Taştan taşa seker gibi YouTube’ta şarkı şarkı gezdiğim bir gecede bir şarkının altında buluyorum seni. Ben öyle şarkıların altında birini bulacak biri değilim hiç. Ama o gün bir şey oluyor. Bazen bir şey olur ve akış değişir. Tren raydan her gün çıkmaz ama bir gün çıkar. İşte o gün de olan bu. 

Uykumun kaçıp gittiği yerden döneceği yok. Sabaha da daha çok var. Yaklaşık iki saat önce müzik dinlemeye başladığım noktadan çok uzaklaşmışım, kıyıdan epey açıkta bir yerdeyim artık, algoritma beni adını sanını duymadığım adamların kadınların şarkılarına savurmuş. Derken bir zamanlar çok sevdiğim ama varlığını unuttuğum eski bir şarkı başlıyor, tamam diyorum, bu şarkı çıktığına göre eve dönüyorum nihayet, kara göründü, artık bildiğim sulardayım, bu şarkının açtığı yoldan umarım geldiğim yere döneceğim ve bir noktada çemberi tamamlayıp uykuya gideceğim. 

Şarkı milyon kere dinlenmiş, tonla yorum almış. Altındaki yorumlara gözüm takılıyor, kimler dinlemiş, şarkı dinleyene ne yapmış merak ediyorum, okumaya koyuluyorum. Övgülerin, serzenişlerin, ekseriyetle içini dökmeye gelenlerin, eski sevgilisini özleyenlerin, o eski aşkı kâh tatlı duygularla ya da kâh beddualarla hatırlayanların, kavuşamayanların, unutamayanların iç döküşleriyle dolu videonun altı. Her gelen kendi kaybını, kendi umudunu, kendi özlemini bırakmış oracığa. Şarkı birbirine uzak yüzlerce odada çalmış, birbirini tanımayan, birbiriyle alakasız yüzlerce insana benzer bir şeyler yapmış. Kırık kalpler, müzik marifetiyle geçmişe seyahat eden zihnin hain oyunları, şarkının açtığı parantezde büyüdükçe büyüyen dev bir özlem bulutu. Küçük bir kamusal itiraf alanına dönmüş yorum kutusu. Birbirinin adını dahi bilmeyen insanlar birbirine ortalık yerde kalbini açmış. Herkes birini özlüyor. 

Ne garip insanlar var diyorum önce, bir şişeye mesaj atıp denize atmaktan ne farkı var bunun, bin yıl geçse belki biri bulur, duyar seni. Bir şarkının altındaki yorum kutusundan medet ummak. Dünyada dertleşecek yer mi kalmadı? Ayrıca muhatabın kim? Uzaya doğru bir seslenişten başkası değil bu. Sonsuz mekanda ve zamanda fırlatılmış, hedefine muhtemelen ulaşmayacak bir ok. Bir şarkının altında dinleyici yorumlarına ayrılmış bölüm içini dökmek için mi her şeyden önce? Ne kadar yalnız herkes. Bunları düşünüyorum ilk. Ama sonra şunu: insan o kadar kimsesiz kalamayan, sesini bir başkasına duyuramasa o kadar hayatta kalamayacak bir canlı ki bir küçük temas için her şeyi yapabilir. Sahiden. Bir şarkıya dair fikirlerimizi paylaşmamız beklenen, o niyetle dinleyicinin özgür iradesine teslim edilmiş bir yorum kutusu dahil her boşluk o seslenişe bir biçimde çanak tutabilir. İnternet kocaman bir “duy sesimi” düzeneği değil mi uzaktan bakınca… Odadan odaya köprüler. Yan yana gelsek birbirimizden hiç hazzetmeyiz, aynı masada iki dakika oturamayız belki de ama uzaktan ne kadar cesur herkes, ne kadar şefkatli, ne kadar açıkyürekli. Sevginin uzak hali yakın halinden daha sahici. 

Derken o kocaman duygu selinin içinde sessiz, gösterişsiz ve bir o kadar samimi bir cümle yakalıyor gözümü, üstelik bu gece, az önce bırakılmış: 

“İnsan buraya birine yazmıyor ama yine de biri yazdıklarını okusun istiyor.” 

Adı ve soyadını kullanan, kendine bir “kullanıcı adı” vermemiş biri bırakmış bu yorumu. Bir mahlasın arkasına saklanmıyor. Deniz Güngör. Yani sen. Kafamı karıştırıyor yazdığın şey. Evet, diyorum, tam da öyle. İnsan çünkü haline bir tanık arıyor. Biri beni okusun, çünkü okunmak beni görünür kılacak. Saat sabahın üçü, çoğunluk uykuda, dışarısı sessiz ama bu saatte bile dünya bir şarkının altında tamamen susmuş değil. Burada, bu şarkının altında bir bağ kurma ihtimali var. Seni anlıyorum. 

İsmini o gece unutuyorum. Ta ki başka bir akşam yine şarkıların kayığına binmiş gezerken başka bir şarkının altında denk gelene kadar da hiç gelmiyorsun aklıma. Yine çok sevdiğim eski bir şarkının altında zeytin ağacından profil fotoğrafını görür görmez hatırlıyorum seni. Bu defa şarkıyla ilgili hislerini paylaşmışsın, yine o gece, ben gelmeden biraz önce, şarkının seni götürdüğü çok eski bir hatırandan bahsediyorsun peşine, o kadar samimi, o kadar dost, o kadar sahici bir dilin var ki sanki bir odada oturmuşuz yan yana ve gözlerine bakarak dinliyorum seni. Sana iki göz çiziyorum kafamın içinde, bir ses veriyorum. Havsalamda gerçek bir insana dönüşüyorsun ve bu defa kalıyorsun orada. Silinmiyorsun. 

Birkaç gün seni düşünmeden edemiyorum. İnternette denk geldiğim, hiç konuşmadığım, bir şarkının altındaki bir yorumla zihnime çengel atmış birini içimde gezdirmek bana komik geliyor. Çocukça buluyorum bu yaptığımı. Ahmakça biraz. Ama bu ahmaklığı sürdürmek bir şekilde hoşuma gidiyor. Epeydir yaprak kıpırdamayan bir yer bu ev. Senin iki tane cümlenle dünyamda küçük bir esinti çıkar gibi oluyor. Oysa bir isimsin sadece. Gerçekte kimsin hiç bilmiyorum ama merak ediyorum seni. Bir kenara koyamıyorum. 

Bulursam ne yapacağımı bilmeden bir süre şarkıların altında seni arıyorum. Profilindeki “hakkında” kısmı boş. Sosyal medya linkin yok. E-postan yok. Cesaretimi toplayıp yorumlarının altına gülen surat ve beyaz kalp atıyorum, cevap vermiyorsun. Belki de görmüyorsun yazdıklarımı. Algoritma seni bana gösteriyor ama beni sana göstermiyor. Belki de. Böyle düşünmek istiyorum. Bir dijital hayaletin peşini sürüyorum inatla. Aylar böyle geçiyor. Şarkıların altını tarayarak. Sonra bir akşam çok sevdiğim başka bir şarkının altında buluyorum seni. Yine az önce geçmişsin oradan. Aynı saatlerde uyanık olmamız bizi aynı elmanın kurdu yapıyor. Bunu düşünmekten kurtulamıyorum. O da benim gibi, uykusu kaçan biri, diyorum kendi kendime. Bizi gecenin bir yarısı bir şarkının altında, ve dünyada, yan yana koyan şey bu. Şimdilik bu kadarı. Devamı var mı, hiçbir fikrim yok. Buradan atlayacak başka bir taş var mı önümüzde? Öyle bir tahayyülüm yok. Şimdi ve burada olmamız dışında bir şey yok. Hemen yanıtlıyorum yorumunu, yazdıklarının altına “Deniz, benim seni bulmam lazım,” yazıyorum. 

(*) Sabırlı okura dip not: Dört tefrika halinde yazılan ve resimlenen bu öyküde geçen şarkılar gerçektir. Son yayınlanacak tefrikanın altında çalınan bütün şarkıların olduğu bir liste paylaşılacaktır.

Muzır Tefrika hakkında:

“Muzır Tefrika: Çeşitliliğin Dijital Öyküleri” projemiz, CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı kapsamında Avrupa Birliği desteğiyle muzir.org’da hayata geçiyor. Sekiz yazar ve çizerden; toplumsal cinsiyet eşitliği, kültürel çoğulculuk ve ifade özgürlüğü temalarında dijital öyküler, illüstrasyonlar ve sesli içerikler paylaşacağız. Muzır Tefrika, Avrupa Birliği’nin desteğiyle hazırlanmıştır. Bu yayının içeriği tamamen yazarların ve çizerlerin sorumluluğundadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmayabilir.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin