11 Ocak 2026, Pazar

Niyet Beyanı:

Bu uzun bir yazı; bazı haber sitelerinde yayımlanan yazıların okunması için gereken dakika süresini hesaplamak aklımın ucundan geçmedi değil. Yazı uzun çünkü konu uzun… Neredeyse Adem’le Havva’ya kadar uzanan bir mesele bu. Lakin şunu baştan belirtmekte fayda var: Bu bir linç metni değil, bir teşhis denemesidir. Amaç, kimsenin yaşını, ününü ya da geçmişteki başarılarını silmek değil; tam tersine, o başarılarla bugünkü dil arasındaki uçurumu görünür kılmak. Mesele bir komedyeni “iptal etmek” değil, mizah adına normalleştirilen ve sahnelere taşınan düşmanlığı sorgulamak. Kadınların bedeni, yaşı, karakteri, yalnızlığı üzerinden kurulan esprilerin artık komik olmadığını; aksine bir tükenmişliğin ve yüzleşememe hâlinin işareti olduğunu söylemek. Alınmak isteyen alınabilir. Asıl hedef, susarak geçiştirdiğimiz şeylerin neden bu kadar sıradanlaştığını birlikte düşünmek.

Asıl gülünecek olan…

90’ların tanınmış komedyeninin son gösterisi, kadınlar hakkında yıllardır dolaşımda olan ucuz esprilerin bir kolajı adeta. Bir zamanlar gündelik hayatın ikiyüzlülüklerini, erkekliğin çarpıklığını ve sınıfsal kibri zekâsıyla deşen bir isim; bugün en güvenli limana sığınmış durumda: kadının bedeni, yaşı, “halleri”. Risk yok, yenilik yok, sürpriz yok. Sadece “kolay” hedefler var. Asıl gülünecek olan bu sandık esprileri değil; bu kadar yıl sonra hâlâ buraya saplanıp kalmış olması.

38 yaşındaki kadınlar için “ölmek üzere” diyebilen bir zihnin asıl trajedisi, kendi çöküşünü fark edememesidir. Zamanın yalnızca bedende değil, zihinde ve üretimde de iz bıraktığını kavrayamayan bir mizah anlayışıyla karşı karşıyayız. Kadınları çürümeyle tarif ederken, kendi esprisinin kokusunu alamıyor. Bu ülkede kadınların yaşı ve bedeni üzerinden kurulan her cümlenin nasıl bir hafızaya, nasıl bir yaraya dokunduğunu bilmemek mümkün mü? Dolayısıyla burada bir gaf yok, bir hesap var. Tepki çekeceğini bile bile söylenen sözler bunlar. Eski şaşaasını, eski görünürlüğünü, eski “olay olma” hâlini yeniden yakalama çabası… Konuşulmak uğruna söylenen her cümle komedi değildir; çoğu zaman bir panik belirtisidir.

Birkaç ay önce “çük silahıyla vurulmak” başlığıyla yazdığım yazıda tam da bunu tarif ediyordum: Fiziksel olmayan ama zihinde iz bırakan, dili silaha çeviren bir erkeklik hâli. Şaka kılığında, mizah bahanesiyle yapılan bir saldırı. Sahnedeki dilin bundan farkı yok. Kadınları hedef alan bu cümleler masum espriler değil; güç gösterileridir. Çünkü silah bazen mikrofondur, bazen alkış, bazen de “gül geç” denilen o cümleler…

Bu bir hassasiyet meselesi değil! Kimsenin bir mizahçıdan politik doğruculuk beklediği yok. Mizah yukarı doğru vurur; gücü hedef alır, kendini de masaya yatırabilir. Kadınları “bitmiş”, “yaşlanmış”, “çürümüş” metaforlarıyla sahneye sürmek, yaratıcılığın tükendiğinin ilanıdır. Zaman denilen olgu kadınları değil, bu zihniyeti çoktan eskitti. Ama bunu görebilmek için kişinin kendi güvenli alanının dışına çıkması gerekir.

Neden bir zamanların “güzel insanları”, yaşlandıkça yeni malzemeler üretmek yerine tribünlere oynayarak, saldırgan bir üslupla dikkat çekmeyi seçer? Çünkü konuşulmak istemenin dayanılmaz bir ucuzluğu vardır. Çünkü tepki almak, sessizlikten daha az korkutucudur. Ama bu düşüşü durdurmaz; sadece daha görünür kılar. Zekâ ile akıl arasındaki fark tam da burada ortaya çıkar. Zekâ hızlıdır; laf çevirir, alkış toplar. Akıl ise durur, bakar ve sorumluluk alır. Çok zeki olabilirsin; ama akıllı değilsen bu zekâ yalnızca kendini kandırmaya yarar.

“38 lan, ölmek üzere” cümlesinin altında bastırılmış bir incinmişlik ve öfke olduğunu görmemek mümkün değil. Boşandığı kadınları yalnızca “nafaka” başlığına indirgemek; emeği, hayatı ve ilişkileri muhasebe kalemine sıkıştıran bir zihniyetin ürünü… Kadınlar bu anlatıda ya “yük”, ya “masraf”, ya da “hesap kesen” figürler. Böyle bir yerden ne sahici ilişki çıkar ne de mizah! Geriye yalnızca empati yoksunluğu ve çıplak bir kibir kalır.

Bütün kadınlar yanılıyor olamaz

Sahnedeki bu erkek figürünün yalnızlığını bir madalya gibi taşıması da manidar. Sanki bedeli ödenmiş bir erdemmiş gibi… Oysa çoğu zaman bu yalnızlık bir tercih değil, bir sonuçtur. Kurulamamış ilişkilerin, ertelenmiş yüzleşmelerin bedeli. “Kadınlar zor” genellemesi, kişisel başarısızlığın kolay bir örtüsüdür. Ama basit bir gerçek var: Bütün kadınlar yanılıyor olamaz. Eğer kimseyle olmuyorsa, sorun artık “her kadın” değildir.

Üstelik şiddet uyguladığı delillerle kanıtlanmış ve bu sebeple tutuklanmış bir failin yanında durmayı tercih etmek ise bu hikâyenin başka bir yüzü… Burada “arkadaşlık” ya da “vefa” söylemleri geçersizdir. Şiddetin sabit olduğu bir dosyada tarafsızlık yoktur; sadece taraf olmak vardır. Mizah sahnesinde kadınları aşağılayan bir dil ile gerçek hayatta şiddet uygulayan bir erkeğin arkasında durmak arasındaki çizgi görünmezdir.

Ezcümle; kadınları yaşıyla, bedeniyle ve yalnızlığıyla tanımlayan bir aklın üretebildiği tek şey gürültüdür; mizah değil. Alkış biter, gürültü diner ve geriye yalnızca çöküş kalır. O noktada suçlanacak “kadınlar” da kalmaz. Işığı sönmüş bir yıldız kayarken susması için bir dilek tuttuğumu söylemiştim. Ama hepimiz biliyoruz ki bu zihniyetler susmaz. Yine de her gürültü karşılık bulmaz. Bazen en güçlü cevap, bu gürültüye kulaklarını tıkayacak kadar bilinçli olmaktır.

Görsel Betimleme: Görselin merkezinde, bir kürsünün arkasında duran ve önünde çok sayıda mikrofon bulunan, takım elbiseli bir erkek figürü yer alıyor. Ancak bu figürün yüzü, klasik bir politikacıdan ziyade bir palyaçoyu andırıyor. Mikrofonlar figürün çevresinde simetrik bir şekilde dizilerek tüm dikkati onun üzerine ve yüzündeki ifadeye çekiyor. Görsel, ekspresyonist (dışavurumcu) bir fırça tekniğiyle hazırlanmış. Keskin çizgiler yerine, daha serbest ve ham fırça darbeleri tercih edilmiş. Bu da esere dinamik ama bir o kadar da tekinsiz bir hava katıyor. Karakterin yüzü beyaz bir makyajla kaplı. Gözlerinin altında hüzünlü bir ifade, yanağında küçük kırmızı bir kalp detayı ve ağız kısmında abartılı, aşağı doğru sarkan üzgün bir ağız maskesi/boyası var. Görselde oldukça sınırlı ve sembolik bir renk paleti kullanılmış. Arka plandaki geniş fırça darbelerinde kullanılan bu renkler, kaotik bir gökyüzü veya geçici bir dekor hissi uyandırıyor. Takım elbisede ve gölgelerde kullanılarak otoriteyi ve ciddiyeti temsil ediyor. Mikrofon başlıklarında ve kürsü detaylarında kullanılmış; dikkat çekiciliği, belki de tehlikeyi veya dramı simgeliyor. İllüstrasyon kuvvetli bir ironi barındırıyor. Ciddi bir kürsüde, resmi bir kıyafetle duran kişinin palyaço makyajı taşıması; bir performans sanatı, trajedi veya bir “oyun” olduğuna dair güçlü bir alt metin sunuyor. İzleyicide melankolik, huzursuz edici ve düşündürücü bir his bırakıyor.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin