Bir futbol maçı sırasında oyuncunun dengesini kaybederek yere düştüğünü, defalarca kalkmaya çalışıp tekrar düştüğünü, bilincinin açık olduğunu fakat tam olarak bilinçli de görünmediğini ve oyunda kalmaya devam ettiğini düşünebiliyor musunuz? Elbette futbol bir oyun, yarış değil. Bir dayanıklılık sporu da değil. Hoş, ortalama bir insan için günümüzde her müsabaka dayanıklılık sporu sayılabilir. Nitekin futbolcular da bedenlerin sınırlarını zorlayacak kadar fazla maça çıkıyorlar. Bugün büyük bir takımın as oyuncuları Süper Lig, UEFA, Türkiye Kupası ve Süper Kupa da sayıldığında dokuz ay içinde 60 kadar maça çıkıyor. Ama evet, futbolda biri yere düşer ve kalkamazsa oyundan alınır ve tıbbi müdahalede bulunulur.

10 Ekim’de, Kona, Hawaii’de yapılan Ironman Dünya Şampiyonası’nda geçen senenin dünya şampiyonu 27 yaşındaki Norveçli Solveig Løvseth’in yarışın bitimine, yani yarışın son ayağı olan maratonun bitmesine bir km kala, önce kol salınımları düzensizleşti. O sırada yarışı lider götürüyordu. Løvseth, sık sık saatine bakmaya, yalpalamaya ve istemsizce yön değiştirmeye başladı. Arkasından gelen Taylor Knibb’le arasında 1:50 gibi bir süre vardı. Bilmeyenler için Ironman, 3,86 km yüzme, 180,25 km bisiklet ve 42,2 km koşudan oluşuyor. Kona’da hava sıcaklığı 29-32 derece, nem oranı da yüzde 82-87 arasındaydı. Koşu parkurunun geçtiği otoyol bölgesindeki siyah lav kayaları ve asfalt da güneş ışınlarını emip dışarı yansıttığı için hissedilen sıcaklık çok daha yüksekti. Løvseth’in hareketleri giderek yavaşladı ve sonunda yol kenarındaki kameramanın önüne düştü. Yarış sırasında fiziki yardım almak diskalifiye olmak anlamına geliyor. Bu yüzden düştüğünde kimse kimseyi kaldırmaya yeltenmiyor. Bu onun sadece ilk düşüşüydü. Emekleyerek kalktı, önce koşmaya sonra yürümeye çalıştı. İkinci kez düştüğünde Knibb onun yanından koşarak geçti ve liderliği aldı. Bir sağlık görevlisi yanına geldi ve muhtemelen ona müdahale isteyip istemediğini sordu. Bedeninin durumuna bakıldığında kimsenin o durumda makul kararlar verebileceğini söylemek zor. Ancak kurallar böyle. Bilinci açık ve yardım istemiyor. Sonra tekrar kalktı ve bir süreliğine kalan 800 metreyi yürüyebilecek kadar güçlü göründü. Üçüncü sıradaki sporcu, dört dakika arkasından geliyordu. Løvseth üçüncü kez, bu defa belki de isteyerek kendini yere bıraktı ve asfalta uzandı. Boylu boyunca uzanırken, üçüncü sporcu da onu geride bıraktı. Bu esnada Taylor Knibb bitiş çizgisine yaklaşıyor, güzel bir poz verebilmek için çıkardığı üstünü tekrar giyiyordu. Kameraların seçimleri de Ironman’in kendisi kadar acımasız; sonrasında uzun bir süre Løvseth’i görmedik. Çünkü o yerde yatarken kutlayacak zaferler vardı. Taylor Knibb, 8 saat 36 dakikada bitirdiği Ironman’in sonunda ağlıyor, annesine sarılıyor ve bizi de ağlatıyordu.

Üç dakika sonra Laura Philipp gülümseyerek çizgiden geçti. Bu sırada kamera tekrar Løvseth’i hatırladı, çünkü tekrar ayağa kalkmıştı. Birkaç dakika sonra bir sonraki sporcu da onu geçerken Løvseth yine asfaltta uzanıyordu. Bu kameranın gösterdiği kadarıyla dördüncü düşüşüydü. Bu noktada sunucular, Løvseth’in takımının ya da sağlık personelinin onun yerine karar vermesi gerektiğini düşünüyorlardı. Dördüncü olan Kat Matthews da sol kolu vücudunun yanında salınarak yarışı bitirdi. Çok endişeli görünüyordu. Ama Ironman kameralarının herkese ne olduğuyla ilgilenecek vakti yok çünkü herkese bir şeyler oluyor. Beşinci, altıncı ve yedinci sporcunun da çizgiyi geçtiğini izledikten sonra tam röportajlara geçilmişti ki Løvseth’in elinde bir buz torbasıyla çizgiye doğru yürüdüğünü gördük. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle izleyicilere selam vererek yarışı sekizinci olarak bitirdi. Açıkçası çok sevimli bir sarhoş gibi görünüyordu. Son ve çok ilginç bir ayrıntı da 2025 şampiyonasında liderken düşerek yarışı bırakanın bu senenin şampiyonu Taylor Knibb, yanından geçerek zafere ulaşanın da Løvseth olması.

Fotoğraf: Yarışı birinci bitiren Taylor Knibb (arkası dönük) ve sekizinci bitiren Solveig Løvseth kucaklaşıyor.
Getty Images for IRONMAN

Zihin ve bedenin uyumsuzluğunu tecrübe etmek için Ironman’e katılmak gerekmiyor. Beden hastalandığında, kendini kapattığında, hatta öleyazdığında bile zihin yaşam ve mücadele dolu bir keskinlikle karar verebiliyor. Birçok kas hastalığı ve felç durumunda da zihin canlılığını koruyor. Elbette bunun tam tersinin de geçerli olduğu durumlardan söz edilebilir. Ağır bir depresyon, aslında hareket edebilecek bir bedene söz geçiremeyebilir. İnsanın kendi bedeniyle özdeşliğinin kaybolduğu veya tuhaflaştığı birçok koşul var. Tek bir varlık olarak yaşadığımız bütünlüğün farklı bölümlerinin birbirine yabancılaşması algılandığında dahi kabul etmesi kolay bir olgu değil. Sunucular da sürekli zihnin devam etmek istediğini ancak bedenin hayır dediğini vurguladılar.

Ancak bu uyumsuzluğu tam tersinden de kurgulayabiliriz. Maurice Merleau-Ponty’ye göre dünyayla ilişkimiz öncelikle düşünsel bir süreç değil, bedensel alışkanlıklar ve yönelimler sonucunda kurulur. Merleau-Ponty, felsefedeki geleneksel beden-zihin düalizmini reddeder ve zihnin bedene hükmedemediği durumlar için psikoloji ve nöroloji vakalarından örnekler verir. Bunların en ünlüsü hayalet uzuv örneğidir. Alışılmış beden, uzvun hâlâ bedenimize bağlı olduğu bedendir. Güncel beden ise uzvunu kaybetmiş bedenimizdir. Zihnimiz uzvun orada olmadığını bilir ancak dünyayla olan ilişkisini henüz güncellememiştir. Kişinin uzvu varmış gibi hissetmesine ve eylemesine neden olan bedenin dünyayla olan alışılmış bağlılığıdır. Beden ve zihin birbirinden ayrılmaz ancak değişiklikleri algılama konusunda zamanlamaları farklı olabilir. Ironman özelinde, bir süre sonra yarıştan kopan sporcuların da belli ki “uzuvlarını” yani dayanma güçlerini kaybettiklerini algılamaları -bedenlerinin bunu algılaması- zaman alıyor. Ve bu, sadece zihnin bedene söz geçirememesi değil. Yani beden kendini kapattığı için ilerleyemiyor ancak yarışı bitirme ya da kazanma arzusuyla zihin onu zorluyor demek yerine, aslında Løvseth gibi sporcuların yere düşmesinin nedeni zihnin endişeleri, tekrar tekrar kalkmalarının nedeni de bedenin kendine ait hafızası, iradesi ve var olma ısrarı diyebiliriz. Dünya nüfusunun 10.000’de 1’i bir Ironman yarışını bitirdiği için bu çetrefilli ilişkinin tam olarak nasıl kurulduğunu çoğumuz hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Løvseth yarış sonrasında bir video çekerek izleyicilere iyi olduğunun haberini verdi. Ne hissettiğini bilmek mümkün değil ancak yine çok sevimliydi ve kaybını olgunluk ve zarafetlekabullenmiş görünüyordu.

Fotoğraf: Løvseth, elinde bir torbasıyla, kollarını havaya kaldırmış bitiş çizgisine doğru ilerliyor.
Etrafındaki izleyiciler onu alkışlıyor. Getty Images for IRONMAN

İnsanların neden Ironman gibi dayanıklılık sporlarına yöneldikleriyle ilgili birçok çalışma var. Sonuçları, hayata anlam verme, yaşam doyumu, kişisel hedeflere ulaşmanın verdiği tatmin duygusu (Çetin, 2019), acıdan heyecana devşiren bir topluluğun parçası olma (Atkinson, 2008), acıyı yeniden anlamlandırarak onu bedensel dönüşüm ve kendini aşmanın bir parçası haline getirme (Andreasson, Johansson, 2018) gibi bu konuda hiç düşünmeyen insanlara çok makul görünecek motivasyonlar değil. Sporla hiç ilgilenmeyen insanların yapacağı alaycı yorumları tahmin edebiliyorum. Ancak sonuncu motivasyonu anladığımı söylemeliyim. Acıyı, en azından fiziksel acıyı anlamlandırmanın bir yolu varsa ve işe yarıyorsa hayatın diğer alanlarına da tezahür ederek hayatı kolaylaştırabilir. Son olarak, çalışmalarda yer almayan bir sonuç da kişinin zihni ve bedeni arasındaki ilişkiyi çözümlemek için ortalama 12 saatlik bir fırsat elde etmesi olabilir.

Kaynakça

Andreasson, J., & Johansson, T. (2019). Triathlon Bodies in Motion: ReconceptualizingFeelings of Pain, Nausea and Disgust in the Ironman Triathlon. Body & Society, 25(2), 119-145. https://doi.org/10.1177/1357034X18798705

Atkinson, M. (2008). Triathlon, suffering and exciting significance. Leisure Studies, 27(2), 165–180. https://doi.org/10.1080/02614360801902216

Çetin, A. (2019). Triathletes’ motivational dimensions for participation in Ironman, andcomparison of these factors with their life satisfaction and achievement perceptions. International Journal of Human Movement and Sports Sciences, 7(3), 43–50. https://doi.org/10.13189/saj.2019.070301

Merleau-Ponty, M. (2012). Phenomenology of perception (D. A. Landes, Çev.). Routledge.

Bir yanıt yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin