Sivas katliamı olduğunda küçük bir çocuktum. Çocukluğuma dair şeyleri pek hatırlamam ama televizyondan izlediğim o anları hiçbir zaman unutmadım. 93 yılıydı. Aziz Nesin’in kitaplarıyla yeni tanışmış, Metin Altıok’un şiirleri ile tanışmama daha uzun yıllar vardı. Yangının yayılışını, sakallı adamların bağırışlarını, sonradan zihnime kazınan merdivendeki fotoğraflarını hiç unutMADIMAKlımda.
İlk kez, o çocuk yaşta, empatinin kelime anlamını bilmeden yüreğimde bi sıkışmışlık hissetmiştim. Bunu yıllar boyunca daha çok hissedecektim ama ellerim kalbimde ağlayarak ilk kez kalbimi yerinden çıkartmak istediğim an o andı. Yangın bütün oteli sarmıştı. Yanarak ölmenin nasıl acı verdiğini bu yaşta hiçbir çocuk düşünmemeliydi. Düşünmesinler diye Aziz Nesin onlarca kitap yazmıştı. Zihnimde Onun öykülerinden çok merdivenlerden inişinin yer etmesi de bizlerin bitmek tükenmek bilmeyen kalp ağrısıydı.

İnsanlar öldürüldü… Failleri salındı… Her zamanki gibi.
Yıl 2026… 2 Temmuz’un isi üzerimizdeyken hala dün bir köpek barınağı yakıldı. Yavru köpekler çığlık çığlığa yanarak öldüler.
Aziz Nesin’in ölmesini isteyenler “Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya gelmiş” dediler. Bu sebeple yaktılar. Memleketin yeni salyangoz satıcıları köpekler ve hayvan hakkı savunucuları oldu. Necla Teyze’nin evi kundaklandı, yanarak öldürüldü, dün köpeklerin barındığı yer yakıldı, köpekler yanarak öldü. Bir güruh var “köpeklere ölüm” nidalarıyla gezen. Gördükleri her yerde köpekleri linçleyen…
Bütün umudumu yitirdiğim bir yerdeyim. Bedenim yıllardır bir kor gibi oradan oraya savruluyorum. unutMADIMAKlımda dediğim onlarca şey yaşandı. 10 Ekim, Soma Katliamı, Ali İsmail’e atılan o tekme, öğretmenlerin ve öğrencilerin okullarda öldürülmesi, Hrant Dink’in, Tahir Elçi’nin vurulması, Mesemlerde işkenceye uğrayan çocuklar, barınaklarda poşetlere konulup boğulan, canlı canlı gömülen köpekler… Yok dedim artık, benden hayır yok… Yaşayan ölülere döndüğümüz, zombiler gibi gezdiğimiz, hayatımızı zorunluluktan yaşadığımız, ölümü beklediğimiz bir yerdeyiz artık. Neşemizi bile çaldılar.
Sonra bir ses duydum… “neşemizi çalamazlar ya!”
Bir stand-up gösterisi umut verebilir miydi bu yaşayan ölülere? Defalarca izledim “Ölü Deniz” gösterisini. Defalarca güçlendim. Gülmek devrimci bir eylemdir, derlerdi. Anladım. Hepimizi silkinip bir kendimize getirdi Deniz. Düştüğüm yerden “Tut elimi Rovni” diyip çıktım. Hepimizin Rovni’si oldu Deniz. Şimdi düşmemek için birbirimize ihtiyacımız var.
Hep beraber tutarsak düşmeyiz!
Herkes gelirse yıkamazlar!
Madımak’ta öldürülen insanların anısına saygıyla…
*Not: bu yazıda hiçbir salyangoz rencide etmek için kullanılmamıştır. Deyim kalıbı böyle olduğu için yazılmıştır. Hiçbir hayvan nesne değildir.





Bir Cevap Yazın