Fotoğraf: Ocak’ta İstanbul Havalimanı’nda bir kargo kutusunda bulunan yavru gorilin ilk fotoğrafı. Ne yazık ki sorumlu kurumlar yavru gorile dair güncel bilgiler paylaşmıyor!

2017’nin eylül ayı. Uçak Johannesburg’dan havalandı. Tırmanışın ardından ekip için kemerler çözüldü ve ben çalışacağım galleye gittim. Gitmemle birlikte aşağıdan gelen güm! sesini duymam bir oldu. Uçuşun bir gün öncesinde kaptana ve dolayısıyla ekibe uçağın kargosunda dört gergedan taşınacağı bilgisi verilmişti. Gergedanlar THY yolcu uçağı ile önce İstanbul’a, oradan Pekin’e gidecekti. Gergedanların uçuş boyunca uyuyor olması gerekirdi. Fakat bir gergedan boynuzu ile tavana vurmaya devam etti. Yarattığı ses ve titreşim uçağın büyük bir kısmında  duyuluyor ve hissediliyordu. Uçakta gergedanlardan sorumlu bir veteriner vardı. Ona danıştığımızda yapabileceği hiçbir şey olmadığını söyledi.  THY’nin yaban hayvanı taşıdığına dair bir haber görmek isterseniz burayı ziyaret edebilirsiniz.

Yaklaşık 10 saat bu şekilde uçtuk. Ara ara aşağıdan gelen boynuz vurma sesleri ve titreşimleri  sebebiyle endişelenen yolcuya kargoda hayvan taşıdığımızı söyledik. Bir kabin memuru olarak 10  yıllık uçuş hayatımda sanırım en çok korktuğum uçuştu. Bir tanesinin ağırlığı 2,5 ton olan  gergedanın strese girmesi ile uçağın dengesine verebileceği etkiyi düşünmek bile istemiyordum. Sonuç olarak İstanbul’a vardık. Uçuşun ardından sorumlu bir kabin ekibi üyesi olarak gerekli  yerlere mail attım; kalite ve emniyet departmanlarına. Çünkü gergedanlar bir sonraki  uçuşta da aynı stresi yaşayabilirlerdi. Ekip bilgilendirilmeliydi.  

Aldığım bilgiye göre bizim uçuşumuzda boynuzunu vuran gergedanın ayağı kafese sıkışmış ve  kangren olmuştu. Gergedanların ayak sağlığı büyük cüsselerini taşımaları sebebiyle çok önemli.  Gergedana ne olduğu sorusu ne yazık ki meçhul. Bana sorarsanız -ki ben pilot değil hostestim kaptan divert etmeliydi. Yani bu şekilde uçmamalıydı ve alternatif havalimanına inmeli ve sorunun  giderilmesini beklemeliydi. Ama kaptanların üzerindeki baskıdan dolayı bunu yapması düşük bir olasılık.  

Ne yazık ki hayvanları uçakların kargo bölümünde taşımak illegal değil. Bunu sadece THY yapmıyor. Birçok havacılık şirketi yapıyor. Yaşanan örnekte görüldüğü üzere, bir gergedanı  doğasından alıp hayvanat bahçesine koymak illegal değil. Bazı uluslararası sözleşmeler varsa da her nasıl oluyorsa bunlar aşılıyor ve ülkeler birbirlerine karşı sorumluluk hissetmiyor.  

Örneğin ocak ayında İstanbul havalimanında hayvan kaçakçılığı tespit edildi. Nijerya’dan Bangkok’a transit uçuşu gerçekleştirilmeye çalışılırken tespit edilen kapalı bir kutuda yavru goril bulundu. Konuyla alakalı sorumluluğu olan Tarım ve Orman Bakanlığı yavru gorili Polonezköy Hayvanat Bahçesi’ne yerleştirdi. Şubat ayında ziyaret ettim. Gorili görmek istediğimi söyledim. Fakat karantina sürecinde olduğu için gösteremeyeceklerini söylediler. Sadece 2 kişinin gördüğünü ve bakımını yaptığını öğrendim.  

Temmuz ayına geldiğimizde halen aynı yerde olduğu bilgisinden başka elimizde bilgi yok. Tekrar gorili görmek için gittiğimde yine aynı cevabı aldım. Tarım ve Orman Bakanlığı kısıtlamaları sebebiyle kimseye göstermediklerini, bilgi de vermediklerini söylediler.  

Hayvan bilinci üzerine yüksek lisans yapan biri olarak soruyorum; yavru goril için altı ay süren bir  karantina süreci sağlıklı mıdır? Bürokrasi sağlıklı yaşam hakkından değerli midir? Bu yavru gorilin rehabilite edilmesi amacıyla hangi merkeze gönderilmesi planlanıyor? Neden Antep’e gönderileceği bilgisi bir dedikodu gibi yayılıyor? Antep Hayvanat Bahçesi Müdürü instragram sosyal medyasından goril fotoğrafı paylaşırken ne ima ediyor? Tarım ve Orman Bakanlığı Uluslararası sözleşme olan CITES’e (Nesli Tehlike Altındaki Türlerin Ticaretine İlişkin Sözleşme) karşı sorumlu olduğunun farkında mı? Eğer farkındaysa yavru  gorili Türkiye sınırları içinde tutamayacağını biliyor mu? Hayvanlar üzerine akademik ve kültürel çalışmalar yürüten insanlar olarak bizler, kurumları yönetenlere gelişmelerin takibinde olduğumuzu  hatırlatmalıyız. 

Yavru goril artık türdeş entegrasyonuna başlamalı bu sebeple de ivedilikle uluslararası bir primat rehabilitasyon merkezine yerleştirilmelidir. Bu kadar uzun bir sosyal izolasyon bilimsel olarak önerilmez. Davranış bozukluklarına, bilişsel gelişim geriliğine ve ayrıca aşırı insana bağımlılık geliştirmeye yol açabilir. Süreci takip edeceğiz. Bu sebepledir ki Bakanlık kamuyu ivedilikle aydınlatmalı.  

Dijital hayvanat bahçesi 

İnsan eğlencesi için doğasından kopartılan hayvanlarla doldurulan “hayvanat bahçesi” denilen bu  hapishane mantığını dönüştürebiliriz. Bu kapalı sistemlere yeni hayvanlar getirmeyi bırakıp,  burada yaşayanlardan doğasına uyum sağlayanlar için çalışmalar yürütüp, dönmesi mümkün  olmayanların hayatları boyunca bahçede bakımlarına devam edip bir yandan da Dijital Hayvanat Bahçeleri kurarak normalleşen bu sömürü kültürünü dönüştürebiliriz.  

Fotoğraf: Ankara’daki Dijital Hayvanat Bahçesi’nden

Dijital hayvanat bahçesi fikri 1994’te Ken Boschert’in bir web sitesi yaratması ile ortaya çıktı. Dünyada birçok örnek mevcutken Türkiye’de fiziksel – karma gerçeklik içeren dijital hayvanat bahçesi Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından 2024’te Atatürk Orman Çiftliği’nde açıldı.  

Bir etolog ve hayvan foto muhabiri olarak dijital hayvanat bahçesini çok verimli buluyorum. Öncelikle birçok tür var. Dijital gösterimi yapılan hayvanın etrafında bir kafes ortamından ziyade habitatını görmek o hayvanı daha bütüncül bir yaklaşım ile tanımamıza yol açıyor. Hayvanların sabit değil, hareketli olmaları, belli bir davranışı tekrar etmesi gerçeklik oranını yükseltiyor. Merak edilen türlerin yaşamlarını keşfetmek için sunulmuş harika bir deneyim. Görünürde insan için oluşturulmuş dijital hayvanat bahçesi insan merkezli bir noktadan uzaklaşıp, hayvanların yaşamına  saygıyı hatırlatıyor.  

Deniz Tapkan Cengiz 

Temmuz, 2025, İstanbul

Bir yanıt yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin