Fotoğraf: Şam’da bir grup erkeğin astığı ‘yasal başörtüsü koşulları’ afişi. Kaynak.

Esad rejiminin devrilmesi ardından bir yıl geçti. 

Yerine, geçmişi radikal eğilimli yeni bir yönetim geldi. Bu süreçte tüm dikkat, toplumun en kırılgan kesimlerine, özellikle de yıllarca ‘rejimin dayanağı’ olarak gösterilen Alevi topluluğuna yoğunlaştı. Aleviler, bu süreç boyunca saldırılara ve ihlallere maruz kaldı. Mart ayında yaşadıkları korkunç katliamlar ise bu ihlallerin en vahşi biçimiydi. Bütün bu atmosfer, günlük hayatın en küçük detaylarına kadar sızan bir panik, korku ve tedirginlik duygusu yarattı. Ve bu yükü en çok taşıyanlar yine kadınlar oldu. Korku bir anda ortaya çıkmıyor, hayatın küçücük ayrıntılarına yavaşça sızarak yerleşiyor. 

Sıkışan ekonomi ve daralan yaşam alanı: 

Altı yıldır bir giyim mağazasında çalışan ‘Hena’ (mahlas), yaklaşık 90 dolara denk gelen aylık bir milyon Suriye lirası alıyor. Oysa ailesinin normal bir yaşam sürdürebilmesi için en 450 dolara denk gelen az beş milyon liraya ihtiyacı olduğunu söylüyor. Satışların neredeyse tamamen durduğunu, müşterilerin bir dolar için bile pazarlık yaptıklarını aktarıyor. 

Güvenlik kaygısı diğer insanlara kıyasla daha az görünse de, bu durum risklerin ortada olmamasından değil, evinin işyerinin yanında olmasından kaynaklanıyor ona göre. Buna rağmen hayatının ev ve mağaza olarak iki nokta arasında sıkıştığını söylüyor. 

Hena “Lazkiye geceleriyle bilinen bir şehirdi. İnsanlar özellikle yaz akşamlarında gece geç saatlere kadar dışarıda takılır, kafelerde ve lokantalarda buluşup sohbet ederlerdi, şimdi ise hava kararınca çoğu kişi dışarı çıkmaktan çekiniyor” diyor. 

Giyim özgürlüğü konusunda ise, özgür olarak tarif ettiği giyim tarzında köklü değişiklikler yapma gereği duymasa da, tedbir amaçlı fazla açık kıyafetlerini gardırobundan eledi. 

Özgürlüğün bir test alanı olarak plaj

Ailesi ile birlikte her yazı Bessit adlı sahil şeridinde, kiralık Bungalovlarda geçirmeye alışık ‘Sema’ (mahlas), rejim düştükten sonra o bölgeye radikal tugayların yerleştiğine dair haberler yayıldığını söyledi. Bundan endişe duyan ailesi bu yaz daha güvenli özel bir tatil tesisine geçmiş. Sema, tesise gidiş yolundaki hissettiği değişimi anlatıyor: ‘’Artık tesise giderken şort giymiyorum, uzun kollu kıyafet giyip başıma şal sarıyorum. Tesisin içine girince normale dönüyorum çünkü çitleri olan özel bir yer olarak orası daha korunaklı’’ 

Sema’ya göre, tesisteki ailelerin dışarıdaki hareketliliği daha temkinli olmuş. Bölgedeki çarşı bir zamanlar sabaha kadar tıklım tıklım olurdu şimdi ise neredeyse boş. Tesis dışındaki marketlere tek başına gitmeye alışmış çocukları yalnız yollamak artık bir cesaret işi. 

Sema ayrıca, tesise çok muhafazakar bir ailenin geldiği bir günü anlatıyor, “Tesisteki kadınlar normalde bikinili ve mayolu yüzmeye alışık, ama o aile gelince çoğu kadın denize girmedi. Bunu yasaklayan resmi bir yasa yok ama yine de aileden kabul görmeme ya da müdahale ederler korkusuyla suya girmekten çekindik.” 

Tüm bunlar, Suriye’de yeni yönetimin çıkardığı sahil ve havuz kuralları ile çakışıyor. Bu düzenlemelere göre belli şartlarda sahilde kadınlar daha kapalı kıyafetler giyecek, erkekler sudan çıkınca tişört giyecekler. Bu düzenlemeler birçok kadın için yalnıza denizin değil, tüm kamusal alanın yeniden şekillendiğinin işareti. 

“Bazı sınıflarda öğrenci sayısı yetmişi geçti”

Lazkiye’nin bir lisesinde felsefe öğretmeni olan Zeynep, eski rejim dönemindeki düzensizliğin azaldığını, kuralların artık daha ciddi uygulandığını söylüyor. Ancak “fazla istihdam” gerekçesiyle çok sayıda memur işten çıkarıldı, bu nedenle farklı şehirlerden bölgeye toplu göç dalgası yaşandı. Zeynep, “Bazı sınıflarda öğrenci sayısı yetmişi geçti” diyor. 

Maaşındaki yüzde 200’lük artışa rağmen ekonomik çöküş ve yılların biriktirdiği borçlar yüzünden bunun yeterli olmadığını belirtiyor, “Önce geçmiş yılların açığını kapatmamız gerekiyor ki sıfırdan başladığımızı söyleyebilelim.”

Fotoğraf: Lazkiye, Suriye, AFP

Evle sokak arasında: Kadınların yeni hesapları

Ev hanımı ‘Duha’, bu süreçte birebir hiçbir ihlale ya da müdahaleye maruz kalmadı. Ama başkalarının başlarına gelenler telaşlanması için yeterliydi: “Eskiden aile cüzdanımı çantama koymak aklımın ucundan geçmezdi. Şimdi ise ne zaman eşimle çıksam onu mutlaka taşıyorum, biri durdurur ve akrabalık bağımızın kanıtını sorgular korkusuyla.”

Bu endişeyi, çeşitli bölgelerden gelen haberlere bağlıyor. Erkeklerin eşlik ettiği kadınların yolda durdurup akrabalık dereceleri sorgulandığı, bazen fiziksel saldırıya varan vakaların haberlerinden bahsediyor. 

Duha artık şehir merkezindeki büyük çarşıya gitmez oldu, evin tüm ihtiyaçlarını eşi alıyor. O ise her gün çocuklarını eliyle okula bırakıp okuldan alıyor. Eskiden diğer mahalle çocukları gibi onunki de tek başlarına ve yürüyerek giderlerdi okullarına, ama artık kaygılı veliler buna müsaade etmiyor, ‘Bugün okul kapısındaki veli sayısı öğrencileri geçiyor’. 

Ara sıra bunları tetikleyen olaylar oluyor. Kısa süre önce 13 yaşındaki Muhammed Kays Haydar adlı çocuk, okulun önünden kaçırıldı. Gündüz vakti ve mahallelilerin gözlerinin önünde silahlı maskeli adamlar tarafından kaçırıldı. Zeynep, “Bu olaydan sonra kızımı evin altındaki bakkala bile tek başına gönderemiyorum” diyor. 

Katliamlar ve kaçırmalar…

Görüştüğümüz kadınların tamamı, Mart ayındaki Alevilere karşı katliamların korku atmosferini katlayan en büyük kırılma olduğunu söylüyor. Bu katliamları, yeni yönetime bağlı unsurlar ve onları destekleyen sivil milisler gerçekleştirdi. Bu saldırılar, ‘Esad rejimi kalıntılarının’ saldırılarına tepki olarak açıklansa da, katliamların sivillere, çocuklara, kadınlara ve hatta Esad’a karşı muhalefet yapan isimlere bile yapıldığı kanıtlandı. 

Hak örgütleri en az 1800 sivilin öldürüldüğünü belgeledi. Yeni yönetim failleri yargılayacağını söyledi ama mağdurların yakınları henüz somut hiçbir sonuç almadılar. 

Kaçırma vakaları ve özellikle Alevi kadınlara yönelik mezhepçi kaçırmalar korkunun sürekli yeniden alevlenmesine neden oluyor. Kadınlara göre, yönetimin bu konudaki yaklaşımı çekimser ve pasifti. Kaçırma olaylarını belgeleyen çok sayıda ulusal ve uluslararası raporlar çıkmasına rağmen, yönetim başta görmezden gelme, sonrasında ise inkar politikasını izledi. En son İçişleri Bakanlığı çıkardığı ilgili raporda kaçırılan kadınları ‘yalancı’ ya da ‘sevgilisi ile kaçmış’ damgalarla yaftalayarak bu denli hassas durumu sulandırmaya ve basitleştirmeye çalıştı. 

Bir kahve masasında on kadın: Korkuyla cesaret arasında

Lazkiye’de bulunduğum sırada kentin bir mahallesinde kadınların kahve buluşmasına katıldım. Masada memleketin meseleleri kahve kadar sıcaktı. 

Kadınlardan biri, “Şehir merkezindeki çarşıya en son eski rejim düşmeden önce gitmiştim, şimdi ise asla gitmem, hayatımız ortada ve bizi koruyan yok” diyor. 

Yanındaki komşu ise farklı düşünüyor, “Ben gitmeyi hiç aksatmadım, hayat dışarıda normal devam ediyor, sosyal medyadaki haberler gerçeğin çok üzerinde” diyor. 

Sohbet devam ederken fark ettim ki masadaki tüm kadınlar bu iki duygunun arasında gidip geliyor; sokağa çıkma korkusunu yenmek için sokağa çıkmak ya da olası bir riske karşı evde kalmak. 

Giyim özgürlüğü ve ekrandan sızan tehditler 

Zaman zaman Şam ve Humus gibi farklı şehirlerde, siyah burka içindeki kadın figürleriyle ‘mütevazi ve helal’ giyim koşullarını açıklayan afişler asıldı. Benzeri Lazkiye’de çok rastlanmasa da, sosyal medyada dolaşmaları bile tedirginlik yaratıyor. 

Buluşmadaki kadınlardan biri: ‘yeni yönetimin kadın haklarını koruyacağına asla inanmıyorum, geçmişleri ortada, onlara hiç güvenmiyorum’ diyor. 

Başka bir kadın ise temkinli bir iyimserlikle yaklaşıyor, “Onlara karşı uluslararası baskılar var, bu yönetim radikal bir çizgiye dönemez, yoksa kaybederler ve tekrar terör listesine girerler, bir kere Suriye bu yönetim biçimini kaldıracak bir yapıda değil, onlar da bunun farkında” diyor. 

Hemfikir olmasalar da kadınların ortaklaştığı bir nokta var: bu yönetime koşulsuz güvenilmez. 

Bölünmeyi kaldırmayan bir sahil kimliği

Kadınlara, sahili bölme fikrini sorduğumda yanıtlar şunun etrafında döndü, “Sorun sahilin kendisinde değil ki bölünesin, sorun yeni yönetimin yaklaşımında, dolayısıyla çözümü de orada aramak lazım, çözüm toprağı ya da toplumu bölmekte değil, yönetimin yaklaşımını değiştirmesinde, değiştirmezse o zaman yönetimi değiştirelim.”

Kadınlardan biri şöyle anlatıyor, “Sahil tek renk değil ki, Aleviler, Sünniler, Hıristiyanlar, Mürşidiler vs, yüzyıllardır yan yana yaşadık, aramızdaki komşuluk, dostluk, ticaret ve hatta evlilik ilişkilerimiz birbirimize bağlıyor. Bu bir kere bölünmeye müsait bir durum değil.”

Diğer bir kadın ise komşusunu göstererek, “Bak bu arkadaş Sünni mesela, Alevi biriyle evlenip yıllardır bu mahallede yaşıyor, bölüp ne yapacak yatak odasında duvar mı örecek” deyip gülüyor. Aynı komşusu şöyle yanıtlıyor, “Bölerseniz sabah kahvesine nasıl geleceğim size! Bari bana Alevi pasaportu çıkarın” diyerek gülmeye devam ediyorlar.

Taleplerin başında: büyük harflerle GÜVENLİK 

Yaşanan tüm farklılıklara, görüş ayrılıklarına ve korku düzeylerine rağmen, Lazkiyeli kadınların ortak talebi çok sade, güvenli ve onurlu bir yaşam. Çocuklarının okula korkmadan gidebilecekleri, denizin yeniden deniz, sokağın yeniden sokak ve hayatın yeniden hayat olduğu bir yaşam istiyorlar. Diğer meseleleri siyasi masalarda tartışırız diyorlar. 

Rejim değişikliğin bir yılı geride kaldı, Bu bir yıl kadınlar için büyük bir sorunun başlangıcı: gerçekten yönetim mi değişti? Yoksa sadece korku mu biçim değiştirdi? 

نساء اللاذقية بعد عام على التغيير: حياة في ظل الخوف وأمل مشروط بالأمان

منذ سقوط نظام الأسد قبل عام، وحلول سلطة جديدة ذات ماض متطرف مكانه، اتجهت الأنظار نحو الفئات الأكثر هشاشة في المجتمع، وعلى رأسها الطائفة العلوية. فبعد تصويرها لعقود ك”حاضنة للنظام”، وجد أبناؤها أنفسهم منذ المراحل الأولى بعد السقوط عرضة لاعتداءات وانتهاكات متكررة، وصلت ذروتها في مجازر آذار المروّعة. ولّد هذا المناخ حالة من الهلع والخوف والقلق انعكست بعمق على تفاصيل الحياة اليومية، وكانت النساء أكثر من دفع الثمن. 

أجرينا في هذا الإطار مقابلات مباشرة مع نساء من اللاذقية، من خلفيات اجتماعية وتعليمية مختلفة، وحاولنا في هذه المادة قراءة المشهد من الزاوية التي طالما عبّرت عن التغيير بأدقّ أشكاله: زاوية النساء

رصدنا أجوبة طويلة ومتداخلة، مثل الخوف نفسه، خوف لا يظهر دفعة واحدة بل يتسرب إلى تفاصيل صغيرة جدا. 

اقتصاد خانق وحياة تنكمش داخل دائرة صغيرة: 

تعمل “هناء” (اسم مستعار) بائعة في متجر ألبسة منذ ستة أعوام، وتتقاضى حوالي مليون ليرة شهريا، في حين تحتاج أسرتها ما لا يقل عن خمسة ملايين ليرة لتعيش حياة عادية حسب وصفها. تصف حركة الشراء بأنها شبه متوقفة، والزبائن يفاوضون على تخفيضات قيمتها دولار واحد. 

خوفها الأمني أقل حدّة مقارنة بالآخرين، ليس لانتفاء الأخطار، بل لأن منزلها مجاور لمكان عملها. ومع ذلك، تقلّصت حياتها بين نقطتين فقط: البيت والمتجر. تقول هناء: “اللاذقية مدينة تعيش ليلها، اعتاد أهلها الخروج للتنزه والجلوس في المقاهي والمطاعم والتسامر حتى ساعات متأخرة، وخصوصا في ليالي الصيف، أما اليوم فالكثيرون يخشون الخروج بعد المغيب” 

أما عن حرية اللباس، فتؤكد أنها لم تضطر لتغيير جذري في نمط لباسها المتحرر، لكنها استبعدت القطع المكشوفة خلال الصيف الماضي بدافع الاحتياط. 

البحر كساحة لاختبار الحرية

اعتادت “سما” (اسم مستعار) قضاء أشهر الصيف مع عائلتها في شاليهات منطقة البسيط السياحية، بعد سقوط النظام انتشرت أخبار عن وجود الكثير من الفصائل العسكرية في مناطق مختلفة في البسيط، ما دفع العائلة هذا الصيف للانتقال إلى منتجع خاص “أكثر أمانا نسبيا” مقارنة بالشواطئ العامة. 

تقول سما أن تفاصيل كثيرة تغيرت في الطريق إلى الشاطئ، وتضيف: “لم أعد أرتدي الشورت في الطريق إلى المنتجع، صرت أخرج بملابس طويلة وأضع شالا، داخل المنتجع فقط كنا نشعر ببعض الحرية لأنه ملكية خاصة على شكل مجموعة شاليهات موجودة ضمن حرم مسوّر” 

وتضيف أن تحركات العائلات خارج أسوار المنتجع باتت أكثر حذرا مقارنة بالماضي، وتراجع الإقبال بشكل كبير على الأسواق والمساحات المفتوحة ليلا.

تقول سما: “السوق الذي كان يعجّ بمرتاديه مساءً صار شبه فارغ، كنا نرسل الأولاد لشراء الحاجيات لوحدم، أما اليوم بات إرسالهم مغامرة”

تتذكر سما كيف أن قدوم عائلة محافظة إلى المنتجع في إحدى المرات جعل معظم النزيلات يتجنبن السباحة خلال الأيام التي أقاموا فيها، فمعظم النزيلات تسبحن بالبكيني أو المايوه، “ورغم عدم وجود منع رسمي لكن الإحساس بالحرج والتخوف من عدم تقبلهم منعنا من السباحة أمامهم” تضيف.

وتزامن ذلك مع تعليمات حكومية جديدة تنظم اللباس في الشواطئ والمسابح العامة، وتدعو النساء لارتداء لباس أكثر احتشاما، وتفرض على الرجال ارتداء قمصان عند مغادرة المياه. كانت تلك القوانين بالنسبة لكثيرات إشارة واضحة: ليس البحر وحده هو الذي تغيّر، بل المجال العام كله يعاد تشكيله.  

المدارس: انضباط أكبر، ورواتب لا تواكب الغلاء 

في قطاع التعليم، تقول “زينة”، مدرّسة فلسفة في إحدى ثانويات اللاذقية، إن الفوضى التي كانت سائدة خلال سنوات النظام السابق تراجعت، وإن القوانين تطبق بشكل أكثر صرامة اليوم، سواء على الطلاب أو الكادر الإداري. إلا أن ذلك ترافق مع استبعاد أعداد كبيرة من الموظفين تحت بند “الفائض”، ما أدى إلى نزوح موظفين وعسكريين من مناطق مختلفة نحو الساحل، وخلق ازدحاما غير مسبوق في المدارس. تقول زينة: “في بعض الصفوف تجاوز عدد طلابنا السبعين” 

أما عن الرواتب، فرغم زيادة راتبها أكثر من 200 بالمائة، تقول زينة أن الزيادة غير كافية لمواجهة الانهيار الاقتصادي وتراكم الديون، وتضيف: “نحتاج أولا أن نسدّ فجوات السنوات الماضية لنستطيع القول أننا بدأنا من الصفر” 

الخوف بين المنزل والشارع، حسابات جديدة للنساء 

“ضحى” ربّة منزل، لم تتعرض لأي مضايقة مباشرة، لكنها تعيش خوفا دائما أثناء وجودها خارج البيت، وتصف التغيير في سلوكها: “في الماضي لم يكن يخطر لي أن أحمل دفتر العائلة في حقيبتي، أما اليوم فأنا لا أغادر البيت بدونه، فقد أضطر لأثبت أن الشخص الذي برفقتي هو زوجي”، توضح ضحى سبب ذلك في الأخبار الواردة من مناطق مختلفة عن حالات تم توقيف نساء يرافقهن رجالا والسؤال عن درجة القرابة، في حالات وصلت حد الاعتداء بالضرب أحيانا. 

لم تعد ضحى ترتاد الأسواق بشكل منتظم كما اعتادت في السابق، بل اقتصرت تحركاتها على دائرتها اليومية الضيقة، يتولّى زوجها إحضار الحاجيات اللازمة من الأسواق، بينما تحرص ضحى على مرافقة أطفالها إلى المدارس بشكل يومي وكذلك انتظارهم عند الخروج. رغم أنهم ككلّ أطفال الحي اعتادوا لسنوات الذهاب إلى مدارسهم وحدهم وسيرا على الأقدام، لكن الوضع الآن اختلف والأهالي في تخوف. تقول ضحى: “اليوم عدد الأهالي على أبواب المدارس يفوق عدد الطلاب أنفسهم” 

تذكّرنا ضحى بحادثة خطف الطفل محمد قيس حيدر (13 عامًا) قبل أسابيع. وتصفها بأنها كانت من أكثر الأحداث تأثيرًا، بعد أن خُطف أمام مدرسته على مرأى الأهالي. تقول ضحى: “بعد هذه الحادثة أمنع ابنتي حتى من النزول إلى البقالية تحت المنزل لوحدها” 

الخوف هنا لم يعد سياسيا، بل خوفا أموميا، أشدّ صلابة من أي خطاب.

المجازر والخطف: موجات متلاحقة من الهلع

تجمع النساء اللواتي التقيتهن على أن مجازر الساحل كانت نقطة التحول الأكبر في مضاعفة المخاوف. في المرحلة اللاحقة للمجازر اقتصرت تحركات كثير من العائلات على الضروري فقط. ومع كل خبر عن سرقة أو خطف يعود الهلع للواجهة من جديد. 

وفي مطلع آذار الفائت، تعرضت مناطق العلويين لهجمات جماعية من مسلحين داعمين للسلطة وآخرين من موظفيها، ارتكبوا مجازر طائفية واسعة النطاق، بررها البعض بأنها ردة فعل على هجمات نفذها “فلول النظام” ضد القوى الأمنية، لكن المجازر ارتكبت بطرق وحشية واستهدفت المدنيين والأطفال والنساء والشيوخ وحتى المعارضين لنظام الأسد من العلويين. وثقت التقارير الحقوقية مقتل 1800 شخص على الأقل، وتعهدت السلطات السورية بالمحاسبة، ولكن حتى الآن لم يلمس أهالي الضحايا أية نتيجة فعلية. 

بدورها أخبار الخطف، وخاصة تلك الطائفية منها، والتي تستهدف النساء بشكل خاص، لا تفتأ تؤجج الخوف في كل مرة يستكين فيها. أما مقاربة السلطات في ملف المخطوفات فتصبّ على النار زيتا حسب النساء اللواتي التقيتهن. ففي حين وثقت عدة تقارير حقوقية وإعلامية دولية عشرات حالات الخطف أصرّت السلطات السورية على التجاهل بداية، ثم الإنكار لاحقا، لتخرج بعدها بتقرير تصم فيه المخطوفات مرة بالكذب وأخرى بالهروب مع الحبيب. وكأنها تذرّ الرماد في العيون وتميّع واحدا من أكثر الملفات تأثيرا في أمن المواطنين. 

جلسة قهوة وعشر نساء بين الخوف والتمسك بالحياة: 

شاركت في جلسة قهوة لمجموعة نسائية في إحدى الأحياء الشعبية لمدينة اللاذقية، وكالمعتاد كانت أخبار البلد حاضرة على الطاولة مثل فنجان القهوة. 

إحداهن تقول: “آخر مرة ذهبت إلى السوق الرئيسي في مركز المدينة كانت قبل سقوط النظام، أما الآن فلن أخاطر أبدا، فحياتنا مستباحة وليس هناك من يحمينا” 

تعترضها جارتها التي رفضت أن تغير نمط حياتها: “أنا أرتاد السوق بشكل معتاد وشبه يومي، ولا داعي أبدا لكل هذا الخوف، ما تجدينه من خوف على وسائل التواصل أكبر بكثير من الحقيقة” 

تتفاوت تعليقات باقي النساء بين الخطّين إياهما: الخروج كوسيلة بحدّ ذاتها لكسر الخوف من الخروج، أو البقاء في المنزل لتجنّب خطر محتمل.

حرية اللباس والتحذيرات الرقمية: خوف يتسرب من الشاشة: 

انتشرت في فترات مختلفة في مدن مثل حمص ودمشق ملصقات عن اللباس الشرعي. تظهر فيها امرأة ببرقع أسود وبجانبها تعليمات للبّاس “الشرعي والمحتشم” الذي يخفي الوجه والجسد. لم تشهد اللاذقية ملصقات بنفس الكثافة ولكن انتشارها على وسائل التواصل كان كافيا لنقل الخوف لبعضهنّ. 

تقول إحدى الحاضرات: “لا أثق بوعود السلطة الجديدة بحماية حقوق النساء، ماضيهم لا يترك مجالا للطمأنينة” 

في المقابل تعبّر أخرى عن تفاؤل حذر، معتبرة أن السلطة الجديدة مضطرة دوليا ومحليا إلى الابتعاد عن النهج المتشدد، فسوريا برأيها لا تحتمل هذا النمط، والعودة إلى التشدد تكلفته السياسة كبيرة جدا على السلطات الجديدة برأيها. 

ورغم التفاوت في المواقف تتفق النساء جميعا على فكرة أساسية: “عدم منح السلطة ثقة مجانية” 

التقسيم: وصفة لا تحتملها هوية الساحل:

عند سؤالهنّ عن فكرة إقامة إقليم مستقل في الساحل، جاءني الردّ جامعا: المشكلة ليست في الساحل كي نسلخه، بل في نهج السلطة الجديدة وفي ماضيها، وبالتالي حل الأزمة لا يكون بسلخ الساحل عن وطنه الأم بل بإصلاح السلطة فإن لم تصلح فبتغييرها. 

تقول إحدى السيدات: “الساحل ليس لونا واحدا، جيراننا سنّة وعلويون ومرشديون ومسيحيون، تجمعنا منذ قرون علاقات الجيرة والتجارة والصداقة والمصاهرة، الوضع جغرافيّا عصي على التقسيم” 

تشير أخرى إلى جارتها بجوارها قائلة أنها سنية وزوجها علوي وتعيش في الحي منذ عشرات السنين. وتخاطبها: “أنت سنّية وزوجك علوي، سنبني جدارا بينكما في غرفة النوم إذا حصل تقسيم” 

لتضحك الجارة وتردّ: “بدكم تمنعوني زوركم بعد التقسيم؟ على الأقل اعطوني جواز سفر علوي مشان إجي على صبحية القهوة” 

بدون تعقيد، مطلب واحد: الأمان

من اختلاف التجارب ووجهات النظر وكذلك تفاوت درجات الخوف، يبقى القاسم المشترك في حديث نساء اللاذقية هو الحاجة إلى الأمان. أمان يسمح لأطفالهن بالذهاب إلى المدرسة بلا خوف، وأن يعود البحر بحرا والشارع شارعا والحياة حياة. 

عام مرّ على التغيير، بالنسبة للنساء، لا يزال هذا العام مجرد بداية لسؤال كبير: هل تتغير السلطة فعلا؟ أم سيتغير الخوف فقط، ويتخذ شكلا آخر؟ 

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin