İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi’nden Avukat Umut Yıldız: “Fiili imkânsızlık içeren düzenlemelerin iptaliyle, yaşamdan yana uygulanabilir bilimsel çözümler ivedi olarak getirilmeli.”

Fotoğraf: Avukat Umut Yıldız

Sokakta yaşayan hayvanların toplanarak, barınaklara kapatılmasına ve ‘ötenazi’ adı altında öldürülmelerine yol açan Katliam Yasası, iptal ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle 7 Mayıs Çarşamba günü Anayasa Mahkemesi’nde görülecek.

2 Ağustos’ta AKP ve MHP’nin oylarıyla Meclis’ten geçen kanunu CHP, 15 Ağustos 2024’te Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Aradan geçen on ay boyunca basına ve sosyal medyaya yaşayan binlerce hayvan katliamı yaşandı. 

Peki, bu kanun Anayasa’ya neden aykırı? Katliam Yasası’nın uygulanması nelere sebep oldu. 

İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi’nden Avukat Umut Yıldız anlatıyor:

Katliam Yasası toplumu nasıl etkiledi?

Toplumun büyük bir kesimi, katliam odaklı yapılan düzenlemeleri yaşam hakkına yönelik saldırı olarak görüyor. Bununla birlikte; birtakım hususları bahane ederek, farklı ülkelerden alıntı içeriklerle algı operasyonu yapıp yandaş medya ve bot hesaplar aracılığıyla köpekleri hedef alanlar da var. 

Bu kişiler kanlı yasaya karşı olan hayvan haklarını savunanlara karşı nefreti körüklüyor, tehditle, hakaretlere maruz kalmasını amaçlıyor ve hatta onların öldürmelerine sebep oluyor. 

Katliam Yasası, gündeme geldiği ilk andan itibaren cani ruhlu insan müsveddelerine cesaret vermiş ve devamında sayısız canın gözler önünde katledilmelerine yol açtı.

Hatırlayalım; Ağustos 2024 tarihinde Ankara’da bir cani, yavru köpeği güpegündüz sokak ortasında elinde dirgenle öldürürken “Devlet kanun çıkardı köpekleri öldürmek için” diyerek kendini savunmuştur. İşte bu cesaretin kaynağı, öldürmeyi amaçlayan katliam yasasıdır.

Kamu düzeni, toplumsal barış ve huzur; Meclis’te gülerek yapılan düzenlemeler ile bertaraf edildi, hemen hemen her gün her saat sosyal medyaya yansıyan hayvanlara eziyet, işkence ve öldürme haberleri ile de insanların bedenen ve ruhen sağlığı bozuldu.

Bu yasa Anayasa’ya gerçekten aykırı mı?

Evet, aykırıdır.

Zira Anayasa’nın 2. maddesiyle güvence altına alınan hukuk devletinin temel unsurlarından ‘belirlilik ilkesi’ aykırılığı net bir şekilde ortaya koyuyor. Kanun’da yapılan düzenlemeler, keyfi ve denetimi mümkün olmayan uygulamalara sebebiyet veriyor ve Anayasa ile güvence altına alınan hukuki öngörülebilirlik kuralını da kesin olarak ihlal ediyor. 

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı, yalnızca insanlar için değil, devletin korumakla yükümlü olduğu tüm canlılar için geçerli. Aynı şekilde, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi, kamusal düzenlemelerin hem uygulanabilir hem de hakkaniyetli olmasını zorunlu kılar. 7527 sayılı Kanun bu temel ilkelere açıkça aykırı ve meşru değil.

Kanun koyucu, hukuki düzenlemeler yaparken ölçülülük ilkesine de  bağlı kalmak zorunda. Köpekler özelinde hayvanların hapsedilmeleri, akabinde öldürülmelerini içeren bir düzenlemenin yapılması; hukuka, akla ve mantığa uygun değil. 

Katliam Yasası ile ülkemizin yüzyıllar boyu süren tarihi ve kültürü yok edilerek hayvanların yaşam hakkı ile özgürlükleri ellerinden alındı. Devasa ölüm kampları yapıp köpeklerin hapsedildikleri varsayımında dahi açlık, susuzluk ve hastalıklar baş göstererek ölümlerle yaralanmalar yaşanacaktır ki halen de yaşanıyor. Bu nedenlerle; fiili imkânsızlık içeren düzenlemelerin iptaliyle yaşamdan yana uygulanabilir bilimsel çözümler ivedi olarak getirilmeli.

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı vermesi durumunda nasıl bir yol izlenir? 

Yürürlüğü durdurma kararının “uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararın doğması ve denetime tabi normun, Anayasaya açıkça aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi” gerekçesindeki şartlara bağlanıyorsa o halde dava sonucunda denetime tabi normun iptali de gerekir.  

Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararları, gerekçesi yazılıp Resmî Gazete’de yayımlanıncaya kadar yürürlüktedir ve bu durumdaki kanun hükümlerinin uygulanması zorunludur. Fakat Anayasa’nın özüne ve amacına uygun olarak, hukukun üstünlüğünü korumak zorunda olan Anayasa Mahkemesi, yaşamdan yana olup yürürlüğü durdurma kararı vermeli ve katliam odaklı çıkarılan düzenlemeleri de iptal etmeli.

İptal kararları sonucu ortaya çıkan hukuk boşluklarının doldurulması noktasında yasama organının son derece pasif kaldığı söylenebilir fakat yaşam hakkı söz konusu olduğundan ivedi bir şekilde yıllardır uygulanmayan kısırlaştır-aşılat-yerinde yaşat modeline dönülerek kısırlaştırma seferberliği ile sokakta doğup büyüyen canlar için doğal yaşam ortamı olan sokaklarda yaşamaları sağlanmalı.

Bu noktada uygulamaya yönelik yeniden Yerel Hayvan Koruma Görevlisi getirilmeli ve gönüllüler ile belediye, hayvanların sağlığını elbirliği içerisinde yerinde korumalı. Kanun boşluğunu fırsat bilerek katliamlara devam edecek olan belediyeler için ise yetkililer tarafından sıkı denetimler yapılmalı, suça konu eylemlere yönelik adli ve idari soruşturma izinleri verilmeli ve sözde bakımevi olan yerler halka açık hale getirilerek kısırlaştırılıp tedavisi biten canlar evleri olan sokaklara kavuşturulmalıdır.

Bir yanıt yazın

ÖNE ÇIKANLAR