Nilüfer Açıkalın için üretmek, tek bir disipline sığan bir eylem değil; içten gelen, adı tam konulamayan bir akışın farklı biçimlerde dışa vurumu. Kendisi de bunu bir “muamma” olarak tanımlıyor. Oyunculukta, yazıda ya da müzikte değişen sadece araç; besleyen yer aynı: derin, sezgisel ve sürekli hareket hâlinde bir iç dünya.

Onu tanımlamayı zorlaştıran da bu çok katmanlılık. Açıkalın, kendini bir kimlik üzerinden değil, üretim anındaki yoğunlaşma üzerinden var ediyor. Yıllar içinde geliştirdiği disiplinle, ne yapıyorsa o anın içine tam anlamıyla giriyor. Ama içlerinden biri varsa, o da yazmak: onun için en özgür, en çıplak alan. Bu yüzden üretimlerinde hissedilen sahicilik, bir performansın ötesinde, doğrudan bir temas duygusu yaratıyor.

Hayatla kurduğu ilişki ise en az üretimi kadar yoğun. “Çok hareketli, çok bereketli” bir ömürden geçerken, dönüşümü bir sonuç değil süreklilik olarak görüyor.

Açıkalın’ın dünyasında üretmek yalnızca bir sığınak değil, aynı zamanda bir yüzleşme alanı. Ancak onun için asıl mesele, bu sürecin dürüst ve samimi olması. Kendine dönüp baktığında ise büyük cümleler kurmuyor; yolun başındaki Nilüfer’e söyleyeceği şey basit: “Şansın açık olsun, Allah iyilerle karşılaştırsın.” Çünkü biliyor ki, yine bildiğini okuyacak. 

Oyunculuğunuzda da, yazdıklarınızda da, şarkı söylerken de sanki aynı yerden beslenen bir derinlik var. Sizce bütün bu yaratıcı alanların merkezinde sizi harekete geçiren o şey ne?

İnanır mısınız bu benim için de muamma. 

Sizi tek bir başlık altında tarif etmek neredeyse imkânsız gibi: oyuncu, yazar, anlatıcı…

Konsantrasyon kabiliyetimi, içinde bulunduğum üretim aşamasında -bu her ne ise yazmak oynamak şarkı söylemek- o anlar dahilinde yoğun bir biçimde kullanmaya kendimi alıştırdım. Yıllar içinde bunu büyük bir disiplinle yapmaya çalıştım. Yazmak benim en özgür alanım.

Yıllar içinde sizi en çok ne dönüştürdü?

“Çok hareketli, çok bereketli bir ömür / Tanrım sana sonsuz şükür”… Dönüşmeye, değişmeye hâlâ devam ediyorum. Neredeyse her yerden beni şaşırtacak bir şey burnunu uzatıyor. Artık zamanın peşinde değil içinde olmaya çalışıyorum. Dolayısıyla geçmişte beni dönüştürmüş olanların tümüne hakimim.

Üretmek daha çok bir sığınak mı, bir yüzleşme alanı mı, yoksa ikisi birden mi?

Hem sığınak, hem yüzleşme alanı, hem de onlarca başka şey. Dürüst ve samimi olunduğu sürece yan etkileri ile ilgilenmiyorum.

Bir karakteri canlandırırken de, bir metin yazarken de, bir şarkıyı söylerken de insanın önce kendine temas etmesi gerekiyor gibi geliyor. Siz sanatla uğraşırken kendinizle ilgili nasıl bir farkındalık yaşadınız?

Değişim ve dönüşüm kaçınılmaz. Yıllar içinde farkındalıklar olgunluk adı altında yorumlanıyor.

Sizi izleyen ya da okuyan biri olarak insanda şu duygu oluşuyor: “Hayatı sadece yaşamıyor, aynı zamanda çok dikkatle ve özenle gözlemliyor.”

İyi bir gözlemci olduğum doğru. Bunu bile isteye yapmıyorum maalesef. Yaradılış diyelim. Mesleğim anlamında çok faydasını görüyorum zaten oyunculuk eğitiminde gözlemin yeri çok önemli. İyi bir gözlemci olabilmemiz için akla hayale gelmeyecek doğaçlamalar çalıştığımız zamanlar oldu. Bütün bunlar sahnede ve öykülerimde faydalı oluyor ancak hayatın içerisinde bu kadar ayrıntılarla hayatı okumaya meyilli olmak çoğu kez sinir bozucu.

Bugün bulunduğunuz yerden yolun başındaki Nilüfer Açıkalın’a bakınca ona en çok ne söylemek isterdiniz? Ve bugünkü hâlinizle en çok neyin hakkını verdiğinizi düşünüyorsunuz?

Bugün bulunduğum yerden yolun başındaki Nilüfer’e şansın açık olsun, Allah iyilerle karşılaştırsın, demek isterdim. Annemin rolüne bürünüp bunları söylerdim fazla bir şey söylememe gerek yok, boşuna çene yormama gerek yok çünkü biliyorum ki yine bildiğini okuyacak.

En çok neyin hakkını verip vermediğime gelince bunun takdiri bana düşmez.

Bir insanı ya da bir karakteri sizin için gerçekten ilginç yapan şey nedir? Kusurları mı, çelişkileri mi, sakladıkları mı?

Bir insanı ya da bir karakteri benim için gerçekten ilginç yapan şey kusurları, çelişkileri, sakladıkları da dahil olmak üzere en başta davranışları. Vücut dili, duruşu, oturuşu, kalkışı en önemlisi de bakışları.

Bunca üretim alanı içinde insan ister istemez parçalanabilir ama sizde sanki tam tersi, hepsi birbirini besliyor gibi. Yazmak, oynamak ve şarkı söylemek birbirini sizde nasıl büyütüyor? Biri olmasa diğerleri eksik kalır mıydı? 

Elbette biri olmasaydı diğerleri eksik kalırdı.

Aşk, yalnızlık, arzu, kırılganlık… Bunlar sizin sanatınızın etrafında dolaşan çok güçlü duygular. Hayatınız boyunca en çok hangi duygu sizi yazdırdı, oynattı ya da söyletti?

Cevap veriyorum: hepsi. Canlandırdığım ya da yazdığım karakterin içinde bulunduğu olay örgüsü neyi gerektiriyorsa, hangi duyguyu istiyorsa onun peşinden gidiyorum. Ve her zaman tüm duygulardan etkileniyorum.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin