“Fakat gözyaşlarından utanmaya gerek yoktu; çünkü gözyaşları, insanda var olan en yüce cesaretin, acıya katlanma cesaretinin tanığıydı.” Viktor Frankl – İnsanın Anlam Arayışı
Çoğumuzun, Nazi kamplarından kurtulması ile dünyaya kendine özgü varoluşçu bakışını armağan edişiyle tanıdığı Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” kitabını yazmasının üzerinden neredeyse 80 yıl geçmiş. Bu süre zarfında ne yazık ki insan eliyle işlenen tüm zarar ve felaketlere yenileri eklendi.
Uzunca bir zamandır doğa veya avcı hayvanlardan bizi daha çok korkutan başka bir tehdit var: bizzat kendimiz, insanlık. Daha konforlu ve kaygısız hayatlar yaşamak adına ürettiğimiz farklı biçimlerdeki tüm araçlar bugün bizim kaygımızın, korkularımızın, özgüvensizliğimizin, geleceğe dair şüphelerimizin ve birbirimize dair beslediğimiz güvensizliklerimizin kaynağı olmuş durumda. Zira biz, çeşitli motivasyonlarla bu araçları birbirimize karşı kullanıyoruz.
Bugün bu tespitimi politik ya da sosyolojik olarak tartışmak için söylenebilecek epeyce argüman ve örnek geliyor aklıma, fakat bunun yerine başka bir bağlamı yazmak istiyorum. Davetim, kolektif bir biçimde kendi türünü dahi tehdit eden bizlere, şöyle bir bakmak…
Fakat insanın insana karşı bu denli savunmasız, kırılgan ve kimi zaman da hoyrat olduğu bu çağda, temel bir sorunun etrafında dolanıp duruyoruz: Kendimizi nasıl iyileştireceğiz? Yalnızca bireyler olarak değil, bir arada yaşayan ve yaşatan varlıklar olarak; doğaya, birbirimize ve en çok da kendimize yabancılaştığımız bu dönemde nasıl yeniden bağ kuracağız?
Belki de bu sorulara verilecek yanıtlar büyük teorilerde, büyük devrimlerde değil de küçük jestlerde, içten bakışlarda ve kırılganlığa gösterilen nezakette saklıdır. Öz-şefkat tam da bu noktada, hem bireysel iyileşmenin hem de toplumsal onarımın mayası olabilir. Bazen bir cümlede, bazen küçük bir alışkanlıkta, bazen sadece sessizce kendimize sarılabildiğimiz o anlarda öz-şefkatin dönüştürücü etkisini hissedebiliriz. Ve belki de bu bireysel dönüşüm, toplumsal bir yeniden inşanın da başlangıç adımıdır.
Bu noktada, öz-şefkatin ne olduğu sorusu anlam kazanır.
Ne ola ki bu öz-şefkat dedikleri?
Öz-şefkat kavramını psikoloji literatürüne kazandıran kişi, Amerika’da, Teksas Üniversitesi’nde eğitim psikolojisi profesörü olan ve bu alanda onlarca yıl çalışan Kristin Neff’tir. Öz-şefkati, bireyin kötü hissettiği, başarısızlık yaşadığı ya da yetersiz hissettiği anlarda, kendine karşı anlayışlı, nazik ve yargısız bir tutum takınması olarak tanımlar [1]; başarısızlık yaşadığı ya da yetersiz hissettiği anlarda, kendine karşı anlayışlı, nazik ve yargısız bir tutum takınmasıdır [1]. Üç temel bileşeni vardır: kendine nezaket (self-kindness), ortak insanlık duygusu (common humanity) ve bilinçli farkındalık (mindfulness) [1].
Zaman zor, kalp yorgun: Öz-şefkat bu hikâyede nerede?
Öz-şefkat, çoğu zaman özsaygı ile karıştırılsa da, onun tersine başarı ya da dış takdir şartına bağlı değil [1]. Bu nedenle öz-şefkat çöküş anlarında, travma sonrası ya da birbirimize bireysel ya da toplumsal olarak zarar verdiğimiz dönemlerde daha istikrarlı bir içsel destek aracıdır.
Araştırmalar, öz-şefkatin depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini azalttığını; umudu, duygusal düzenlemeyi ve psikolojik esnekliği artırdığını gösteriyor [2, 3]. Sosyal hizmet uzmanları ve öğrenciler üzerinde yapılan çalışmalar örneğin, öz-şefkatin mesleki tükenmişliği azalttığını ve duygusal dayanıklılığı artırdığını ortaya koymuştur [4].
Öz-şefkat, yalnızca bireysel bir savunma mekanizması değil, aynı zamanda kolektif kriz anlarında toplulukların direncini artıran bir bağlayıcı güç olabilir. Travma sonrası büyüme üzerine yapılan çalışmalarda, bireylerin yaşadıkları acıları dönüştürme, umut ve anlam geliştirme süreçlerinde öz-şefkatin belirleyici bir kaynak olduğu gösterilmiştir [5]. Halk sağlığı perspektifinden de, toplumların iyilik haline katkı sağlayabilecek bir harekete geçirici güç olarak değerlendirilmektedir. Empati, başkalarının duygularını anlamayı sağlarken; şefkat, bu duygular doğrultusunda harekete geçme iradesini temsil eder. Öz-şefkat bu yönüyle, yalnızca içsel rahatlama değil, toplumsal dönüşümün de öncül gücü olabilir [6].
Yine başka bir örnek olarak eğitim kurumlarında yapılan araştırmalar da bu görüşü destekler nitelikte: Pozitif okul iklimi ve kolektif yeterlik duygusunun öğretmenlerin öz-şefkat düzeylerini artırdığı ve bunun da genel iyilik hallerine katkı sağladığı gözlemlenmiştir [7].
Yani ne diyoruz?
Belirsizlik ve yıkım zamanlarında insanlar çoğu zaman öz-eleştiriyi içselleştirir. Bu durum ruhsal yükü artırır. Oysa öz-şefkat, bu döngüye alternatif bir yol sunar: hem duyguları bastırmadan fark eder, hem de onların içinden şefkatle geçer [1, 2, 4].
Bu da, sadece kendimize değil, başkalarına karşı da daha anlayışlı, empatik ve sorumlu davranmamızı sağlar. Böyle kişiler, hem kendi acılarına hem de başkalarının acısına duyarlı hale gelebilir [1, 4].
Şimdi Ne Yapsak?
Bu kez bir değişimi başlatırken kendimizi canhıraş bir şekilde öne atarak tüm enerjimizi tüketmeden, etrafımızda aynı yükü omuzlamaya çalışan ama görünmeyen biçimde tükenen insanları gözden kaçırmadan, dayanışmasızlığın yarattığı ikinci bir yıpranmayı yaşamadan önce duralım. Bu kez yola çıkarken, başlangıç noktamıza öz-şefkati yerleştirelim. Önce kendimize karşı şefkatli olalım ki başkalarına da sürdürülebilir biçimde el uzatabilelim. Belki de bu yolculukta, ne olacağını en baştan bilemesek de, başka bir iyileşme, başka bir birlikte dönüşme hali mümkündür. Deneyelim. Bu kez böyle deneyelim.
Kaynakça
1. Neff, K. D. (2003). Self-compassion: An alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. *Self and Identity*, 2(2), 85–101.
2. Barnard, L. K., & Curry, J. F. (2011). Self-compassion: Conceptualizations, correlates, & interventions. *Review of General Psychology*, 15(4), 289–303.
3. Zessin, U., Dickhäuser, O., & Garbade, S. (2015). The relationship between self-compassion and well-being: A meta-analysis. *Applied Psychology: Health and Well-Being*, 7(3), 340–364.
4. Beaumont, E., Durkin, M., Martin, C. J. H., & Carson, J. (2016). Compassion for others, self-compassion, quality of life and mental well-being measures and their association with compassion fatigue and burnout in student counsellors and student cognitive behavioural psychotherapists. *Counselling Psychology Quarterly*, 29(4), 357–374.
5. Germer, C. K., & Neff, K. D. (2013). Self-compassion in clinical practice. *Journal of Clinical Psychology*, 69(8), 856–867.
6. Seppälä, E. M., et al. (2017). Promoting mental health and psychological thriving in university students: A randomized controlled trial of three well-being interventions. *Frontiers in Psychiatry*, 8, 1–12.
7. Yin, H., Wang, W., & Han, J. (2023). Can self-compassion improve teacher well-being? The roles of school climate and collective efficacy. *Scientific Reports*, 13, 2821.






Bir Cevap Yazın