımda yıllardır beni de şaşırtan şekilde çok fazla insanla ortaklaşıyorum. Yaşadıklarıma çok benzer hikayeler de anlatıyorlar bana. Aslında dinleyicide uyanan güçlü duygu, galiba benim duygularım. Sonra kolektif bir şekilde yaşamaya ve paylaşmaya başlıyoruz. Yalnızlık hissimiz azalıyor. “Yalnızlık Bakanlığı” fikrinin temelinde de bu var aslında. 

Müziğinizde hikâye anlatıcılığı çok ön planda. Bir şarkıyı yazarken hikâyeyi mi önce kuruyorsunuz yoksa duygu mu önce geliyor? 

Hikaye de, o hikayenin uyandıracağı duygular da öylece içimde asılı halde bekliyorlar. Ben onlara müzik ve şarkı formundaki edebi aktarım çabamla erişiyorum. Bu sebeple en başta hangi duyguyu veya hikayeyi anlatacağımı müzik belirliyor. Yani önce bir melodi, bir akor dizilimi ya da çağrışım yapan bir cümle geliyor. Meditasyon gibi, aklıma nelerin geldiğini gözlemleyip anlatısı olan bir form ortaya çıkarıyorum. Zaman içinde stilime dönüştü tabii hikaye anlatmak ama niyetim şarkıyı dinlediğimizde zihnimizde bir sinematik sahne canlanması oluyor genelde. Yazarken öyle imgelerle çalışıyorum. 

MeToo hareketi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizin sektörünüz de dahil olmak üzere birçok yaratıcı alandan ciddi ifşalar oldu. Siz ilk günden beri sosyal medyada net bir duruş sergilediniz. Bu konudaki yaklaşımınızı nasıl tanımlarsınız? 

MeToo hareketi hakkında düşünmeye başlamadan önce dinlemeyi öğrenmeli tüm erkekler. Benim yaklaşımım, sezilerime ve feminizme güvenmek. Buna yönelik elimden gelen ve benden istenen bir şey varsa katkı sunmaya çalışıyorum çünkü ancak böyle törpülenerek daha pürüzsüz, hakkaniyetli bir düzleme çıkabileceğimizi düşünüyorum. 

Kızılgerdan bir anlamda Can Kazaz’ın kendisi mi? 

Kızılgerdan, iyi niyetleri olan ve güzel şeyler yapmaya çalışan herkes. Aynı zamanda da hiçbirimiz. Çünkü hepimiz, bazen küçük güzellikleri gözümüzden kaçırabiliyoruz ve ona hak ettiği takdiri sunamıyoruz. Kızılgerdan, farkında olsak heyecan yaratacak tüm o küçük güzelliklerin alegorisi.

Toplumsal meseleler üretim süreçlerinizi nasıl etkiliyor? 

Etkilememesi için çabalıyorum. Bu da enerjimi düşürüyor elbette. Ama hayatımda müziğin yerini tutabilecek başka hiçbir yaşamsal enerji yok. O yüzden dönüp yine müzikte iyileşirken buluyorum kendimi. Oradan aldığım enerjiyi toplumsal meselelere de yansıtmayı deniyorum. 

Pandemiden bu yana bağımsız bir müzisyen için sürdürülebilirlik denklemi nasıl değişti? 

Pandemiden bu yana orta halli bir vatandaş için sürdürülebilirlik denklemi nasıl değişti; sorusunun cevabına çok yakın bu. Farklı olarak müzik sektörünün dinamikleri biraz nankördür. Tüketim toplumunda yaşadığımız için çabuk unutuluruz. 

Öte yandan konsere gitme eğilimleri, talep gören müzik ve sanatçı profili çok değişti. Dijital ortamların algısı, her şeye hemen ve sıkıldığın anda da yenisine erişmeyi hakmış gibi gösterdi. Bu da korkunç bir üretim sıklığı baskısı oluşturuyor haliyle. Müzik bir “içerik” olduğu için, müzisyen için de durum her içerikte olduğu gibi “kaydır, geç” kadar sürdürülebiliyor. Görünmek çok daha zor. 

“İnsanların vakitleri yok” gibi bir algı var. Bunun yanı sıra ekonomik darlık, önce kültür-sanat harcamalarını kısıyor. Bu da beraberinde kendi yağında kavrulan müzisyeni aşağıya doğru itiyor. Özetle pandeminin getirdiği yeni dinamikler ve bir nevi kartların yeniden dağıtılması sebepli artık çok daha zor her şey. 

Yeni projeleriniz neler? 

Birkaç tane düet, ortak şarkı var sırada. Hakan Kurtaş’ın şahane şarkıları üzerinde çalışıyoruz. Tüm prodüksiyonu ve aranjmanları üstlenmiş durumdayım. Ayrıca çok önemsediğim konudaki bir uzun metraj belgeselin müziklerini yapacağım. Filmin kurgusu ve belgeselin konusuyla ilgili olaylar yaşanmaya devam ediyor. 

Kurucusu olduğum Sonorman, hem yeni müzik paylaşımlarına devam ediyor hem de menajerlik yönüyle Elvan Erdem’in çalışmalarıyla ilerliyor. Bunun dışında üretimini zamana yaydığım yeni bir albüm hazırlığındayım. Bugüne kadar en büyük dikkatimle üzerinde çalıştığım albüm olacak. Bir rüya ekiple üretmek dileğim var. 

“Yollar ve Su” albümüyle başlayan, “ve Toprak”, “ve Gök” serisi sonrası kalan son element ateş üzerinde çalışıyorum. Paylaşmak için çok istekli ve heyecanlıyım ama bitse bile her şeyiyle içime sinene kadar ve 2026 ortalarından önce çıkarmayacağım.

Bugüne kadar sanat yolculuğunuz hep toplumsal meselelerle de kesişti. Sizi en çok heyecanlandıran hayaliniz nedir? 

Mükemmelini görmeye ömrümüz yeter mi bilmem ama adil ve liyakatli bir ülke ve bunun alt grubu olarak bu niteliklerde müzik endüstrisi. Bunun hayaliyle, çabasıyla umutlu ve heyecanlı bir şekilde yaşıyorum. Bu yönde bir kırılmaya da çok uzak olmadığımızı seziyorum.  

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin