“Feminist Şehirler” yazı dizimizin ilk yazısında tarihte hızlı bir yolculuğa çıkacağız. Herhangi bir antik kenti gezdiğinizde veya tarihi kalıntıları içeren bir müzeyi gezdiğinizde genelde karşılaşacağınız heykel “Kibele Bereket Tanrıçası” olur.
Mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Kibele (Kybele), tarih boyunca Anadolu, Mezopotamya ve Akdeniz dünyasında dişil gücü, doğurganlığı ve toprak anayı simgeleyen en eski ve en etkili tanrıçalardan biridir. Tahtta oturan bir heykeldir, başında şehir duvarlarını simgeleyen bir taç (polias) vardır. Yanında çoğunlukla aslanlar, bazen dağ keçileri görülür. Bu doğa üzerindeki hâkimiyetini simgeler. Bereket sembolü olarak memeleri belirgin ve büyük veya çok sayıda, kalçaları doğurganlığı temsilen geniş figürlerle betimlenir.

Görsel: Kibele figürü (wannart.com)
Kibele’nin ibadeti yüksek sesli müzik, dans ve bazen kendinden geçme ritüelleriyle yapılırdı. Ona hizmet eden erkek rahipler yani Galli’ler hadım ediliyordu. Bu ritüel eril gücün ortadan kaldırılıp, dişil gücün vurgulanmasını simgeliyordu. Ritüeller genellikle doğada, özellikle dağlık alanda ve mağaralarda yapılıyordu. Kibele’in adı bu yüzden sık sık “Dağların Anası (Mater Mountainorum)” olarak anılır.
Sonraki dönemlerde Yunanlar, Kibele’yi Tanrıların Annesi Rhea ile özdeşleştirdi. Romalılar onu “Magna Mater Deorum Idaea” yani “İda Dağı Tanrılarının Büyük Annesi” olarak tanıttı. Kibele Roma’da MÖ 204 yılında resmi bir devlet dini olarak bile kabul edildi. Özellikle zor zamanlarda halkı koruyan, şehirleri savunan tanrıça olarak görülüyordu.
Carl Gustav Jung’un arketip teorisine göre, “Ana Tanrıça” figürü kolektif bilinçdışında yaşamı doğuran, koruyan, besleyen ama aynı zamanda yok eden de bir güçtür. Kibele hem rahim hem mezardır; doğumun, dönüşümün ve ölümün ritmini taşır.

Görsel: Kibele- Efes Artemisi
Peki, doğaya bu kadar hükmettiği düşünülen, hem Tanrı rolü üstlenen, hem din olarak kabul edilen, hem üreten, hem dönüştüren, adına rahiplerin hadım edildiği kadın figürü Kibele gücünü nerede kaybetti, neye yenik düştü?
MÖ 3000-500 arasındaki dönemde yeni aletler ve malzemelerin bulunmasıyla tarım gelişti, tarım fazlasının ortaya çıkmasıyla “mülkiyet” kavramı gelişti. Cinsiyetçi iş bölümünün tohumları burada atıldı.
Antik Yunan döneminde kadın, kamusal alandan dışlandı. Atina’da kadın yurttaş bile değildi. Siyasete, eğitime, mülkiyete katılamazdı. Bir erkek vasinin (paterfamilias) kontrolü altındaydı.
Kamusal yapılar; foralar, hamamlar, arenalar erkek deneyimine göre şekillenmişti. Kadınlar bu alanlara nadiren ve belirli saatlerde erişebilirdi. Mesela hamamlar kadınlara öğleden önce açıktı.
Kadının toplum içinde yasal olarak yere bulamayışı Roma ve Sümer döneminde de bu şekilde devam etti. Aristoteles kadını “eksik erkek”, Platon ise “gölge yurttaş” sayar.
Tek tanrılı dinlerde erkek egemenliği kurumsallaştı. Kadınlar karar verici, öğretici, temsilci rollerden sistematik olarak dışlanmışlardır.
Aydınlanma çağında yani 17-19. yy arası ‘modern birey’ kavramı gelişti ama bu birey tamamen erkekti. Rousseau gibi düşünürler kadının görevinin ‘erkeği erdemli yapmak’ olduğunu savundu. Kadınlar ne eğitim ne oy hakkı, ne de kamusal pozisyonlarda yer alabildi. Kadın birey değil, erkeğin tamamlayıcısıydı.
Sanayi devrimi ve 19. yy’a geldiğimizde, mekânlar cinsiyetlendi: “erkek için fabrika, kadın için ev.” Kadın işçiliği görünmüyordu, çok düşük ücretliydi. Kent planlaması da bu ayrımı yansıtıyordu; gece sokağı, meydanları erkekler kullanırken, kadınlara mahalle içi, alışveriş mekanları gibi kısıtlı alanlar kalmıştı.

Görsel: 19. yy’da işçi haklarını arayan kadınlar
20. yy başlarında kadınlar 1. ve 2. Dünya Savaşları’nda iş gücüne daha çok katıldı. Feminist hareketlerin yükselişiyle kadınlar oy hakkı, eğitim, çalışma hakkı için mücadele etti. Kadınlar kent meydanlarında, grevlerde, üniversitelerde, sendikalarda yer almaya başladı. Kadınlar için sağlık kurumları, kreşler, kadın dernekleri gibi alanlar açıldı.
1960-80 arasında ikinci dalga feministler “kişisel alan politiktir” diyerek ev içi emeği, şiddeti ve mekânın cinsiyetlendirilmesini sorguladı. Feminist şehir plancıları kent mekânının erkek deneyimine göre kurgulandığını ortaya koydu. Şehirler kadınlar için erişilemez, tehlikeli, gözlem altındaki alanlar olarak analiz edildi. Kadınlar için güvenli ulaşım, kamusal tuvalet, çocuk bakım merkezleri, aydınlatılmış parklar gibi talepler gündeme geldi.
1990’lara geldiğimizde kadınlar iş gücünde, akademide, politikada daha fazla yer almaya başladı. Fakat aynı zamanda gentrifikasyon, barınma krizi, toplumsal cinsiyet temelli yoksulluk da derinleşti. Kadınlar şehirde daha görünür hâle gelirken eşitlikçi bir mekânsal yapı inşa edilemedi. Feminist şehircilik çalışmaları arttı. Avrupa’da bazı şehirlerde mesela Viyana’da kadın odaklı planlama projeleri hayata geçirildi.

Görsel: Viyana Belediyesi’nin eşcinsel çiftleri destekleyen trafik ışıkları ( Santiago Medina/Getty Images)
Bu projeye göre çocuklara göz kulak olunabilecek açık mutfak tasarımı, ev içinden görünür ortak avlular, kolay erişimli asansör ve puset alanları, esnek planlı küçük ofis/v kombinasyonları şeklinde kriterler konut tasarımına dahil edildi. Yaya ve çocuk arabası dostu sokak düzenlemeleri yapıldı. Bisiklet yolları ve güvenli geçitler geliştirildi. Okul, market, park, sağlık merkezi gibi günlük rotalar kısaltıldı. Yakın çevrede kreşler çoğaltıldı ve kadın dayanışma merkezleri açıldı. 1993-2012 yılları arasında toplam 7 Frauen-Werk-Stadt (Kadınlar için şehir) projesi gerçekleştirildi. Berlin, Barcelona, Stockholm gibi Avrupa şehirlerine model oldu. Viyana, 2013’te gender mainstreaming’i (toplumsal cinsiyet odaklışehir planlama) resmi planlama ilkesi olarak benimsedi ve kent genelinde 60’tan fazla proje cinsiyet odaklı olarak yeniden tasarlandı.
Bu gelişmelerden sonra kadınlar artık sadece kamusal alanda bulunan değil, o alanı şekillendiren, eleştiren ve yeniden talep eden öznelere dönüşmeye başladı.
Güvenlik, erişilebilirlik, bakım emeği ve gündelik yaşam üzerinden şekillenen kentsel tasarımlar hızla çoğaldı. Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı (UN-HABITAT)2022 yılında kadınlar için şehir planlama rehberi olan “Her City” rehberini hazırladı. Barcelona 2021 yılında kentin bakım emeği üzerinden yeniden planlanması süreci olan “cura” politikasını başlattı.
Olumlu gelişmeler bir yana Kibele’nin zamanında hükmettiği doğa hızla tahrip edilirken, kadınların baskılanması da paralel hızla ilerliyor. Bu ataerkil ve kapitalist sistemde hem kadın hem doğa sömürgeleştiriliyor .

Görsel: Sosyal medyada görünür olan kadınlar
#MeToo, #GeceYürüyüşü, #KadınCinayetleriPolitiktiretiketleri ile yürüttükleri kampanyalarla fiziksel kamusal alanların dönüşümünü tetikliyor. Mısır’da “HarassMap”, ABD’de “Whose Streets?” ve Türkiye’de Mor Harita (Kadınlar için güvenli mekân haritaları) ile kadınlar kentteki tecrübelerini haritalandırıyor.
Bir yerlerde sesimizin çıkması, bizlerin de var oluşu istenmediği için kadınlar gece sokakta, toplu taşımada, parkta fiziksel ve psikolojik şiddet riskiyle karşı karşıya kalıyor, hâlâ! Kentsel dönüşüm projeleri kadınları ve dezavantajlı grupları marjinalleştiriyor. Hâlâ düşük ücretlerde çalıştırılıyoruz. Göçmen kadınlar kentsel dışlanmayı en fazla yaşayan gruplar arasında. Kentte kendimize alan açma çabamız ve mücadelemiz yüzyıllardır hiç değişmiyor.
Bugün kadınlar kentlerde yer bulmak için mücadele ederken, binlerce yıl önce şehirlerin, dağların ve doğanın sahibi olan bir Ana Tanrıça vardı: Kibele. Onun kültü, kadınların doğayla, toprakla ve kamusallıkla nasıl bütün bir varlık gösterdiğini hatırlatıyor fakat Kibele’nin uzun süren sessizliği artık yalnızca taşların ve heykellerin arasından değil, kadınların bedenlerinden, sokaklardan, meydanlardan ve dijital ekranlardan yükseliyor. Binlerce yıl önce toprağa kök salmış dişil güç, şimdi kent asfaltları altından çatlıyor. Kadınlar, dışlandıkları kent hayatına, sessiz kalmaları beklenen meydanlara ve sokaklara bağırarak geri dönüyor. Kibele artık yalnızca bir mit değil; bugün yaşadığı kentlerde kendine her “yer bulamayan” kadının içindeki direnişin adı. Ve bu kez kadınlar, şehirleri yalnızca hatırlamakla yetinmiyor, onları yeniden kuruyor.





Bir Cevap Yazın