Gazeteci, yazar ve siyasetçi İrfan Değirmenci, yıllardır karşı karşıya kaldığı baskılara rağmen gazetecilik yapmayı ve sesini duyurmayı sürdürüyor. Son kitabı “Bir Sabah İyiler Kazanacak”ta kendi yaşam öyküsünden hareketle Türkiye’deki toplumsal ve siyasal baskıları, LGBTİ+’ların karşılaştığı ayrımcılığı ve özgürlük mücadelesini anlatıyor. Sosyal medya hesabına getirilen erişim engeli kararını, ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleleri ve yeniden başlamanın anlamını değerlendiren Değirmenci, baskılara karşı geri çekilmek yerine daha görünür olmayı seçtiğini söylüyor.

Özlem Akbudak, İrfan Değirmenci ile Türkiye’de adalet arayışını, medyada yaşadığı baskıları, LGBTİ+ haklarını, son kitabını ve bütün zorluklara rağmen umudu korumanın yollarını konuştu.

Ankara Gar katliamı davası hâlâ sürüyor. Türkiye’deki adalet arayışını bugün nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ankara Gar katliamı, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en kanlı terör eylemidir. Aradan bunca zaman geçti, daha bugün duruşması görülüyor ve kamuoyunun maalesef ilgi göstermediğini görüyorum. Aileler adalet arıyor, Türkiye’deki milyonlar gibi. Burada kilit sözcük adalet. Tıpkı depremzedelerin Adalet Bakanlığı önünde oturup “Adalet nerede?” diye sorması gibi. Saçlarına ak düşmüş annelerin yıllardır Galatasaray Meydanı’nda oturması gibi.

Bu röportaja gelirken kapımda Cumhuriyet Başsavcılığından bir evrak buldum. Sosyal medyada çok fazla hakaret alıyorum ve bir avukatla çalışıyorum. Ona her hakaret için dava açmamasını, iyice inceledikten sonra açmasını söylemiştim. Biri Facebook’ta gönderimin altına “Şerefsizliğin vücut bulmuş halisin. Dünyada sizin gibileri yok etmek lazım. Allah sizlerin belasını versin” gibi ağır ifadeler yazmış. Savcılık bu ifadeler için kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş. Yani iktidara muhalefet eden, “makbul vatandaş” sayılmayanlara ağızlarına geleni söyleyebilirler.

Üç yıldır siyaset yapıyorum. Siyasetçilerin eleştirilere hoşgörüyle yaklaşması gerektiğini savunurum. Ama eleştiri ayrı, hakaret ayrı. Bir makama hakaret edemiyorsanız bir grup insana da edemezsiniz. Talebimiz eşitlik ve adalet.

Kitabınızın girişinde “Bize de yer var mı?” diye soruyorsunuz. Bugün bu soruya cevabınız ne?

“Bir Sabah İyiler Kazanacak” bir otobiyografi. Ama kendi hayat öykümün etrafında Türkiye’yi, son dönemdeki baskıları ve LGBTİ’lerin üzerindeki baskıları anlatıyor. Bizi görünmez kılmaya çalışıyorlar. “Evinizde oturun, sesinizi çıkarmayın, yoksa sosyal medya hesaplarınıza erişim engeli getiririz. Bu ülkede yaşayın ama bizim izin verdiğimiz şekilde” diyorlar. Vallahi kimsenin izniyle var olmadık, kimsenin yasaklarıyla da yok olmayız. Siz bizi görünmez kılmak istedikçe ben daha görünür olmak istiyorum. Bu yüzden 19 Mart sürecinde ara verdiğim YouTube yayınlarına geri döndüm. Hafta içi her akşam kameranın karşısına geçip derdimi anlatmaya çalışıyorum.

Kimsenin bu ülkeye, bizlere bunu yapmaya hakkı yok. Biz yaşayabilmek için kendimize zorla yer açmaya çalışıyoruz. Betonun içindeki tohum gibi yeşermeye çalışıyoruz. Eziyorlar, üstümüze basıyorlar, ıslak çimento döküyorlar. Biz inatla bir yerden sıyrılıp büyümeye gayret ediyoruz. Böyle olmamalıydı.

Ekranda olduğunuz yıllara dönecek olursak, açıklamalarınızla sıkça gündeme geldiniz, neler yaşadınız?

Mesleğe Ankara’da 10 yıl muhabirlik yaparak başladım. Şimdi YouTube kanalımda sokak röportajlarıyla yine muhabirliğe döndüm ve bundan mutluyum. Çünkü bizim işimizin aslı soru sormaktır. Sonra beni sabah haberlerinin masasına oturttular, haber sunarken seyirciyle konuşmaya başladım. 2013’te Gezi Direnişi geldi. Sokakta korkunç bir şiddet vardı, çocuklar, gençler öldürülüyordu. Bunu birinin söylemesi gerekiyordu; ben ana akım medyanın göbeğinde söyledim. O günden sonra her şey daha zor hale geldi.

Kanalın Ankara temsilcisi aracılığıyla iktidardan önce talepler, sonra baskılar gelmeye başladı: “İrfan bunu böyle söylemesin, şu gösterilmesin.” Hep aynı yanıtı verdim: “Canlı yayın bu, ağzımın kilidi yok. Ağzımdan çıkan her şeyin sorumluluğunu alırım.” Aldım da. Gösterdiğim bir haber nedeniyle dört yıla kadar hapis istemiyle yargılandım. 2017 referandumunda “hayır” oyu vereceğimi açıkladığım için de işsiz bırakıldım. Geriye dönüp “Bunlar niye başıma geldi?” demiyorum. Ama bugün 18 yaşında olan gençler 10 yıl önce ne yaşandığını bilsin diye anlatıyorum.

Ben LGBT kimliğimi açıkladığım için ana akımdan kovulmadım. Ama bu yaz, açık kimliğiyle ders verdiği için bazı veliler rahatsız oldu diye işinden edilen bir İngilizce öğretmeni var bu ülkede. Bunları konuşmayalım mı? Bize “Susarsanız gayet güzel yaşarsınız” diyorlar. Peki, gizlenerek, rol yaparak, yalan söyleyerek neye uyum sağlamış olacağız? Yalancılığa, ikiyüzlülüğe, riyakarlığa. Herkesin aileden, okuldan, işyerinden başlayarak rol yaptığı bir toplum daha iyi bir yere gitmez; insanlar psikolojik sorunlar yaşar.

Okullardaki şiddete bakın. Geçen yıl sonu ve bu yıl başındaki vakalarda, erkekliğin şiddet ve zorbalık, eline silah almak olduğu öğretilerek büyütülmüş çocuklar gördük. Bu çocukların yaşıtlarına zarar vermeye hazır olduğunu ve kolayca silah bulabildiğini görüyoruz. Milli Eğitim Bakanı bunu konuşsun. Aile Bakanı da kendi yaşam ve ahlak anlayışını topluma dayatmasın.

Kanal, sahne, Halk TV, siyaset ve şimdi YouTube… Hayatınız yeniden başlamalarla dolu. Yeniden başlamak sizin için ne ifade ediyor?

Biraz moral vermek istedim; “Bir kahkaha atıp kaldığımız yerden devam ederiz” demek istedim. Benimle aynı durumda olan insanlar kendini çaresiz, tıkanmış, bitkin hissediyor. Ama düşürüldüğümüz yerden kalkmayı bilmek gerekiyor. Asıl zor olan bu ülkeden gidip başka bir ülkede yeniden başlamak.

Benimle aynı dönemde mesleğinden edilip başka bir ülkeye gitmek zorunda kalan, orada sıfırdan başlayıp bugün siyasette, meclislerde yer alan insanlar var. Yeniden başlamanın büyüsü burada. Yeter ki ölüm olmasın.

Ama yaşananlar insanlara ağır geliyor. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz bir arkadaşı anmak istiyorum: İnsan Hakları Derneği LGBTİ Komisyonu üyesi, haklarımız için büyük mücadele veren Avukat Ahmet Çelik. Kalbi yaşananlara dayanamadı, genç yaşta aramızdan ayrıldı. Ona ve Silivri’de, Sincan’da, Bakırköy’de, Metris’te, tıklım tıklım cezaevlerinde “müstehcenlik” suçlamasıyla tutulan, ne zaman çıkacağı belli olmayan tüm direnen insanlara selam gönderiyorum.

“Benim tedbirim içime kapanmak değil”

Uzun süredir hedef gösteriliyor, hakaret ve tehdit alıyorsunuz. Korkuyor musunuz?

Sevgili Özlem, 12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gece başlatılan operasyonların ardından pazartesi günü Çağlayan Adliyesi’ne gidip 1.55 boyuyla çevik kuvvetin karşısına dikilen ve “Bu tutuklamalar hukuksuzdur” diye bağıran kadın yoldaşım korkmuyorsa, benim korkmaya hakkım yok. Ama korkmayan insan tedbir de almaz; korkmuyorum dersem yalan söylerim. Benim tedbirim içime kapanmak değil, bu mağduriyetleri duyurabildiğim her yere duyurmak. Ailem ise korkuyor: “Başına bir iş gelecek, sen yapacağını yaptın” diyorlar. Ama hiç kimse yapacağını tam olarak yapabilmiş değil. Türkiye bu halde; daha yapacak çok şeyimiz var.

Hesabınıza erişim engeli getirildiğini nasıl öğrendiniz?

Önce Avukat Dilek Ekmekçi “Geçmiş olsun, hesabınız kapanmış” diye mesaj attı. Sonra Şirin Payzın bir bildirim gelip gelmediğini sordu. Yani WhatsApp mesajlarından öğrendim. Bana ne platformdan bir e-posta ne de savcılıktan bir yazı geldi. Yalnızca EngelliWeb’in “İrfan Değirmenci hesabına erişim engeli” haberi var. Şu ana kadar uygulanmadı ama her an uygulanabilir. Demokles’in kılıcı gibi başımızın üstünde sallıyorlar. Biz de ne yapacağız, çiçek böcek mi paylaşacağız?

Türkiye’de ifade özgürlüğü için mücadele eden en önemli isimlerden Yaman Akdeniz’in hesabına engel getirdiler. Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nın, Türkiye Psikiyatri Derneği’nin hesaplarına engel getirdiler. En çok ihtiyacımız olan psikiyatristlerin açıklamalarına Türkiye’den erişilemiyor.

Erişim engeli için bir gerekçe gösterildi mi?

Hayır, bana hiçbir şey ulaşmadı. Hesabı kapatılan diğer kişilere “kamu güvenliği” ya da “müstehcenlik” gerekçesi gösterildiğini biliyorum. Bence bu gerekçeler çok geniş yorumlanıyor. Sosyal medya platformlarının da bu taleplere kolayca boyun eğmesi ifade özgürlüğü açısından endişe verici.

Bugün kendinizi güvende hissediyor musunuz?

Hayır. Hiçbirimiz güvende değiliz. Dışarıda bir kaos var; insanlar birbirine tahammül edemez hale geldi. Toplumsal çürümeden söz ediliyor; toplum mu çürür, siyaset mi toplumu çürütür, tartışılıyor. Biz bu ortamda temiz kalmaya uğraşıyoruz. Bu yüzden kendimi güvende hissetmiyorum.

“Umut direnenlerdedir”

Bundan sonra ne olacak?

Bugün partimizin Emekli Bürosu, toplu taşımayla Anayasa Mahkemesi’nin önüne gidip emeklilerin durumunu protesto etti. 75-80 yaşındaki insanlar bunca baskıya rağmen hakları için ses yükseltebiliyorsa; maden işçileri Ankara’da Kurtuluş Parkı’nda betonun üstünde oturuyorsa; market çalışanları “Kasada bize bir yudum su verilmiyor” diye örgütleniyorsa; cezaevindeki arkadaşım trans aktivist Janset dışarıya “Mücadeleye devam ettiğinizi görüyoruz” diye selam gönderiyorsa, hâlâ umut vardır. Umut direnenlerdedir. Ve kurtuluş belki de tahmin edemeyeceğimiz kadar yakındır.

Kitabınızda okura “Özgür” diye sesleniyorsunuz. Özgür’e son olarak ne söylemek istersiniz?

Okura “Özgür” dedim, özgür olsun diye. Kitapta ezberleriyle çelişen şeyler görecek; doğrudan ona yazdığımı bilsin, onunla sohbet edeyim istedim. Özgür’e şunu söylemek istiyorum: Bu mücadeleyi sizin çocuklarınız için de veriyoruz. Sadece LGBTİ+’lar için değil, bu ülkede çoğunluğa benzemeyen herkesin kendini güvende hissedebilmesi, canından endişe etmemesi için veriyoruz. Susarak ya da burun kıvırarak katkıda bulunamazsınız. Daha güzel yarınlar için lütfen sesinizi çıkarın. Sıranın size gelmesini beklemeyin.

Bir yanıt yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin