29 Haziran 2025, Pazar

“Dayanışma, travmayı tanımakla, birbirimizin sesine, sözüne ve hikayesine kulak vermek ile başlar; onarıcı adalet ise bu travmayı sahiplenecek bir toplumsal alan inşa eder.” Ceren Yakıcı yazdı.

Dayanışma kavramı “yardım” kavramında olduğu gibi güç dengesizlikleri ve hiyerarşik temelli ilerleyen bir süreç veya yalnızca bir “iyilik hâli” değil, yapısal eşitsizliklerin tanınması ve dönüştürülmesi iradesidir. Dayanışma bu bağlamda, yalnızca duygusal değil, politik ve kolektif bir psikolojik direniştir. 

Bugün yaşadığımız ve yaşamın her alanında karşı karşıya kaldığımız toplumsal baskılar yalnızca bireysel olarak bizleri değil, kolektif varoluşlarımızı hedef alan bir politik şiddet rejimi. Bu sermaye-devlet işbirliğinin temel yapı taşlarından olan polis saldırısından, Onur Yürüyüşü’ne getirilen yasaklara ve işkenceyle gerçekleşen gözaltılara; öğrencilerin, gazetecilerin, kadınların ve lubunyaların gözaltı sırasında maruz kaldığı cinsel şiddet ve psikolojik şiddetten, Bayram Sokak’ta trans kadınların evlerinin mühürlenmesine, translara yönelik hormona erişimin engellenmesinden, grev alanlarında “Sabancı’nın selamını getirdik” diye işçileri tekmeleyen polislere kadar her yerde kendini göstermekte. 

Bu şiddet yalnızca fiziksel değil; aynı zamanda hukuki, ekonomik, psikolojik ve kültürel. Politik şiddet, iktidar tarafından sistematik olarak uygulanan, belirli grupları baskı altına alan ve yaşam alanlarını daraltan bir tahakküm biçimi. Bu şiddetin en büyük amaçlarından biri, bizleri yalnızlaştırmak, izole etmek ve “sorunun kendisi bizmişiz” gibi hissettirmek. 

Hatta bu şiddet, tahakkümünü kavramların içerisinde de örgütler; mesela “normallik” kavramı gibi… “Normallik” nötr bir tanım değil. Politik bir şiddet aracı. Kimlerin “normal” sınırlar içerisinde kabul edildiğini, kimlerin “anormal” görülerek dışlandığını belirleyen görünmez bir tahakküm aracı. Ve bu tahakküm aracı; patriyarka, kapitalizm, heteroseksizm, milliyetçilik ve türcülükle örülü. “Makbul kadın”, “makbul aile”, “makbul öğrenci” ve hatta “makbul protestocu” figürleri tam da bu normlar aracılığıyla inşa ediliyor. Onun dışında kalan herkes ya marjinalleştirilir ya da kriminalize edilir. İşte bu nedenle normallik, yalnızca toplumsal düzenin değil, aynı zamanda sistematik dışlamanın ve baskının ideolojik bir mekanizması. Politik şiddet, sessizlik, yok sayma, temsilden mahrum bırakma, toplumsal hafızadan silme gibi biçimlerde de tezahür eder. Bu görünmez şiddet, öznelerin özsaygısını, kimliğini ve anlam dünyasını tahrip eder. 

Bessel van der Kolk travmayı yalnızca bireysel bir kırılma değil, bedenin ve zihnin sistemi karşısında verdiği hayatta kalma yanıtı olarak tanımlar ve bir konuşmasında ekler; “Travma her zaman politiktir.” 

Judith Lewis Herman ise travmanın kolektif yüzleşme olmadan iyileşemeyeceğini, şiddetin inkârının travmayı derinleştirdiğini söyler. Herman’ın “Hakikat ve Onarım: Travma Mağdurları Nasıl Bir Adalet Tasavvur Eder?” kitabındaki onarıcı adalet perspektifi ve “Eğer travma bir sosyal problem ise iyileşme basitçe özel bireysel bir mesele değildir. Travmanın yarası sadece istismarcının neden olduğu şiddet ve kötü muamelelere sınırlı değildir. Gözlemcilerin eylemleri veya eylemsizliği, onların suç ortaklığı, onların istismarı bilmek istememesi veya mağduru suçlaması sıklıkla daha derin zorluklara neden olur” sözleri ile travmatik olayların yalnızca birey ve fail arasında değil; toplumun tamamı ile ilişkili olduğunu savunur. 

Onarıcı adalet, mağdurun yalnızca “dinlenmesi” değil; toplumsal olarak tanınması, hakikatinin kabul edilmesi, toplumla ve yaşamla yeniden bağ kurulması sürecidir. Psikolojik sağaltım burada sadece bireysel terapi değil; kamusal tanıklık, ortak bir anlatı ve politik sahiplenmeyle birlikte gerçekleşir.

Bu bağlamda, psikolojik sağaltım yalnızca bireyin “normalleşmesi” değil (ki burada yeniden hatırlatmak istiyorum; zihinlerimizde “kimin normali” veya “normallik kimlerin tekelinde” sorusu yankılanmalı), normların kendisinin sorgulanması ve dönüştürülmesi sürecidir. Dayanışma, travmayı tanımakla, mülteciler, göçmenler, LGBTİQ+’lar, kadınlar, türcü tahakkümle yaşamın her alanında yüz yüze gelen insan olmayan hayvanlar ve daha nice mücadele öznelerinin görünür kılınması, yalnızca bireysel bir yaşama ve yaşatma eylemi olarak değil, birbirimizin sesine, sözüne ve hikayesine kulak vermek ile başlar; onarıcı adalet ise bu travmayı sahiplenecek bir toplumsal alan inşa eder. 

Lubunyaların ev içi dayanışma ağlarında birbirine nefes olduğu, sokaklarda varoluşlarını cesaretle kurduğu, onur yürüyüşlerinde “Her yürüyüşümüz Onur Yürüyüşü’dür” diyerek devletin, polisin ve toplumun sistematik şiddetine karşı yürüdüğü her an; kolektif iyileşmenin ve psikolojik sağaltımın bedenle, sözle ve birlikte hatırlamayla mümkün olduğunu yeniden hatırlatmaktadır. Hande Kader, Eylül Cansın, Okyanus Efe Özyavuz, Didem Akay, Ayaz Utku Karakulak, Sarah Hegazy…

Hepsi bizlere neyin unutulmaması gerektiğini, yitirilen hayatların birer istatistiksel bilgiden ibaret değil, birer toplumsal tanıklık çağrısı olduğunu gösterir. Bu yaşamlar, yalnızca yas tutulacak değil; onarıcı adaletin taleplerini doğrudan içeren politik hafızalardır. Aynı şekilde, grev alanlarında kolluk kuvvetlerinin karşısında emeğiyle, onuruyla direnen işçiler; zeytinliklerini, suyunu, toprağını savunan kadınlar ve köylüler, her biri, yalnızca bir karşı çıkış değil, aynı zamanda yaratıcı ve dönüştürücü kolektif iyileşme pratikleridir.

Kaynaklar:

Bessel van der Kolk, B. (2023). Beden Kayıt Tutar. (N. C. Maral, Çev.). Dharma Yayınları. (Orijinal eser 2014 yılında yayımlanmıştır)

Herman.J.L.(2024). Hakikat ve Onarım: Travma Mağdurları Nasıl Bir Adalet Tasavvur Eder? (T.Tosun, Çev.). Literatür Yayıncılık. (Orijinal eser 2023 yılında yayımlanmıştır)

Herman.J.L.(2023). Travma ve İyileşme: Şiddetin Sonuçları, Ev İçi İstismardan Siyasi Teröre (T.Tosun, Çev.). Literatür Yayıncılık. (Orijinal eser 1992 yılında yayımlanmıştır)

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin