İstanbul Sultan Abdülhamid Eğtim ve Araştırma Hastanesi Ruh ve Sinir Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Merve Gürkök Kopacak’ın araştırması hayvan sahibi olmanın kişilerin iyilik halini arttırdığını ve depresyon şiddetini azalttığını ortaya koyuyor.

Fotoğraf: Dr. Merve Gürkök Kopacak ve kedisi Zeyna
Depresyonla yaşıyor ve evinizi bir hayvanla paylaşıyorsanız müjde! Hayatınızı paylaştığınız hayvan dostunuz depresyonunuzun şiddetini azaltıyor.
İstanbul Sultan Abdülhamid Eğtim ve Araştırma Hastanesi Ruh ve Sinir Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Merve Gürkök Kopacak’ın araştırması hayvan sahibi olmanın kişilerin iyilik halini arttırdığını ve depresyon şiddetini azalttığını ortaya koyuyor.
Basına yansıyan, sosyal medyada paylaşılan ya da tanık olduğumuz hayvana yönelik şiddet olaylarının yükseldiği bir dönemde Dr. Merve Gürkök’ün araştırma sonuçları bir arada yaşamanın insanlara da fayda sağladığını gösteriyor.
2022 tarihli “Evcil hayvanı olan ve olmayan majör depresif bozukluk hastalarında depresyon şiddeti, yalnızlık düzeyleri, bağlanma stillerinin ve benlik saygısı düzeylerinin karşılaştırılması” isimli bu çalışmayı Dr. Gürkök ile konuştuk.
Keyifli okumalar.
Bu çalışmaya nasıl karar verdiniz?
Hem kendi hayatımda hem de çevremdeki insanların hayatında hayvan dostlarımızın desteğinin farkındaydım. Hayvanlarla yaşamanın olumsuz durumlarla daha kolay başa çıkma arasında bir ilişki olduğunu fark ettiğimde tezimi bu alanda yapmak istedim. Çalışmamda evcil hayvanların, insan ruh sağlığı üzerine etkisini araştırdım.
Araştırmaya başladığınızda evcil hayvan ve insan ilişkisine dair varsayımlarınızı destekleyen verilerle karşılaştınız mı?
Evet. Konuya dair literatür taramasının ardından bir şey dikkatim çekti: Hayvanlarla birlikte yaşamanın depresyon üzerindeki etkisi… Literatürde farklı hastalıklar, ruhsal bozukluklar ve genel popülasyon ile yapılan çalışmalarda evcil hayvan etkileşiminin kişide depresyon ve yalnızlık düzeyini azalttığına dair birçok çalışma bulunuyordu. Hipotezlerimizi bu değerlendirmeler sonucunda oluşturduk.
Araştırmanızda major depresif bozukluk tanısı olan kişilerle görüşmeler gerçekleştirdiniz. Hangi yöntem ve testleri uyguladınız?
Araştırmamız kesitsel bir çalışmaydı.
Psikiyatri polikliniğine başvuran, 18-65 yaş arası, depresyon tanısı klinik olarak konmuş, çalışma hakkında bilgilendirilmiş, sözlü ve yazılı onamları alınmış 160 kişiyle görüştük. Bu kişilerin sekseni evcil hayvanla birlikte yaşıyor -bu gruba çalışma grubu diyoruz- diğer sekseni ise bir evcil hayvanla yaşamıyordu -bu gruba ise kontrol grubu-.
Çalışma grubuna Yarı Yapılandırılmış Sosyodemografik Bilgi Formu, SCİD-5/Klinisyen versiyonu, Hamilton Depresyon Ölçeği, Lexington Evcil Hayvanlara Bağlanma Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği-III, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği uyguladık.
Kontrol grubunaysa Lexington Evcil Hayvanlara Bağlanma Ölçeği dışında diğer ölçeklerin tümü uygulandı.
Araştırmanızda benlik saygısı ve bağlanma biçimlerinden bahsediyorsunuz bu ikisinin depresyonla nasıl bir ilişkisi var?
Öncelikle depresyondan bahsedelim; üzüntülü, bazen buna eşlik eden bunaltılı bir duygusal yaşantı ile birlikte genel bir yavaşlama, değersizlik, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık duygu ve düşünceleri ile belirli bir sendrom. Bu sendrom birçok ruhsal bozuklukta ve fiziksel hastalıklarda görülebiliyor.
Depresif belirtilerin çoğu hepimizin dönem dönem yaşayabileceği belirtiler olabilir. Biz depresif bozukluktan bahsediyoruz. Bu da belirtilerin bir arada oluşu, şiddeti ve sürekliliği ile belirlenir.
Şimdi benlik saygısı ve bağlanma biçimleriyle olan ilişkisine bakalım.
Depresyon durumuna çoğu zaman benlik saygısı yitimi eşlik eder. Ruhsal bozukluklar bahsettiğimiz gibi belirtilerin birlikte görülmesi olduğundan depresyon ve benlik saygısı birlikteliğinde hangisinin neden hangisinin sonuç olduğu hakkında bir genelleme yapmak mümkün değil. Ancak yakın ilişkili olduklarını rahatça söyleyebiliriz.
Bağlanmayla ilişkisi için “bağlanma kuramı”ndan bahsetmemiz iyi olabilir. İngiliz psikiyatrist Bowlby tarafından geliştirilen bu kuram çocuk ile bakım veren kişi arasındaki bağla ilerleyen yaşlarda kişinin diğer figürlerle kuracağı bağlar üzerine oluşuyor. Sırası gelmişken belirteyim Bowlby, bu bağlanma figürleri arasında evcil hayvanların da bulunabileceğini belirtiyor.
Bağlanma stilleri ve depresyon arasındaki ilişkiye bakıldığındaysa güvenli bağlanma ile depresyon arasında negatif bir ilişki bulunuyor. Güvenli bağlanma stiliyse güvenmeyi öğrenmek, empatik ve samimi ilişkiler kurabilmek anlamına geliyor.
Çalışmanızın asıl sorusunu sorayım, hayvanlarla bir arada yaşamak gerçekten bizi iyileştiriyor mu?
Çalışmamız ve başka benzer çalışmalar bunun önemli bir varsayım olduğunu ortaya koyuyor. Bu yanıta ulaşmadan önce insanların diğer hayvanlarla tarihsel ilişkisine bakmak da iyi olabilir.
Bugünkü bilgilerimizle köpekler ile karşılıklı yarara dayalı kurduğumuz ilişki 100 bin yıl, kedilerle ise 9 bin 500 yıl öncesine dayanıyor. En eski inanç sistemlerinden olan animizmde hayvanlara saygılı davranılmasına büyük önem verildiği biliniyor.
Birçok uygarlıkta hayvanların, insanın günlük yaşamındaki önemini biliyoruz. Birkaç örnek verelim: Orta çay Hristiyanlık döneminde St. Roch’ın veba yaralarının köpeği tarafından yalanarak iyileştirildiği tasvir edilmiştir. Rönesans ile insan ve diğer hayvan ilişkisi, evcil hayvanların evde beslenmesi ile bir arkadaşlığa evrilmeye başlar. 1699 da John Locke çocuklar ile köpek, kuş, sincap benzeri canlıların ilişkisinin sorumluluk bilincini ve duygu gelişimini geliştirdiğini öne sürer. 18. Yüzyıl sonlarına gelindiğinde ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde hayvanlardan destek alındığını görmeye başlarız.
O dönemdeki çalışmalardan örnekleriniz var mı?
Bilinen en eski, iyi belgelenmiş çalışma İngiltere’deki “The York Retreat” isimli bir ruh sağlığı kurumunda yapılmış. 1813 yılında yayınlanan bu çalışmada hayvanlar ile kurulan ilişkinin hastalarda yardımseverlik ve sosyal iletişim gibi konulara yarar sağladığından bahsediliyor.
1961’de Boris Levinson daha önce uygulanan tedavi girişimlerine yanıt vermemiş bir çocuk hastasının psikoterapisi sırasında tesadüfen kendi köpeği “Jingles” ile kurduğu ilişkiyi ve teröpatik yararı anlatmasıyla hayvan destekli terapinin bilimsel çalışmalarının temeli atılıyor.
Bir başka çalışmada 1975 yılından. Samuel ve Elizabeth Corson, Ohio Eyalet Üniversitesi’nde hayvan destekli müdehalelerin hastaların iletişim kurmasını kolaylaştırdığını keşfediyor.
Örnek verebileceğim birçok başka çalışma da bulunuyor. Bu çalışmaların tamamında ortaya çıkan sonuçlar şöyle: Evcil hayvan sahibi olmanın kişide iyilik halini arttıryor, stresi azaltıyor, yaşam süresini uzatıyor ve depresyon düzeylerini azaltıyor.
Hangi çalışmalar bunlar?
Yine birkaç örnek daha vereyim o halde. 1980’de ABD’de kalp rahatsızlığı bulunan kişilerle bir çalışma yapılıyor. Bu çalışmada evcil hayvan sahibi olan hastaların evcil hayvan sahibi olmayan hastalara göre daha uzun yaşadığı bulunuyor. Yine ABD de 2009 senesinde yapılan bir çalışma herhangi bir zamanda kedi sahibi olan katılımcıların kedi sahibi olmayan katılımcılara göre kardiyovasküler hastalık nedenli ölüm riskini azalmış olarak buluyor.
1998’de ABD de yapılan bir başka çalışma duygudurum bozukluğu olan hastaların hayvan destekli tedavi sonucunda kaygı düzeylerinde azalma olduğunu ortaya koyuyor.
Kanada’da 2004 senesinde onkolojik tedavi gören çocuklarla “Büyülü Bir Rüya” isimli bir hayvan terapisi uygulanıyor ve bu uygulamanın çocuklarda ruhsal sıkıntıyı azaltma ve tedavi uyumunu arttırma gibi etkileri olduğu öne sürülüyor.
2007’de ABD’de yapılmış bir meta-analiz çalışması evcil hayvan etkileşiminin depresyon düzeylerini belirgin şekilde azalttığını saptıyor. 2018’de Portekiz’deki bir çalışma tedaviye dirençli depresyon tanısı olan hastalar iki gruba ayrılıyor ve bir gruba evcil hayvan sahiplenmesi öneriliyor ve bu çalışma sonucunda evcil hayvan sahiplenen hasta grubunun depresyon düzeylerinde azalma olduğu bulunuyor.
Türkiye’den araştırmalar var mı?
2020 senesinde ülkemizde yapılan evcil hayvan sahibi olmanın depresyon ve kaygı düzeyine etkilerinin araştırıldığı bir çalışmada evcil hayvan sahibi olmanın depresyon düzeylerinde düşüklük ile ilişkili olduğu gösteriliyor.
Şu an üzerine konuştuğumuz 2022 tarihli çalışmamızda da evcil hayvan varlığının, depresyon ve yalnızlık düzeylerini düşürdüğünü ve benlik saygısını yükselttiğini bulduk. Özetle bilimsel anlamda “hayvanların insanları iyileştirdiğini” açıkça ifade edebilmek için daha fazla kanıta dayalı araştırmaya ihtiyacımız var; fakat bu yine de değerli bir varsayım.
Peki, hayvanlarla yaşamak depresyonu önler diyebilir miyiz?
Bu konuda yorum yapabilmemiz için yapılmış çalışmalar yeterli değil ne yazık ki. Ancak hayvanlarla yaşamak daha düşük depresyon düzeylerine işaret ediyor. Ancak klinik anlamda bir depresif bozukluk gelişip gelişmeyeceği hakkında bir yorumda bulunmamız için depresyon gelişiminin evcil hayvan ile birlikte yaşayan kişilerde ne sıklıkta görüldüğüne dair çalışmaların yapılmasına ihtiyaç var.
Bizim çalışmamız hayvan sahibi olmanın kişilerin iyilik halini arttırdığını ve depresyon şiddetini azalttığını ortaya koyuyor.





Bir yanıt yazın