6 Temmuz 2025, Pazar

“Sanki çük silahıyla vurulmuşsun gibi hissediyorsun. Tam bağımsız bir kadın olarak bir tartışmada düşüncelerini ifade ediyorsun — bam! Çük tabancası… Vuruldun…”
— Iliza Shlesinger, *Confirmed Kills* (2016)

İlk kez bu deyimi bayıldığım komedyen Iliza Shlesinger’dan duymuştum; “Çük silahıyla vurulmak…” Aslında deyim kendisini çok net anlatıyor; yine de kavramı daha anlaşılır hale getirerek yazıma devam edeyim: “Çük silahıyla vurulmak” ifadesi erkekliğin, eril gücün ya da patriyarkanın bir tür saldırı aracı olarak kullanılmasını ifade ediyor. Bu kavram en öz haliyle, cinsellik ve beden yoluyla bir kadını aşağılamak, cezalandırmak ya da üstünde iktidar kurmaya çalışmak anlamına geliyor.  Bu, çükü olan herkesin düşman olduğu anlamına gelmiyor; mesele biyoloji değil, o biyolojiye yüklenen imtiyaz — mesele cinsiyet değil, eşitsizlik.”

Günümüz erkeğinin silah ruhsatına ihtiyacı yok, çünkü zaten doğuştan ruhsatlılar… Kemerlerinin aşağısında, devlet destekli, din onaylı, toplum alkışlı bir silah taşıyorlar. Burada bahsettiğim biyolojik bir uzuv değil elbette; bu, toplumsal onayla keskinleştirilmiş, sistematik şiddetle parlatılmış, susturulmuş çığlıklarla beslenmiş soyut bir silah… 

Abartmadan söylüyorum; ‘bütün kadınlar’ bu silahla vurulmanın ne demek olduğunu bilir. Çünkü en başta sosyal medyada, evde, sokakta, otobüste, iş yerinde, hatta yatak odasında bile bu silahın hedefiyiz.

Mesela;
“Ne giydiğine biraz daha dikkat etsen” diyen o nazik(!) uyarı, aslında bir nişandır.
“Sen de alkol almışsın” gez göz arpacık kullanılarak hedef gözetmektir.
“Gece o saatte orada ne işin vardı?” sorusu, tetiğin düşmesidir.
“Sen de gönüllüymüşsün ama…” diyen yargı sistemi ise kullanılan mermidir.

Dolayısıyla çük silahıyla vurulmak, kadının bedenini değil ruhunu delik deşik eder. Ne kadar sağlam durursan dur, bir gün hiç beklemediğin bir anda o mermi sende kapanması mümkün olmayan, fena bir yara açar ve erkeklik kazanır. Örneğin, bazı entelektüel tartışmalar, kitaplarla başlar ama ‘çük’ün zaferiyle biter. Kadın konuşur, anlatır, eleştiriler öneriler getirir, argümanlar sunar. Adam dinler… ama bir yere kadar. Sonra birden bakışları cümlelerin arasından sarkar, göğüs hizasında takılır. Sonra o meşhur replik gelir: “Memeler de güzelmiş bu arada.”

Çünkü bu adamın kadının sadece düşüncesiyle değil, görüntüsüyle, duruşuyla, varlığıyla bir derdi vardır. Kendi zayıflığını, kadının bedenini vurarak saklamaya çalışır. O andan itibaren tartışma bitmiştir. Bu artık fikirlerin savaşı değil, fallusun gövde gösterisidir. Senin aklın, birikimin, okudukların, cümlelerin, tutkun—hepsi bir anda aşağı çekilir. Karşındaki, senin bir kadın olduğunu, bir cinsiyet taşıdığını sana hatırlatır. Argümanlarına cevap veremediği anda, seni yeniden “et” yapar. 

Çünkü erkeklik, bazen bilgisizlikten doğar ve bilgisiz erkekliğin tek savunması, cinselliktir.

Hele erkeği kızdıracak bir cümle kurduysanız, bu defa “Zaten o kısa boylu, çarpık bacaklı kadın yazar” diye cümleye başlar (geçmişte yaşandı, hatırlayın!). Burada aslında çarpık olan bacaklar değil, kendi zihnidir. Kadını, boyundan, bacağından, memesinden vurduğunu sanır ama aslında kendisini, asıl gerçekliğini ortaya çıkarır. Kadının fikrine/eleştirisine karşı söyleyecek tek bir mantıklı cümlesi olmadığından “çük silahını” devreye sokar; bedeninle seni küçültmeye, cinselliğinle değersizleştirmeye çalışır. 

Sosyal medya dediğin de bir bakıma modern çağın en büyük penis uzatma alanı… bir tür mastürbasyon ortamı… Klavyenin başındaki o falluslar, aslında sana yazı yazmıyordur — sana erekte oluyordur. Her “mention” bir sürtünme, her “dm” bir boşalma niyetidir aslında. Ve her kadın, potansiyel bir ‘yollu’dur, çünkü fikrini ifade etme cüretini göstermiştir. Mesela bir paylaşım yaparsın; bir kitap/film önerisi, bir siyasi yorum ya da feminist bir eleştiri… Gelen yorumlar:
– “Sana kitap değil, başka şey lazım…”
– “Çok biliyorsan neden evlenemedin?”
– “Bize akıl mı satıyorsun, sen önce memelerini kapat.”
– “Git makyaj yap.”

Tanıdık geliyor mu? Buna hayır cevabı verecek tek bir kadın arkadaşım yoktur, emin olun!

En iyisi kendimden örnek vereyim; sosyal medyada (akademisyenlerin, gazetecilerin de olduğu bir grupta) “düzeyli” bir tartışmada olduğumu sanırken, toplum tarafından “entel yazar” olarak kabul gören ama kadın düşmanı olduğu aşikar (S.N.) tarafından çüküyle vuruldum ve üstüm başım erillik içinde kaldı. Konuştuğumuz konuyla hiçbir ilgisi olmamasına rağmen, birden “eskiden çok güzelmişsin ama yıllar sana hor davranmış” gibi kendimi kötü hissettireceğini sandığı bir cümle söyledi. (Kendisinin nasıl göründüğünden bahsetmeyeceğim bile…) Belki eril zihniyetin farkında olmayan biri bu paslanmış mermiden etkilenebilirdi; neyse ki karşısında uzun yıllardan sonra kendisini sevmeyi öğrenmiş bir kadın olduğu için, olay çükün zaferiyle sonuçlanmadı. Sonradan müritleri beni cinselliğimden vurmaya da kalktılar; gecenin “o” saatinde tartışmaya katıldığım için “arandığımı” bile söylediler. Çünkü kadının aklıyla baş edebilecekleri eşit bir güçleri, ona verecek bir karşılıkları yok. Dolayısıyla kullanabildikleri en uygun ve kolay silahı ateşlemelerinin de sebebi bu!

Ezcümle, kadınların sosyal medyada sadece var olmaları bile bu tipleri provoke eder. Kadının görüntüsüne dahi tahammül edemezler; çünkü o görüntünün ardında hükmedemeyecekleri, tahakküm altına alamayacakları bir beyin vardır; sizin karşınızda ise bir “klavye fallusu…” Küfürler, aşağılamalar, tehditler, nefretle saçılan tükürükler…
Çünkü başka bir dili, silahı yoktur bu erilliğin… 

Cümle kuramaz ama hakaretle ateş eder.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin