Türkiye’de belediyelerin köpekleri sokaklardan toplamasının ve barınaklara hapsetmesinin önünü açan düzenleme 2024 yılında Meclis’ten geçtiği süreçte, DEM Parti de yasa sürecinde yaşamdan yana tutum alan siyasi partilerden biri oldu.

Diyarbakır’da 2024 Temmuz ayında Amed Ekoloji Derneği ve kentteki yaşam hakkı savunucuları tarafından düzenlenen basın açıklamasına Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Serra Bucak da katılmış; yasayı tanımayacaklarını ve köpeklerin toplanmayacağını söylemişti.

Ancak aradan geçen iki yılın ardından Diyarbakır’da uygulama değişti. Belediye, kentteki köpekleri toplamaya başladı ve hayvanları kentten yaklaşık 40 kilometre uzaklıktaki bir alanda tutmaya başladı.

Ekoloji aktivisti Elida Zerri, bu değişimin kendileri açısından büyük bir hayal kırıklığı yarattığını söylüyor. Elida, “İlkesel olarak böyle bir durumu belediyemizden beklemiyorduk. Katılımcı ve ekolojik bir belediyecilik anlayışı ile kenti yöneteceklerini düşünüyorduk. Yanıldık. Söz konusu hayvanlar olunca sağ-sol fark etmiyor demek ki.” dedi.

“Valiliğin emrine sorgusuz sualsiz uyuldu”

Elida’ya göre belediyenin valiliğin talimatına uymak zorunda olduğu gerekçesiyle köpekleri toplaması, yalnızca hayvan hakları açısından değil, DEM Parti’nin daha önce savunduğu politikalar açısından da bir çelişki oluşturuyor.

“Bir yıl boyunca valilik bu alanı belediyeye tahsis etmiş durumda ve bir çözüm bulunabilirdi bu süre zarfında” diyen Elida, alanın hayvanların yaşamına uygun hâle getirilebileceğini, bunun yanında kentte bir sahiplendirme seferberliği başlatılabileceğini ve hayvan hakları savunucularıyla ortak bir çözüm üretilebileceğini ifade ediyor.

Elida, “Ortak akla başvurulmadı, alanda bir yıl boyunca tek bir hazırlık yapılmadı. Valinin emrine sorgusuz sualsiz uyuldu” diyor.

Üç ayrı kareden oluşan bir kolaj. Soldaki karede açık renkli bir köpek yerde yan yatmış ve hareketsiz görünüyor. Ortadaki karede güneşin altında tel örgülerle çevrili geniş alan ve içerideki köpekler görülüyor. Sağdaki karede ise toprak bir alanda çok sayıda köpek kameraya doğru ve çevreye dağılmış halde duruyor.

“Ekolojik belediyecilik böyle bir şey mi?”

Elida Zerri yalnızca köpeklerin toplatılmasına değil, bunun “ekolojik belediyecilik” iddiasıyla birlikte yürütülmesine ve insanmerkezci bir yönetim anlayışına da itiraz ediyor. Belediyenin bir yıl boyunca alanda yeterli hazırlık yapmadığını, ardından köpeklerin “tek bir ağacın dahi olmadığı, su kaynağının bulunmadığı bomboş bir araziye” hapsedildiğini, bu alanda her gün üç dört köpeğin öldüğünü söylüyor.

“Katledilen bu köpeklerin hesabı verilmeyecek mi? Soruyoruz: Sizler bu kenti kimin için ve hangi değerlerle yönetiyorsunuz? Ekolojik belediyecilik böyle bir şey midir?  Köpekleri katleden bir parti olarak/bir belediye olarak anılmak istemiyoruz. Onlar adına biz utanıyoruz bu durumdan. Yaşam hakkından, adaletten, haktan, özgürlükten bahseden bir yapının köpeklere uyguladığı faşizmi kabul etmiyoruz. Bunun hesabı verilmelidir.  Kentteki toplamalar derhal durdurulmalıdır. Doğal yaşam alanı dedikleri ölüm kampı acilen iyileştirilmelidir ve madem sokağa bırakamıyoruz deniliyorsa en acilinden bir yuvalandırma seferberliği başlatılmalıdır tüm kentte.” 

“Doğal yaşam alanı” mı, tecrit mi?

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, köpeklerin tutulduğu alanı “doğal yaşam alanı” olarak tanımlıyor. Hayvan hakları savunucuları ise bu kavramın, hayvanların kentlerden uzaklaştırılarak kapatılmasını meşrulaştırmak için kullanıldığını savunuyor.

Elida, köpeklerin doğal yaşam alanının, insanlarla birlikte yaşadıkları kamusal alanlar olduğunu hatırlatarak, “Sokaklarımızı tür fark etmeksizin herkes için güvenli alanlar haline getirebiliriz; birlikte yaşadığımız, gerçek anlamda doğal bir yaşam alanı haline getirebiliriz. Herkes için… Gerçek adalet bunu gerektirmez mi?” diyor.

Diyarbakır Barosu’ndan Av. Leyla Naz Eren Sürek, yüzlerce hatta binlerce köpeğin çevrili çorak veya ormanlık alanlara toplanmasını “fiili birer toplama kampı ve tecrit modeli” olarak değerlendiriyor. Farklı yaş, boyut ve karakterdeki köpeklerin sınırlandırılmış alanlara kapatılması ölümcül çatışmalara yol açabiliyor; yüzlerce hayvanın aynı alanda sağlık, beslenme ve tedavi süreçlerinin yürütülmesi ise ciddi sorunlar yaratıyor.

Bir ayda 25 ölüm

Amed Ekoloji Derneği, Diyarbakır Barosu ve kentteki çeşitli hayvan hakları gruplarından oluşan heyetin 6 Ağustos 2026 tarihli ziyaret raporu da alandaki koşullara ilişkin tabloya ışık tutuyor. Rapora göre son bir ayda 444 köpek alana getirildi ve 25 köpeğin yaşamını yitirdiği bilgisi paylaşıldı. Ziyaret sırasında yaklaşık 420 köpeğin iki ayrı bölümde tutulduğu, yaralı, yaşlı ve özel bakım gerektiren hayvanların ayrılmadığı ve su kaplarının güneş altında bulunduğu gözlemlendi.

Rapor, bu modelin hayvanların yaşam hakkı ve refahı açısından ciddi riskler taşıdığını belirterek sokaktan köpek toplamanın durdurulmasını ve hayvanların sağlık ve bakım süreçleri tamamlandıktan sonra alındıkları yaşam alanlarına geri bırakılmasını öneriyor.

Köpeklerin “doğal yaşam” alanı denen bu yerlerde yaşamını yitirmesi, belediye açısından bir sorumluluk doğurabilir mi? sorusunu yönelttiğim Av. Leyla Naz Eren Sürek, belediyenin mevcut uygulamasının yalnızca etik değil, hukuki açıdan da sorumluluk doğurduğunu savunuyor. Altyapısı tamamlanmadan kurulan bu “doğal yaşam” alanında çok sayıda köpeğin yaşamını kaybetmesinin belediye tüzel kişiliği ve ilgili bürokratlar açısından hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluk doğurduğunu ifade ediyor. Mevcut durumda hukuki yaptırımın önündeki önemli engellerden biri, belediye başkanları ve belediye memurları hakkında soruşturma yürütülmesinde karşılaşılan izin prosedürü.

Ancak Eren Sürek, bu durumun sorumluluğu ortadan kaldırmadığını; idari ve siyasi duyarsızlığın kırılması ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini belirtiyor.

“Bu halk köpekleri sevmiyor!”

Hayvan hakları savunucuları, 24 Ağustos’ta DEM Parti ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ni Katliam Yasası’nı uygulamaktan vazgeçmeye, köpekleri ölüme terk eden bu uygulamaya derhal son vermeye çağırmıştı. Gelen eleştiriler üzerine Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Serra Bucak ve ilçe belediye başkanları, Diyarbakır Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, Amed Ekoloji Meclisi ve kentteki hayvan hakları topluluklarından oluşan dokuz kişilik bir heyet ile görüştü.

Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi’nin toplantıya ilişkin aktardığı notlara göre Bucak, alanı iki haftada bir ziyaret ettiğini, köpeklerin sosyal ve neşeli olduğunu, sürekli mama ve taze su bulunduğunu ve alanın sokaktan farklı olmadığını söyledi. “Savunucular durumun tam tersi olduğunu söyleyince Bucak, savunucuların doğruyu söylemediğini, onlara inanmadığını, bu alana cehennem ve ölüm kampı denmesini asla ve asla kabul etmediğini, alanın eksikleri olan doğal bir yaşam alanı olduğunu söyledi. Savunucuların onları her yere rezil ettiğini, Konya Belediyesi gibi yaptığını ekledi.”

Heyetin aktardığına göre, Diyarbakır halkının köpekleri sevmediğini söyleyen Serra Bucak, sahiplendirme yapamayacağını, alanı boşaltamayacağını, tek yapabileceği şeyin vali ile konuşarak toplamayı yavaşlatmak olabileceğini söyledi. 

“Köpekler için soruşturma küçümsenecek bir şey mi?”

Bucak’ın, siyasi bir konuda soruşturma açılmasını kabul edebileceğini ancak köpekler nedeniyle soruşturma açılmasını halka açıklayamayacağını söylediği de toplantı notlarına yansıdı. Toplantıda savunuculardan biri Bucak’a, “köpekler yüzünden soruşturma açılması küçümsenecek bir şey midir? Bu da siyasi alana dahil değil midir?” diye sordu.

Bucak’ın ayrıca hayvanlara ayıracak yeterli bütçeleri olmadığını tekrarladığı ve savunuculardan belediyeyi eleştirmemelerini, alanda video çekmemelerini ve paylaşım yapmamalarını istediği aktarıldı. 

Toplantının ardından yapılan sosyal medya paylaşımları üzerine Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi ve Elida Zerri’nin adını vererek “gerçeği yansıtmayan, bağlamından koparılmış, ağır ithamlar içeren ifadeler kullandıklarını” yazan bir açıklama yaptı. Belediye gelen eleştirilerin ardından isimleri silip açıklamayı yeniden yayınladı.

Üç ayrı kareden oluşan bir kolaj. Soldaki karede açık renkli bir köpek yerde yan yatmış ve hareketsiz görünüyor. Ortadaki karede güneşin altında tel örgülerle çevrili geniş alan ve içerideki köpekler görülüyor. Sağdaki karede ise toprak bir alanda çok sayıda köpek kameraya doğru ve çevreye dağılmış halde duruyor.

Yasanın uygulanmasına karşı çıkmak yetmiyor

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin “doğal yaşam” diye sunduğu bu tecrit ve ölüm kampında yaşananlar, bugün pek çok belediyenin hayvanlarla ilgili izlediği politikada karşımıza çıkıyor.

DEM Parti’nin 2024 yılında “Katliam yasasını tanımayacağız” söylemiyle aldığı politik pozisyon ile bugün DEM Partili bir belediyenin sokaktan köpekleri toplayarak tecrit etmesi arasındaki fark, hayvan hakları savunucularının temel itirazını oluşturuyor.

Dolayısıyla Diyarbakır’da yaşanan hak ihlalleri şu soruyu gün yüzüne çıkarıyor:

Bir siyasi parti bir yasaya karşı çıkarken, o yasanın sahadaki uygulamasını kendi belediyeleri aracılığıyla hayata geçiriyorsa, “yasayı tanımamak” ne anlama geliyor?

Hayvan hakları savunucularına göre cevap açık: Yasaya söylem düzeyinde karşı çıkılması yeterli değil; belediye politikalarının hayvanların yaşam hakkını koruması gerekiyor. Yani bu tutumun günlük yaşamda bir karşılığının olması.

Birçok şehirde olduğu gibi Diyarbakır’da da, bugün yüzlerce köpek toplama kamplarına tıkılmış durumda. Ve savunucular, verilen sözlerin tutulmasını, toplamaların durdurulmasını ve köpeklerin yaşam hakkının siyasi hesapların dışında tutulmasını talep ediyor.

Elida’nın sözleriyle: “Eğer istenirse çözüm yolu elbet bulunur. Tabii eğer istenirse…”

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin