Bu haber dosyası, iki mağdurun tanıklıkları ile Av. Burcu Yağcı’nın hukuki değerlendirmelerini içermektedir. Haberde yer alan anlatımlar; çıplak arama, fiziksel taciz ve psikolojik şiddet iddiaları nedeniyle okuyucular için tetikleyici olabilir. Mağdurların kimlikleri, talepleri doğrultusunda gizlenmiştir.

İstanbul Kadıköy Söğütlüçeşme durağı, kamusal alanın kullanım amacı ve deprem toplanma alanı niteliğinin ortadan kaldırılması nedeniyle yıllardır tartışmaların odağında yer alıyor. Alanın deprem toplanma alanı olarak kullanılması gerektiğini savunan hak örgütleri ve Kadıköylüler birçok kez eylem düzenledi.

Uzun süre atıl ve güvensiz bir bölge olarak bırakıldıktan sonra bu alana, Ali Cem Buzlu’nun sahibi olduğu Akfen Holding tarafından yeme-içme alanı tasarlanarak “Terminal Kadıköy AVM” yapıldı. 

2025 Mayıs ayının başında açılan Terminal Kadıköy ve çevresi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün de favori GBT(Genel Bilgi Toplama) lokasyonlarından biri. Marmaray çıkışı ve metrobüs çıkışında sıkça yapılan kontrollerde özellikle narkotik ve göç idaresi aramaları öne çıkıyor. Muzir.org muhabiri Müberra Ünsal, bu aramalar esnasında çıplak arama ve çeşitli tacizlere maruz kaldıklarını anlatan kişilerle görüştü. 

Çıplak aramaya maruz bırakıldığını söyleyen gazeteci anlatıyor:

Kadıköy-Söğütlüçeşme Metrobüs durağında defalarca çıplak arama işkencesine maruz bırakıldım. En kötüsü de bir cumartesi günü haber takibinden dönerken öğleden sonra 3-4 civarında yaşadığımdı.

Söğütlüçeşme Metrobüs durağında ve Marmaray durağında devamlı GBT yapan bazı ekipler var. GBT dışında ayrıca kalp ritminiz de kontrol ediliyor. “Heyecanlı” bulurlarsa sizi ek bir aramaya tabii tutmak için ayrı bir alana çekiyorlar. Orada kaba bir arama yapılıyor. Çantanıza bakmak isterlerse çantanıza bakıyorlar, ardından sizi uğurluyorlar. Ama metrobüsün son durak çıkışında yapılan arama çok daha kapsamlı ve detaylı bir arama. Yaklaşık altı polis orada bekliyor. İçlerinde muhakkak bir kadın polis oluyor ve ilk önce GBT kontrolü yapılıyor. 

GBT’nin ardından sizi arka tarafa doğru yönlendiriyorlar. Orada polisler ilk önce kalp ritminize bakıyor ardından sigara kullanıp kullanmadığınızı soruyor. Eğer kullanıyorsanız, sigara paketinizi veriyorsunuz, onu kokluyorlar. O gün yağmur yağıyordu, benim sigaram yağmurda ıslanmıştı. “Bu sigara ıslandı mı?” diye sordular, bende evet dedim. “Başka bir koku aldım da ıslaklık kokusuymuş” şeklinde yanıt verildi. 

Daha önce GBT yapan ve mesleğimi bilen, ne iş yaptığımı bilen, nerede yaşadığımı bilen polisler de oradaydı. “Beni her gün burada GBT’ye tutuyorsunuz, benim evim burada her gün bu güzergahı kullanmak zorundayım. Her gün bu muameleye maruz kalıyorum. Gerçekten gerek var mı” diye sordum ancak cevap verilmedi. Sonrasında polislerle aramızda şu diyalog şöyle:

-“Bizim arama noktamız var burada biliyorsun değil mi?” 

-“Şurada insanları arıyorsunuz, bunu görüyorum zaten” 

-“Gel biz oraya gidelim”

Ardından beni o odaya götürdüler, önce odayı anlatayım, bir güvenlik kulübesi. Herkesin aşina olduğu ama daha yıkık dökük bir yer aslında. 

Duvarda yazılar yazıyor, tuhaf. Daha doğrusu karalamalar var, yazı bile denemez. Bilerek böyle izbe yapılmış. Masa gibi bir şey konulmuş kulübeye. Eşyalarını oraya bırakmanı istiyorlar her yerde kırıklar var, tahtalarla bir şeyler yapmaya çalışmışlar. Sandalye var, o da kırık. Bir sandalye, bir masa başka hiçbir şey yok. Camlar gazete kağıdıyla kapatılmış tabii ki.

Ben eşyalarımı çıkartıp oraya koydum. Basın kartımı gösterdim. Gazeteci olduğumu biliyorlardı ama bir de kanıt göstermek istedim. Kartı gösterince bana “Tamam gazeteciler uyuşturucu kullanmıyor mu?” dediler. Ben de “Ben kullanmadığımı beyan ediyorum, arkadaşlarınız beni defalarca kez aradı” dedim. “Olsun biz yine işimizi sağlama alalım” şeklinde yanıt verdiler. 

Ardından, çantama, cüzdanıma baktılar. Montumu çıkarmamı istediler, çıkardım. Tüm bunları yaparken, onlardan izinsiz başını bile kaşıyamıyorsun çünkü en ufak hareketinde gizli bir şey yaptığını düşünüyorlar.

Kemerimi açmamı istediler, ben de kemerim olmadığını söyledim. Bunun üzerine pantolonumun fermuarını açmamı istediler, açtım. Ardından pantolonumu aşağı indirmemi istediler. İtiraz edemiyorum çünkü daha önce orada insanları dövdüklerini de gördüm. Tek başına olunca bu tür şeylere direnmek çok daha zor oluyor ne yazık ki.

Pantolonumu ayak bileğime kadar indirdim. Tüm bacağım açıktı zaten. Ardından ayakkabılarımı çıkarttırdı, yere vurdu bir şeyler yaptı. Sonra çoraplarımı çıkarmamı istediler, çıkarttım. Tüm bunları çok yavaş yapmanı istiyorlar. Çünkü kaşla göz arasında bir şey yapacağını falan düşünüyor. Çok yavaş bir şekilde çoraplarımı çıkarıp salladım. 

Ardından tekrar pantolonumu çıkarmamı istediler, yine aşağıya kadar indirdim.

Bu sefer iç çamaşırımı sallamamı istedi, bende slip iç çamaşırı giydiğimi ve rahatça sallanacak bir şey olmadığını anlatmaya çalıştım. Utanmasalar iç çamaşırımı da çıkaracaklardı. Tüm bunların üzerine, iki elimi öne uzatıp squad yapmamı istedi. İki kez hareketi tekrarladım, bu esnada pantolonumu giymeme izin vermediler. Vücut aramasına devam ettiler. Gömleğimin içinden çıplak bedenime avuç içleriyle arama prosedürlerine tamamen aykırı olarak, dokunarak vücudumu aradılar.

Ardından “Tamam sende bir şey bulamadım üstünü giy” dedi. Üstümü giydim, “Biz sende bir şey bulamadık artık varsa da evde içersin” dediler. Bunun üzerine, “Ben bir şey kullanmıyorum. Kullanmadığımı beyan etmeye devam ediyorum ve sürekli buradan geçiyorum. Lütfen artık bu tavırlarınızdan vazgeçin ve her defasında beni aramayı bırakın. Çünkü neredeyse 5-6 defa buna benzer şeylere maruz kaldım” dedim. Onlar da, “Yok öyle olmaz. Biz seni bir kere aramazsak sen eve götürürsün her şeyini” diyerek beni itham etmeyi sürdürdüler. Israrla benden bir uyuşturucu bağımlısı gibi bahsettiler. 

Ayrıca, görece yoksul mahallelerde yaşayan Roman yurttaşların, polisler tarafından önyargılı ve aşağılayıcı ifadelerle hedef alındığına da (‘bundan çıkacak, eminim’ gibi sözler) tanıklık ettim.

Yani zaten o diziliş şekilleri, potansiyel suçlu olarak gördükleri herkese yaptıkları muamele çok aşağılık. Ben bir meslektaşımla birlikte oradan geçerken yine metrobüsten dışarı adımımı attığım gibi çekip aldılar. Arkadaşım “Bu muameleyi gerçekten her gün yaşıyor musun sen?” dedi.  “Evet” dedim, yaşıyorum. Bir defasında polislerle aramızda şöyle bir diyalog geçti. 

-“Arkadaşlar ben potansiyel suçluya mı benziyorum?”

-“Yok estağfurullah öyle demeyelim”

-“Tamam o zaman neden beni sürekli çeviriyorsunuz?” 

-“Kullanan arkadaşlar genelde senin gibi giyiniyorlar”

-“Ben öyle mi görünüyorum?”

-“Yok hayır onlar sana benziyor”

Ben bu çıplak arama sürecine kadar sürekli GBT yapılmasını çok umursamadım. Arayıp geçsinler modundaydım çünkü hem kendimi biliyorum hem de kendime çok güveniyorum. Ama o çıplak aramadan sonra artık anksiyete yaşamaya başladım. Oradan geçmek bile tetikleyici bir hal almaya başladı benim için. Evime yakın olmasına rağmen artık o güzergahı kullanmıyorum. Acelem varsa bile 3-4 kez aktarma yapmak zorunda kalıyorum. Hayatımı ve mesleğimi zorlaştırıyor. Ben arkadaşlarımla o güzergahtan geçemeyecek miyim? Bunu yaşamaya devam edecek miyim bilmiyorum açıkçası.

Bunun dışında, kendimi iyi hissetmiyorum. Önceden polis gördüğüm zaman bu kadar strese girmezdim. Artık başıma gelebilecek şeylerin sınırını ölçemiyorum. Sürekli senaryolar kuruyorum, daha fazla ne yapabilirler ki deyip onu tahlil etmeye çalışıyorum. Bu da çok yorucu bir hal aldı. Üzerine çok fazla düşünmemeye çalışıyorum çünkü düşündükçe çok daha fazla travmatize oluyorum. 

Orası büyük bir işkencehane. Sadece benim için değil bence birçok kişi için böyle. Bunun birden fazla kişiye yapıldığını, potansiyel suçlu gördükleri herkese yapıldığını biliyorum.

Bugün Kadıköy’de 10 kişiden, 10 erkekten beşi mullet saç kesimine sahiptir, küpelidir, baggy pantolon giyer ve polisin gözünde bu “uyuşturucu bağımlısı” imajını yaratmak için yeterli nedenler.

Normlara, o klasik erkeklik tanımına uymayan, öyle giyinmeyen herkesi kriminalize ediyorlar, kendi doğrularını dayatmaya çalışıyorlar. Ve tercihlerinizi de sorguluyorlar, niye böyle giyiniyorsun ki? Neden “normal” giyinmiyorsun? diye. Ben de sordum, “Sizin normaliniz nasıl?” Normalden kastım, kot pantolon giymişim, bir tişört giymişim. Normal değil mi? 

Yapılan uygulama, genel ahlak ile çok iç içe. Aile yılı demek biraz daha bu kapsamı genişletir ama mümkün. Bunun en baştaki temel nedeni güven operasyonu. Güven operasyonuyla, güven algısı yaratmaya çalışıyorlar.

Umarım bir an önce bununla ilgili bir şeyler yapılır ve ciddi önlemler alınır. Önlemden kastım da devletin alacağı önlemler değil. Duyarlı avukatların buraya dair bir şeyler yapmasını çok isterim.

Çıplak aramaya maruz bırakıldığını söyleyen bir diğer gazeteci yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Kalp ritmin düzene girerse gidebilirsin”

Olay, 14 Kasım 2025’te saat 13.10 civarında Söğütlüçeşme durağında, metrobüslerin manevra yaptığı alanın hemen yanında, U çizdikleri noktada sağ tarafta yaşandı. 

Kadıköy’e bir iş için gitmiştim. Gazeteciyim, yanımda sürekli ekipman taşıdığım ağır bir çantam var.

Metrobüsten indim, elimde Ekrem İmamoğlu’nun dört bin sayfalık iddianamesi o günlerde popülerdi, onu okuyordum. Metrobüs durağından çıkmaya çalışırken, bir polis yanıma geldi, yoldan seçmece usulü insan çeviriyorlardı. Önce kimlik kontrolü dediler, işimin kısa süreceğini düşündüm çünkü bir yandan da habere yetişmeye çalışıyordum. 

Kimliği okuttuktan sonra detaylı aramaya geçimemi söylediler. Şaşırdım çünkü hiç narkotik araması olduğunu düşünmemiştim rutin bir üst araması yapıp bırakacaklarını sanıyordum. 

Benden koku aldıklarını söylediler. Ancak o kokuyu benden almış olamaz, çünkü ben hayatımda uyuşturucu madde kullanmış ya da kullanılan ortamda bulunmuş bir insan değilim. 

Üstümü aramaya başladılar. Üzerimde bir şey olup olmadığını sordular, bende olmadığını ve gazeteci olduğumu habere yetişmem gerektiğini söyledim. Ardından hiç sormadan elleriyle üzerimi aradı, eğilip göğüs kafesimi dinledi. Kalp atışımı hızlı bulup, “Neden heyecanlısın?” diye sordular. Heyecanlı olmadığımı, aritmi problemim olduğunu ve bir yere yetişmeye çalıştığım için hızlı yürüdüğümü söyledim. Ayrıca ben kendimde ekstra hızlı bir kalp ritmi de hissetmiyordum.

Aramaya çantamla devam ettiler, tütün kesemi kontrol ediyorlar bir yandan da sürekli “Üzerinde bir şey var mı bak bulursam fena olur” deyip duruyorlar. 

Kalp ritmime ikna olmayıp birkaç dakika bekleyip tekrar dinlemek istediler. Kalp ritmim düzene girerse gidebileceğimi söylediler ancak öyle geçecek bir durum değil benimkisi. 

Birkaç dakika sonra tekrar baktı, yetmedi başka bir polis onayımı almadan bir anda eğilip ellerini ve kafasını göğsüme dayayarak dinledi. Bu birkaç defa tekrarlandı. 

Beni kulübe gibi bir odaya götürdüler. Camları kağıtlarla kapatılmıştı. Ortamdaki gerginliği azaltmak adına sorular sorarak muhabbet etmeye çalıştım. 

Bir yandan sohbet ederken, “Biz heyecanlanan herkesi arıyoruz, bir problem yok” dedi. En başta koku aldıklarını söylerken bir anda konunun kalp ritmime gelmesini epey garipsedim. Koku aldıklarını söylemelerinin bahane olduğunu düşünüyorum.

Odaya geçtiğimizde önce çantamı boşalttılar, içinde fotoğraf makinem ve termosum vardı. Termosun içinde ne olduğunu sordular bende sıcak su olduğunu belirttim. Açıp içini kontrol etti. Ardından çantamdaki poşet çayları gösterip ne olduğunu sordu, çay olduğunu söyledim. Rooibos çayı, elma çayı…

Çantamın derinliklerini araştırmaya başladı, ön gözde iki adet kondom buldu. Kondomu görünce, “Bunlar da güzeldir” gibi alakasız bir cümle kullandı. Bu yorum beni çok huzursuz etti, niyetini anlayamadım açıkçası. 

Çantanın detaylı aramasından sonra ceketimi ve yeleğimi aramaya başladı. Peçeteyi bile açıp kokladı.

Ardından ayağa kalkmamı istedi üzerimi çıkardım, ayakkabılarımın içine varana kadar baktılar. Normal prosedürde üst araması eldiven takıp elin dış kısmıyla yapılan bir işlem. Ancak Türkiye’de her konuda olduğu gibi burada da kural tanınmıyor. Avuç içiyle neredeyse vücudumun her noktasına temas ederek arama yaptı, sadece bununla kalmayıp, kasıklarıma temas ederek cinsel organımın olduğu bölgeyi avuçlayıp sıktı. Ne kadar rahatsız olduğumu anlatamam, yapılan şey resmen taciz. 

Ben artık daha öncesinde de bu tarz olaylar duyduğum için kafalarında belli fenotipteki insanları belirleyip ona göre seçtiklerini düşünüyorum. 

Gazeteciyim, yanımda sürekli işim gereği aksesuarlar taşıyorum ve sürekli haber takibine gidiyorum. Beyoğlu ve Kadıköy’deki polislerin çoğu bizim gibi eylem takip eden gazetecileri tanır. Bu yüzden bunun bir tür yıldırma politikası olduğundan şüpheleniyorum. Hatta arama esnasında bir polisin “Geçen gün de bir gazeteciyi çevirmiştik” dediğini duydum. 

Aniden “Tamam giyinebilirsin, gidebilirsin” dedi, üzerimi giydikten sonra çıkıp gittim. Tahmini 10 dakikası kamusal alanda çanta aramasıyla, 6 dakikası da kabinde detaylı üst aramasıyla toplam 16 dakikalık bir süreç yaşandı. Arama yapılan yerde herhangi bir kamera yoktu.

Olay yaşandıktan 1 hafta sonra tekrar o güzergahı kullanmam gerekti, tekrar çevirirlerse diye çok endişelendim. Olaydan sonra artık her zaman kullandığım güzergah artık güvensiz hissettiriyor. Tedirginliğim ve anksiyete halimin had safhada olduğunu hissedebiliyordum. Karakollarda çıplak aramaya maruz kalanları da okuyoruz haberlerde. Birebir yaşamak çok onur kırıcı bir durum.

Oradan tekrar geçtiğimde beni tekrar durdurmadılar ancak başka insanları çeviriyorlardı. Hatta benim çevrildiğim gün 60-65 yaşlarında bir beyefendiyi de çevirdiler, kendisinin “Günde kaç defa buradan geçiyorum her seferinde beni çeviriyorsunuz artık bıkmadınız mı?” diye polislere sitem ettiğini duydum. 

Av.Yağcı: “Üst araması çıplak aramayı kapsamaz; keyfilik ve kötüye kullanım iddiası var”

İki anlatıma ilişkin değerlendirmede bulunan Av. Burcu Yağcı, Söğütlüçeşme’de uzun süredir devam ettiği belirtilen uygulamaların hukuki niteliğinin “arama” kavramı üzerinden, normlar hiyerarşisi çerçevesinde ele alınması gerektiğini söylüyor. Yağcı’ya göre burada söz konusu olan, “suçun işlenmesi veya tehlikeyi önleme” amacıyla yapılan önleme araması kapsamındaki işlemler.

Avukat, önleme aramasının 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nun (PVSK) 9. maddesi ile Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği hükümlerinde düzenlendiğini hatırlatıyor. Buna göre önleme araması kural olarak hâkim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise mülki amirin yazılı emriyle yapılabiliyor. Karar/emirde aramanın sebebi, kapsamı, yeri ve süresi gibi unsurların açıkça belirtilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Yağcı, durdurma ve kontrol için “makul şüphe” aranması gerektiğini; somut emarelerle desteklenmeyen, süreklilik arz eden ve keyfilik doğuran uygulamaların hukuka aykırılık tartışması yaratacağını vurguluyor. Anlatımlarda geçen “aynı kişilerin ısrarlı biçimde tekrar tekrar aramaya tabi tutulması”nın, arama izinlerinin içerik ve sınırları bakımından ayrıca sorgulanması gerektiğini belirtiyor.

“Çıplak arama” ve “kalp ritmi kontrolü” uyarısı

Avukatın değerlendirmesinde en kritik başlıklardan biri, haber anlatımlarında tarif edilen uygulamaların çıplak arama niteliğine varması. Yağcı, PVSK 9 kapsamında yapılan önleme aramasının “üst ve eşya araması” ile sınırlı olduğunu, çıplak arama niteliğinde bir düzenlemenin PVSK 9’da yer almadığını ifade ediyor. Kendi tanımıyla çıplak arama; kişinin bedeninin, kimsenin göremeyeceği bir alanda, önce üst kısım giysilerin çıkarılması ve tekrar giydirilmesinden sonra alt kısma geçilerek aynı cinsiyetten görevli tarafından gözle aranması şeklinde bir tedbir.

Yağcı ayrıca, anlatımlarda geçen şekilde “kalp ritmine bakılması” amacıyla vücuda temas edilmesinin hekim tarafından yapılacak beden muayenesi/tıbbi müdahale kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini; kolluk eliyle, psikolojik baskı unsuru haline getirilecek biçimde kullanılmasının hukuka aykırılık doğurabileceğini söylüyor.

Anayasa ve AİHS: “Ölçülülük, onur ve işkence yasağı”

Avukat, Anayasa’nın 20. maddesinde arama için hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkili merciin yazılı emri şartının düzenlendiğini; Anayasa’nın 17. maddesinin de kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını güvence altına aldığını hatırlatıyor. Temel haklara müdahalenin ancak kanunla ve ölçülülük ilkesine uygun yapılabileceğini belirten Yağcı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. maddesindeki “işkence yasağı”na da işaret ediyor.

Yağcı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Frérot/Fransa (12.06.2007) kararını hatırlatarak; çıplak arama gibi tedbirlerin ancak “ciddi gerekçeler” ve “özel şartlar” altında, keyfiliğe kaçmadan uygulanabileceğine ilişkin yaklaşımı anımsatıyor. Keyfi ve aşağılayıcı uygulamaların, kişi onuru ve haysiyetini zedeleyerek AİHS 3 kapsamında ihlal tartışması doğurabileceğini söylüyor.

“Haksız arama” suçu ve tazminat yolu

Av. Burcu Yağcı’nın değerlendirmesine göre, hukuka aykırı aramalar ceza hukuku bakımından da sonuç doğurabilir. Avukat, TCK 120’de “haksız arama” suçunun düzenlendiğini; hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisi için hapis cezası öngörüldüğünü hatırlatıyor. Ayrıca ölçüsüz/aramanın amacıyla orantısız biçimde gerçekleştirilen uygulamaların, koşullarına göre tazminat sorumluluğunu da gündeme getirebileceğini belirtiyor.

“Meşru amaç” ile “keyfi uygulama” arasındaki çizgi

Her iki gazetecinin anlattıkları; “korku” ve “heyecan/kalp ritmi” gibi gerekçelerle durdurma-kimliksizleştirme, uzun süren ve mahremiyeti ihlal eden aramalar, onur kırıcı sözler ve fiziksel temas iddiaları etrafında birleşiyor. Avukat görüşü ise, önleme araması yetkisinin varlığının tek başına yeterli olmadığını; makul şüphe, ölçülülük, usul güvenceleri ve müdahalenin sınırları bakımından her somut olayda ayrıca denetlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Bu iddialar, Söğütlüçeşme’de süregelen uygulamaların yalnızca “rutin güvenlik kontrolü” olarak değil, belirli grupları hedef aldığı ileri sürülen bir baskı ve yıldırma pratiği olarak da tartışılmasına yol açıyor.

Yağcı: “Üst araması çıplak aramayı kapsamaz; keyfilik ve kötüye kullanım iddiası var”

İki anlatıma ilişkin değerlendirmede bulunan Av. Burcu Yağcı, Söğütlüçeşme’de uzun süredir devam ettiği belirtilen uygulamaların hukuki niteliğinin “arama” kavramı üzerinden, normlar hiyerarşisi çerçevesinde ele alınması gerektiğini söylüyor. Yağcı’ya göre burada söz konusu olan, “suçun işlenmesi veya tehlikeyi önleme” amacıyla yapılan önleme araması kapsamındaki işlemler.

Avukat Burcu Yağcı, önleme aramasının 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nun (PVSK) 9. maddesi ile Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği hükümlerinde düzenlendiğini hatırlatıyor. Buna göre önleme araması kural olarak hâkim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise mülki amirin yazılı emriyle yapılabiliyor. Karar/emirde aramanın sebebi, kapsamı, yeri ve süresi gibi unsurların açıkça belirtilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Yağcı, durdurma ve kontrol için “makul şüphe” aranması gerektiğini; somut emarelerle desteklenmeyen, süreklilik arz eden ve keyfilik doğuran uygulamaların hukuka aykırılık tartışması yaratacağını vurguluyor. Anlatımlarda geçen “aynı kişilerin ısrarlı biçimde tekrar tekrar aramaya tabi tutulması”nın, arama izinlerinin içerik ve sınırları bakımından ayrıca sorgulanması gerektiğini belirtiyor.

“Çıplak arama” ve “kalp ritmi kontrolü” uyarısı

Burcu Yağcı’nın değerlendirmesinde en kritik başlıklardan biri, haber anlatımlarında tarif edilen uygulamaların çıplak arama niteliğine varması. Yağcı, PVSK 9 kapsamında yapılan önleme aramasının “üst ve eşya araması” ile sınırlı olduğunu, çıplak arama niteliğinde bir düzenlemenin PVSK 9’da yer almadığını ifade ediyor. Kendi tanımıyla çıplak arama; kişinin bedeninin, kimsenin göremeyeceği bir alanda, önce üst kısım giysilerin çıkarılması ve tekrar giydirilmesinden sonra alt kısma geçilerek aynı cinsiyetten görevli tarafından gözle aranması şeklinde bir tedbir.

Yağcı ayrıca, anlatımlarda geçen şekilde “kalp ritmine bakılması” amacıyla vücuda temas edilmesinin hekim tarafından yapılacak beden muayenesi/tıbbi müdahale kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini; kolluk eliyle, psikolojik baskı unsuru haline getirilecek biçimde kullanılmasının hukuka aykırılık doğurabileceğini söylüyor.

Anayasa ve AİHS: “Ölçülülük, onur ve işkence yasağı”

Burcu Yağcı, Anayasa’nın 20. maddesinde arama için hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkili merciin yazılı emri şartının düzenlendiğini; Anayasa’nın 17. maddesinin de kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını güvence altına aldığını hatırlatıyor. Temel haklara müdahalenin ancak kanunla ve ölçülülük ilkesine uygun yapılabileceğini belirten Yağcı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. maddesindeki “işkence yasağı”na da işaret ediyor.

Yağcı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Frérot/Fransa (12.06.2007) kararını hatırlatarak; çıplak arama gibi tedbirlerin ancak “ciddi gerekçeler” ve “özel şartlar” altında, keyfiliğe kaçmadan uygulanabileceğine ilişkin yaklaşımı anımsatıyor. Keyfi ve aşağılayıcı uygulamaların, kişi onuru ve haysiyetini zedeleyerek AİHS 3 kapsamında ihlal tartışması doğurabileceğini söylüyor.

“Haksız arama” suçu ve tazminat yolu

Av. Burcu Yağcı’nın değerlendirmesine göre, hukuka aykırı aramalar ceza hukuku bakımından da sonuç doğurabilir. Yağcı, TCK 120’de “haksız arama” suçunun düzenlendiğini; hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisi için hapis cezası öngörüldüğünü hatırlatıyor. Ayrıca ölçüsüz/aramanın amacıyla orantısız biçimde gerçekleştirilen uygulamaların, koşullarına göre tazminat sorumluluğunu da gündeme getirebileceğini belirtiyor.

“Meşru amaç” ile “keyfi uygulama” arasındaki çizgi

Her iki kişinin anlattıkları; “koku” ve “heyecan/kalp ritmi” gibi gerekçelerle durdurma-karaktersizleştirme, uzun süren ve mahremiyeti ihlal eden aramalar, onur kırıcı sözler ve fiziksel temas iddiaları etrafında birleşiyor. Av. Burcu Yağcı’nın görüşü ise, önleme araması yetkisinin varlığının tek başına yeterli olmadığını; makul şüphe, ölçülülük, usul güvenceleri ve müdahalenin sınırları bakımından her somut olayda ayrıca denetlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Bu iddialar, Söğütlüçeşme’de süregelen uygulamaların yalnızca “rutin güvenlik kontrolü” olarak değil, belirli grupları hedef aldığı ileri sürülen bir baskı ve yıldırma pratiği olarak da tartışılmasına yol açıyor.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin