Zeytinlik alanları da kapsayan maden projelerine karşı Meclis’te görüşülecek torba yasa öncesinde, Muğla’dan gelen yurttaşların isimleri listede olmasına rağmen toplantıya alınmıyor. Bu durum, halkın karar alma süreçlerinden dışlanması anlamına geliyor ve demokratik katılımı zedeliyor.   

Maden şirketleri temsilcilerinin tamamının alındığı toplantıya, bölgenin asıl hak sahiplerinin alınmaması, kimlerin çıkarlarının gözetildiğini açıkça ortaya koyuyor. Halkın sesinin kısılmaya çalışılması, doğa talanı ve sermaye çıkarları uğruna bölgede yaşayan insanların nasıl yok sayıldığının bir göstergesi. 

Bu uygulama, yalnızca bölgede yaşayanları değil, doğa koruma mücadelesi veren herkesi ilgilendiriyor. Eğer torba yasa geçerse Muğla içinde 40 civarı köy, zeytinlikler, su kaynakları, tarım alanları, ormanlar ve korunan alanların yer aldığı, 468 bin dönüm alana kömür için el konacak ve yok edilecek. Yetkililerin, halkın taleplerini göz ardı etmek yerine, katılımcı ve adil bir süreç yürütmesi zorunludur. Aksi takdirde, yasal düzenlemelerin meşruiyeti sorgulanacak ve toplumsal güven daha da sarsılacaktır.

Zeytin mi, kömür mü? Muğla halkının geleceği kimin elinde?

Bölgedeki maden faaliyetleri, yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarını ve verimli tarım topraklarını yok etme riski taşıyor. Zeytincilik, yöre halkının temel geçim kaynağıyken, madencilik projeleri tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini tehlikeye atıyor.  

Maden çalışmaları, ormanların tahrip edilmesine, toprağın verimsizleşmesine ve yeraltı sularının kirlenmesine yol açabilir. Bölgenin ekolojik dengesi bozulursa, geri dönüşü olmayan çevre felaketleri yaşanabilir.  

Yerel halkın gelecek kaygısı ve direnişi  

Köylüler, topraklarını ve doğal varlıklarını korumak için yıllardır mücadele ediyor. Ancak yetkililerin halkın sesini duymazdan gelmesi, toplumsal güveni sarsmaya devam ediyor. Köylüler, “Yaşam alanlarımız yok olursa geleceğimiz de yok” diyerek haklı bir direniş sergiliyor.  

Akbelen Direnişi, yalnızca bir ormanın veya zeytinliklerin korunması değil, aynı zamanda halkın kendi geleceği üzerinde söz sahibi olma mücadelesidir. Bu hakkın gasp edilmesi, demokrasinin temel ilkelerine vurulan bir darbe.

İkizköy’den TBMM’ye: Artık yeter! Halkın sesini duyun!


TBMM önünde açıklama yapan İkizköy Muhtarı Nejla Işık: “Gerekirse burada yatacağız. Açlık grevi yapacağız. Köylünün sesini duyun, çiftçinin sesini duyun artık. Şirketlerin çökmesine izin vermek bu kadar kolay olmasın. Kimse malına mülküne güvenmesin. Yarın veya yarından da yakın hepimizin malına mülküne çökecek bu yasa.”

Kanun teklifinin yasalaşaması yalnızca bir çevre sorununa yol açmayacak. Bu mesele aynı zamanda demokratik haklar, tarımsal gelecek ve toplumsal adalet meselesidir. Halkın sesine kulak verilmesi, ekolojik dengenin korunması ve yasal süreçlerin şeffaf yürütülmesi hayati önem taşıyor.

Her gün iklim krizinin yıkıcı etkilerini konuştuğumuz bu dönemde, yaşanacakların farkına varmak artık bir zorunluluk. Yok edilmek istenen sadece zeytinlikler ve verimli topraklar değil, aynı zamanda tüm canlıların ortak geleceği. Geleceği inşa etmek bir yana, var olanı yok eden bir yönetim anlayışını kabul etmek mümkün değil. Bu talan düzenlemesi derhal iptal edilmeli; aksi takdirde kaybedecek çok şeyimiz var: doğamız, gıdamız, çocuklarımızın yaşam hakkı…  

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin