Marsilya merkezli bağımsız belgesel fotoğrafçı Lucien Migné, çalışmalarında farklı kültürlerdeki toplumsal ve çevresel dönüşümleri anlatan uzun soluklu projelere odaklanıyor. Sahaya dayalı hikâyeler üreten Migné’nin işleri; Fas’taki emek ilişkilerinden Lübnan’daki su krizine, Etiyopya’da çatışma sonrası yaşamdan iklim krizinin etkilerine uzanıyor. 

Migne’nin son serisinde yolu Pakistan’da üretilen ve barındırılan aslan ve kaplanların bulunduğu özel hayvanat bahçelerine düştü. We Animals arşivine eklenen bu fotoğraf serisini gördüğümde egemen erkeğin her zaman olduğu gibi sahiplik hissi ile bu hayvanları edindiğini düşündüm. Hayvan dövüştürme, kurban etme ritüellerinde gördüğümüz gibi yine benzer bir bağlamda erkek ve hayvan arasında kurulan tahakküm ilişkisinin bir başka örneğiydi. 

Fotoğraflar yorucu ve üzücüydü, uzun uzun izledikten sonra Lucien’in Pakistan deneyimini onunla konuştuk. 

Sheru isimli erkek beyaz aslan, özel bir hayvanat bahçesindeki kafesinin arka bölümünde, parmaklıklı bir kapının ardında dinleniyor. Elixir Zoo, Karaçi, Sindh Eyaleti, Pakistan, 2026, Lucien Migne / We Animals,

Pakistan’da ‘özel hayvanat bahçesi’ statüsünde görünen bu yerlerde tutulan hayvanların içinde bulunduğu fiziki koşullar, beslenme, bulundukları yerin hijyeni, veteriner bakımı vb. hakkında genel bilgi verebilir misin? Ayrıca merak ettiğim bir şey daha var; kedilere isim veriyorlar mı? Eğer öyle ise isimleri nedir? Kediler isimlerini biliyorlar mı?

Durum bir özel hayvanat bahçesinden diğerine büyük ölçüde değişiyordu. Animal Adventure gibi bazı yerlerde esaret koşulları bana açıkça kötü göründü. Hayvanlar son derece küçük alanlarda tutuluyordu; ziyaretçiler tarafından sürekli yaklaşılıyor, hatta bazen uyurken bile elle tutuluyorlardı. Genel olarak ortam, genç hayvanlar için yüksek düzeyde kalabalık ve sürekli stres hissi veriyordu.

Mufasa isimli erkek Bengal kaplanı yavrusu, özel bir hayvanat bahçesinde ziyaretçilere sergilendiği gündüz kullanılan açık hava bölümünde yatıyor. Animal Adventure Zoo, Karaçi, Sindh Eyaleti, Pakistan, 2026.
Lucien Migne / We Animals

Öte yandan, çok varlıklı kişilere ait olan ve hayvanlarına gerçekten bağlı görünen bazı özel hayvanat bahçelerinde koşullar bazı açılardan daha iyi görünüyordu. Bazen büyük kedilerin bakımı için özel olarak çalışan bir ekip, veteriner takibi, düzenli beslenme ve hayvanların sağlığına yönelik gerçek bir özen vardı. Birçok sahip de kendisini öncelikle hayvansever olarak tanımlıyordu.

Ancak bu farklılıklara rağmen neredeyse her yerde karşımıza çıkan ortak bir sorun vardı: kapalı alanların büyüklüğü. En iyi bakılan tesislerde bile aslanlar ve kaplanlar, doğal ihtiyaçlarıyla kıyaslandığında son derece küçük kafeslerde yaşıyordu. Bir aslanın ya da kaplanın vahşi doğada yüzlerce kilometrekarelik alanlarda dolaşabildiğini düşündüğümüzde, bu hayvanların yalnızca birkaç düzine metrekareye hapsedilmiş olduğunu görmek kaçınılmaz olarak rahatsız edici bir karşıtlık yaratıyor.

Baadchah isimli genç erkek beyaz aslan, özel bir hayvanat bahçesindeki loş kapalı kafesinin içinde kameraya bakıyor. Animal Adventure Zoo, Karaçi, Sindh Eyaleti, Pakistan, 2026.
Lucien Migne / We Animals

Evet, hayvanların hepsinin isimleri vardı ve sahipleri onlarla oldukça kişiselleştirilmiş bir ilişki kuruyor gibi görünüyordu. Özellikle beyaz dişi aslan Rani’yi, genç Bengal kaplanı Max’i ve The Animal World’ün sahibinin en sevdiği hayvan olarak gördüğü aslan Sultan’ı hatırlıyorum. Sahipleri ve çalışanlar büyük kedilere düzenli olarak isimleriyle sesleniyordu; bazen bunu oldukça şefkatli bir şekilde yapıyorlardı. Hayvanların isimlerini gerçekten ne ölçüde tanıdığını bilmem benim için zordu, ancak bazıları günlük bakımını üstlenen insanların seslerine ya da varlığına tepki veriyor gibiydi.

Pakistan’da büyük kedilerin kapalı sistemlerde tutulduğu kaç yeri ziyaret ettin ve bu yerlerin isimleri neydi? Sahipleri, bu büyük kedilerin oraya nasıl geldiğine dair nasıl bir hikâye anlatıyor? Örneğin CITES belgeleri var mıydı?
Toplamda Karaçi ve çevresinde dört yeri ziyaret ettim: Animal Adventure, The Animal World, Elixir Zoo ve Abdul Malik ile Yusuf Khan’a ait özel hayvanat bahçesi. Bu yerlerin bazıları kısmen halka açıktı; bazıları ise sahiplerinin akrabaları ve davetli misafirleriyle sınırlıydı.

Banti isimli erkek beyaz Bengal kaplanı, özel bir hayvanat bahçesindeki cam cepheli kafesinin içinde yürürken ziyaretçiler onu camların ardından izliyor ve fotoğraflıyor. Animal Adventure Zoo, Karaçi, Sindh Eyaleti, Pakistan, 2026. Lucien Migne / We Animals

Hayvanların kökenlerine dair anlatılar sahiplerine göre değişiyordu. Büyük kedilerin birçoğu Pakistan’da esaret altında doğmuştu; bazen doğrudan aynı özel hayvanat bahçelerinin içinde. Bazı hayvanlar ise başka Pakistanlı üreticilerden satın alınmıştı. Birkaç vakada sahipler, aslanları Güney Afrika’dan gerekli belgelerle yasal olarak ithal ettiklerini iddia etti. Örneğin Abdul Malik bana iki aslanının Cape Town’dan geldiğini ve Pakistan’a uçakla taşındığını söyledi.

Ancak izinler ve resmî belgeler meselesi oldukça belirsiz kaldı. Bazı sahipler, aslan üretmelerine ya da satmalarına izin veren resmî lisanslara sahip olduklarını iddia etti. Buna karşılık Sindh Wildlife Department yetkilileri bana, eyalette bu tür resmî lisansların aslında verilmediğini söyledi. Bu belirsizlik, Pakistan’da artık yaygınlaşmış gibi görünen bu olguyu düzenleme konusunda yetkililerin karşılaştığı zorluğu yansıtıyor.

Bazı yerlerin üretim tesisi olarak tanımlandığını görüyorum. Büyük kedileri neden üretiyorlar? Satış mı yapıyorlar? Elbette bunu açıkça söylememiş olabilirler ama bu konuda bir izlenimin ya da tahminin var mı?

Motivasyonlar sahiplerine göre değişiyor gibiydi. Bazıları bu faaliyeti öncelikle kişisel bir tutku olarak sundu. Birkaç kişi kendisini gerçek bir hayvansever olarak tanımladı ve bu büyük kedileri hayranlık ya da duygusal bağlılık nedeniyle ürettiklerini söyledi.

Ancak hayvanların satışı söz konusu olduğunda anlatı çoğu zaman oldukça belirsiz kalıyordu. Bazı sahipler kâr elde etmeye çalışmadıklarını, yavruları arkadaşlarına ya da başka özel hayvanat bahçelerine verdiklerini söyledi. Diğerleri ise aslan satmalarına ya da takas etmelerine izin veren lisanslara sahip olduklarını iddia etti. Fakat neyin ticari faaliyetin, neyin sahipler arasındaki değiş tokuşun, neyin de büyük kedi sahipliği etrafında oluşmuş gayriresmî bir ağın parçası olduğunu net biçimde ayırt etmek bazen zordu.

Kesin olan şu ki üretim, bu yapılarda merkezi bir rol oynuyor. Ziyaret ettiğim özel hayvanat bahçelerindeki hayvanların çoğu doğrudan bu tesislerin içinde doğmuştu. Genç büyük kediler de ayrıca özel bir yere sahip gibi görünüyor: Daha fazla ilgi çekiyor, ziyaretçilerle daha fazla etkileşim yaratıyor ve TikTok ile Instagram’da yayımlanan içeriklerde her yerde karşımıza çıkıyorlar.

Fotoğraflarında erkeklerin ellerinde büyük sopalar görüyoruz. Hikâye ilerledikçe bir saldırı anı gibi görünen bir sahne de fark ettim. Sanırım bir kaplan bir adamın ayağını ısırdı ya da pençe attı. O anda ne yaşandı? Hayvana yönelik bir şiddete tanık oldun mu?
Hayır, ziyaretlerim sırasında hayvanlara doğrudan fiziksel şiddet uygulandığına tanık olmadım. Genç Bengal kaplanı Max’in bir çalışanı ısırdığı sahne, öncesinde yaşanmış herhangi bir şiddet eylemiyle bağlantılı görünmüyordu. Bir çalışan, kaplanı kafesinden zinciri tasma gibi kullanarak dışarı çıkarıyordu. Kapatıldığı alandan çıkarlarken Max aniden çalışanı baldırından ısırdı. Diğer çalışanlar zinciri çekerek onları ayırmayı başardığında kaplan, pençeleriyle adama ulaşmaya çalışmaya devam etti. Neyse ki yaralanma çok ciddi değildi, ancak çalışan yine de üç gün hastanede kaldı.

Bu an bana her şeyden çok, bu hayvanların esaret altında büyütülmüş ve çok küçük yaştan itibaren insan varlığına alışmış olsalar bile ne kadar öngörülemez kaldıklarını hatırlattı.

Bazı fotoğraflarda görülen büyük sopalar esas olarak hayvanlarla belirli bir mesafeyi korumak ya da kapalı alanların içinde hareketlerini yönlendirmek için kullanılıyordu. Genel olarak büyük kedilere yönelik kasıtlı fiziksel şiddet gözlemlemedim. Ancak bazı etkileşimler, özellikle genç aslan ve kaplanların sürekli elle tutulduğu, fotoğraflandığı ya da ziyaretçiler tarafından yaklaşıldığı anlarda, hayvanlar için stresli görünüyordu.

Fotoğraflarda çok net gördüğüm şeylerden biri, ataerkil bir sistem içinde hayvanlar üzerindeki tahakküm. Ancak görüntüleri fazla yorumlamak istemiyorum ve senin düşüncelerini merak ediyorum. Fotoğraflarda görülen erkekler ile büyük kediler arasında nasıl bir ilişki gözlemledin?
Erkekler ile büyük kediler arasında gözlemlediğim ilişki çoğu zaman derin biçimde ikircikliydi. Bir yandan gerçek bir şefkat ve bazen duygusal bir yakınlık vardı. Bazı sahipler aslanları ya da kaplanları hakkında, sanki aile üyeleri ya da evcil hayvanlarmış gibi konuşuyordu. Birçoğu bazı hayvanları çok küçük yaştan itibaren büyütmüş; onları beslemiş, onlarla oynamış ya da günlük hayatta onlarla birlikte yaşamıştı.

Ancak aynı zamanda bu hayvanlar daha sembolik bir şeyi de temsil ediyor gibiydi. Özellikle aslanın belirli bir güç, prestij ve erkeklik fikrini cisimleştirdiği izlenimine kapıldım. Bu sembolizm Pakistan’da da oldukça mevcut görünüyor: Aslan, ülkenin ana siyasi partilerinden biri olan Pakistan Muslim League-Nawaz’ın, yani PML-N’nin amblemidir. Bu da muhtemelen aslanın güç ve sosyal statü sembolü olarak algılanmasını pekiştiriyor.

Bu boyut, hayvanların fotoğraflanma, ziyaretçilere sunulma ya da sosyal medyada sahnelenme biçimlerinde çok net görünüyordu. Bazı sahipler düzenli olarak kendilerini aslanlarıyla yürürken, onları tasmayla tutarken ya da yanlarında poz verirken gösteren videolar paylaşıyordu. Bu görüntüler, vahşi bir hayvan üzerinde bir tür kontrol ya da onunla istisnai bir yakınlık kurduklarını gösterme çabası gibiydi.

Oradayken ve ayrılırken ne hissettiğini de merak ediyorum. Duygularından bahsetmen mümkün mü?
Bu hikâye bende oldukça çelişkili duygular uyandırdı. Başta bu hayvanlardan derinden etkilendim. Birçok insan gibi benim de aslanlara ve kaplanlara dair neredeyse mitik bir imgem vardı; onlara bu kadar yakından yaklaşabilmek son derece etkileyiciydi. İlk başta bazı kafeslere girmekten ya da hayvanlara bu kadar yakın olmaktan gerçekten biraz korktum, fakat zamanla bu yakınlığa alıştım. Ancak genç bir Bengal kaplanının bir çalışanı ısırdığına tanık olduktan sonra bu korku aniden ve oldukça güçlü biçimde geri döndü. Bu bana, insanlara görünürde alışkın olsalar bile bu hayvanların hâlâ vahşi ve öngörülemez yırtıcılar olduğunu hatırlattı.

Tanıştığım sahipler ve çalışanlar proje boyunca çok misafirperverdi. Beni özel hayvanat bahçelerine davet ettiler, sorularımı yanıtlamak için zaman ayırdılar ve hayvanlarına gerçekten bağlı görünüyorlardı; bazen onlara karşı çok şefkatliydiler. Durumu benim için bu kadar rahatsız edici kılan da tam olarak buydu: Şefkat samimi görünüyordu, ancak yine de çok insani bir sahiplik, kontrol ve kimi zaman performans ya da sahneleme mantığının içine hapsolmuştu. Hayvanlar hem değerli canlı varlıklar hem de sahiplerinin sosyal dünyasına ait prestij sembolleri olarak görülüyordu.

Pakistan’a gitmeden hemen önce, yakında We Animals için bu konu üzerine çalışacağımı bilmeden Joseph Kessel’in “Aslan” adlı kitabını okumuştum. Kitap, Kenya’da bir aslanla çok güçlü bir bağ kuran genç bir kızın hikâyesini anlatıyor. Okurken insanlarla hayvanlar arasındaki bu yakınlık bana neredeyse gerçek dışı ya da romantize edilmiş gibi gelmişti. Fakat bu hikâye üzerinde çalışırken, bu büyük kedilerin gerçekten de insanlara son derece alışabildiğini, sevilmeyi kabul edebildiğini, hatta temas arayabildiğini gördüm. Bu yakınlığı gözlemlemek büyüleyiciydi; ama aynı zamanda bende hayranlık, şefkat ve kontrol arasındaki sınırlar hakkında birçok soru uyandırdı.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin