25 Kasım 2025, Salı

Fotoğraf betimlemesi: Fotoğrafta büyük bir salonun ön tarafında kalabalık bir grup yan yana dizilmiş şekilde poz veriyor. Grup; farklı yaşlardan, farklı fiziksel özelliklere sahip, nöro-çeşitli bireylerin de bulunduğu geniş bir katılımcı topluluğundan oluşuyor. Aralarında tekerlekli sandalye kullanan bir kişi, beyaz baston kullanan bir kişi, çocuklar, gençler, yetişkinler ve yaşlılar yer alıyor. Arka planda salonun ön duvarını kaplayan büyük bir dijital ekran bulunuyor. Ekranda mavi bir zemin üzerinde şöyle yazıyor: “Demokratik Toplum Sürecinde Nöroçeşitliler ve Eşit Yurttaşlık Çalıştayı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi” Metnin yanında güneş çiçeği ve üzerinde kanat çırpan renkli bir kelebek yer alıyor; bu da görsele sıcak ve umut veren bir hava katıyor. Katılımcıların ifadeleri genel olarak gülümseyen, içten ve dayanışmacı bir atmosfer yansıtıyor. İnsanlar omuz omuza, yakın duruyor; bazıları birbirine sarılmış veya kollarını omuzlarına koymuş. Önde küçük bir çocuk bir yetişkinin kucağında duruyor. Ön planda kırmızı renkli boş sandalye sıraları ve masaların üzerinde su şişeleri görülüyor. Salonun zemini desenli halıyla kaplı.
Türkiye’de nöro-çeşitlilik perspektifinin güçlenmesi ve eşit yurttaşlık hakkının demokratik bir çerçevede tartışılması amacıyla düzenlenen “Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde Nöro-Çeşitliler ve Eşit Yurttaşlık” başlıklı etkinlik, gün boyu süren dört oturumda farklı deneyimleri, akademik bilgileri ve hak temelli yaklaşımları bir araya getirdi.
Katılımcılar; otistik bireyler, Down sendromlu gençler, engelli aktivistler, akademisyenler, gazeteciler, sivil toplum temsilcileri ve yerel yönetim temsilcilerinden oluştu. Etkinlik boyunca hem bireysel deneyimler hem de çözüm odaklı politikaların gerekliliği vurgulandı.
Açılış konuşmalarında eşit yurttaşlık
Açılış bölümü, 10.40’ta yapılan Hoşgeldiniz konuşmasıyla başladı. Ardından Amed Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Serra Bucak, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve DEM Parti Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi söz aldı. Konuşmacılar, nöro-çeşitli bireylerin toplumsal yaşama tam ve eşit katılımının, demokratikleşme süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladılar.

Fotoğraf: Kürsüde Amed Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Serra Bucak konuşuyor sağında işaret dili tercümanı bulunuyor.
Bucak: “Amacımız engellilik politikalarını belediyemizin pratik faaliyetlerine dahil etmek”
Serra Bucak, “Bizler 2024 yılında seçildikten çok kısa bir süre sonra Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde Engelli Daire Başkanlığı’nı kurduk. Hem engelli politikasını hayata geçirmek hem engelli politikasına eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir bakış getirmek hem de bunu sadece politika ile sınırlamayıp aynı zamanda belediyemizin pratik faaliyetlerinde ve kent hizmetlerinde, mekansal faaliyetlerde, eşitlik birlik faaliyetlerinde kapsayıcı olmak suretinde bu çalışmalarımızı devam ettiriyoruz, sürdürüyoruz” dedi.

Fotoğraf: Kürsüde DEM Parti Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi konuşuyor sağında işaret dili tercümanı bulunuyor.
Çelebi: “Toplumsal barış, nöro-çeşitliler için geçerli değil; tüm alanlarda varlıklarına savaş açılmış bir kimlikten bahsediyoruz”
DEM Parti Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi konuşmasında şunları söyledi: “Silahların susması gerçek bir barış mıdır? Zira bugün toplumsal barış dediğimiz mesele nöroçeşitliler için geçerli değil. Kamusal ve toplumsal alanda varlıklarına savaş açılmış bir kimlikten bahsediliyoruz. ‘Aynı duyguları paylaşan kederli ruhlar, birbirleriyle karşılaştıklarında huzur bulurlar’ diyor Halil Cibran. Bizler aynı duyguları paylaşan insanlar olarak bir aradayız ama sadece duyguları paylaşmayacağız; sorularımız var, onların cevaplarını bulmaya çalışacağız. Mesela otistik bir öznenin stimlerini durdurmaya çalışan bir toplumda, ‘daha ne kadar böyle devam edebilirim ki’ kaygısına cevap alacağız? Mesela Konya’dan, Kayseri’ye, Trabzon’dan, Diyarbakır’a, Çırnak’a, Yüksekova’ya, İstanbul’a, Ankara’ya kadar bütün nöro-çeşitli çocukları olan anne ve babaların ‘bizden sonra sonra ne olacak’ yakıcı sorusuna cevap bulmaya çalışacağız. Mesela şuna cevap vereceğiz arkadaşlar: Bugün destek merkezleri, bakım evleri, rehabilitasyon merkezleri… bu mekanların aslında modern bir kapatmayla dönmüş olmasını ve zaman öldürme karşılığında işlerin yapıldığı uygulamaları tartışacağız. Gerçekten olan bu pratiklerle bu toplumun eşit yurttaşlığını sağlayabilir miyiz? En çok da buna cevap vereceğiz.”

Fotoğraf: Kürsüde DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları konuşuyor sağında işaret dili tercümanı bulunuyor.
Hatimoğulları: “Engelli yurttaşların onurlu bir yaşam hakkı için her şeyden önce mevcut engellilik kültürünün dönüşmesi gerekiyor”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Değerli arkadaşlar, bizler bugün burada sadece bir sonuç say yapmayacağız. Bugün burada Türkiye’nin uzun zamandır konuşmaktan kaçındığı, görmezden geldiği, ötekileştirdiği, ötekileştirdikçe de sorunlarının gittikçe ağırlaştığı bir hak mücadelesini konuşacağız. Engelli yurttaşların onurlu bir yaşam hakkı için her şeyden önce mevcut engellilik kültürünün dönüşmesi gerekiyor. Ülkemizde engellilik konusu Denkart’a Engelliler Manifestosu açıklanana kadar eşit yurttaşlık bağlamında tartışılmamıştır. Bu çok önemli, bunun altını özellikle çizmek isteriz.”
Birinci Oturum: Deneyimler ve fazlası…
İlk oturum, Zinar Altuntaş’ın down sendromlu bir öğrenci olarak üniversite yaşamından paylaştığı deneyimlerle açıldı. 2005 doğumlu Zinar Altuntaş çocukken sokakta oyun oynamasının engellendiğini, dışlandığını ama çalışmaya devam ettiğini, kendine destek olanların olduğunu söyledi ve ekledi: “Ben başardım, sizler de başarabilirsiniz, eve kapatmayın kendinizi, bize acımayın, bize imkan verin”

Fotoğraf: Kürsüde Zinar Altuntaş konuşuyor sağında işaret dili tercümanı bulunuyor.
Ardından Bağımsız Araştırmacı Dr. Düriye Merve Tuna “Bilgi ve Deneyim Paydaşlığı Modeline Örneği Olarak KOZA Programı”nı çevrimiçi katılarak anlattı.
Dr. Tuna, “Biz bu programı nöro-çeşitli çocukların içine doğduğu evde ikinci kez ayrımcılık yaşamasını engellemek, ebeveynin sağlamcılıkla mücadele ettiği dünyada doğru desteğe ulaşabilmesini sağlamak istedik. Bu süreçte ebeveynin hem de hayal ettiği sağlam çocuğu kaybetmişken yaşadığı yasla baş etmesine de yardımcı olduk.

Fotoğraf: Bağımsız Araştırmacı Dr. Düriye Merve Tuna sahnedeki led ekranda çevrimiçi konuşuyor, ekranda bir slayt yer alıyor. Slaytta “Biz denedik oldu” ve “KOZA EBEVEYNDEN EBEVEYNE DESTEK PROGRAMI” yazıyor.
Dr. Fırat Keser, eğitim sonrası engelli bireylerin yaşadığı güçlükler ve yerel yönetimlere yönelik çözüm önerilerine dikkat çekti.
Keser,“Engellilerin Eğitim Sonrası Sorunları ve Yerel Yönetimlere Çözüm Önerileri” konuşmasında engellilerin eğitim alırken topluma karışamadıklarına dikkat çekiyor. “Diğer çocuklarla çok kısıtlı sürelerde aynı ortamı paylaşıyorlar bu izolasyon demek” Kaynaştırma eğitim modelinden de bahseden Keser, nörotipik çocuklarla nöroçeşitli çocukların birlikte eğitim aldığını ama kaynamşmanın gerçek anlamıyla olmadığını söylüyor.

Fotoğraf: Sahnenin solunda işaret dili tercümanı sağında ise Dr. Fırat Keser konuşuyor.
Üniversite öğrencisi İlhan Yalçın hayal gücünün eşitliği mümkün kılan bir araç olduğunu anlattı ve sorunun otizmin kendisi olmadığını hatırlattı:
“Konuştuğum birçok insanlara eğer otizmin veya röorteşitliliğin veya engelliliğin tedavisi bulunsaydı, tüm sorunlarının tamamen çözüleceği ve bunun aksini iddia etmenin benim onları anlamam olduğunu söylediler. Hiçbir insanı tam olarak anladığımla ilgili bir iddiada bulunamam ama anlamak için uğraşma sözünü verebilirim. Söz konusu otizm olduğunda veya nöro-çeşitlilik olduğunda, insanların hangi ilaçlarının otistiklere iyi geldiğini, hangi terapilerin otistiklerin faydası olduğunu ve otistiklere nasıl yeni bir şeyler öğretebildiğini konuşmayı çok seviyor. Bu konuşmalar aslında birçok zaman gayet faydalı konuşmalar. Bu sayede otistiklere nasıl daha iyi destek sağlayabileceğimizi, nasıl hayat kalitelerini artırabileceğimizi öğreniyoruz. Fakat bazen bu konuşmalar o kadar öne geçiyor ki otistik insanların ve yakınlarının yaşadıkları sorunların yalnızca tıbbın veya psikologların veya özel eğitimcilerin çözebileceğini düşündürüyor. Bu sorunları toplumsal bir biçimde çözmek zorundayız”

Fotoğraf: Üniversite öğrencisi İlhan Yalçın sahnedeki led ekranda çevrimiçi sol tarafta işaret dili tercümanı bulunuyor.
Otistik bir çocuğun annesi Deniz Gürel barış süreçlerinde nöro-çeşitlilik perspektifinin önemini aktardı: Bir çocuk dünyaya geliyor, doğdudğunda ağlamıyor, meme emmiyor, susuz kalıyor yine de başkjentin en büyük doğum hastanesi sağlam raporu verip eve yolluyor. Üçüncü ayda odaklanmıyor, altıncı ayda artık sanki sizi bir tül perdenin arkasından izliyormuş gibi hissine katılıyorsunuz. Nihayet erişim normlarına uymayan biriyle karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Bu şok sağlamcı bir ebeveyn olarak sizi doktordan doktora, sendrom arayışına ve normal nasıl yakalarız düşüncesiyle hayat boyu bir maratona sürüklüyor.

Fotoğraf: Kürsüde Deniz Gürel konuşuyor sağında işaret dili tercümanı bulunuyor.
“Çocuğun delinmedik yeri, alınmadık kanı kalmıyor. Çocuk aklı ermeye başladığında bana ‘doktor arı gibi sokar’ demişti. Ben hala akıllanmamıştım.
Bunlarla uğraşırken çalışan bir anneyim, otuz yaşlarındayım, evde ikinci bir nörotipik çocuğum var, kariyer odaklı bir kocam var. Kocamın ailesine karşı eksikliği ve her şeyden sorumluluğu üstüme alıyorum. Bir taraftan da sürekli olarak çocuğa nerede nasıl zarar vermiş olabileceğimi düşünüyorum.
Özel eğitim ki bizim durumumuzda bu fizik tedavi ile birlikte başladı. İlkokulda daha ilk gün öğretmen, ‘nereden buldunuz bunu, ben sınıfında istemem’ diyor. Çocuğu idarenin kendisine attığı bir kazık gibi nitelendirip, istemiyor. Yasal sorumluluk nedeniyle ‘nasılsa köşede bir yerde oturur’ diye düşünen bir diğeri, çocuğun herkes gibi ilk yarı yıl sonu yaklaştığında okuduğuna inanmıyor. Bizimki ‘ben de kırmızı kurdele istiyorum’ diye tutturunca, devreye giriyorum, nihayet öğretmen çocuğu değerlendirmeyi alıp hakkını veriyor.
“Ortaöğretim, rekabetçi sistemin yarış atı yetiştirmesinin başlangıcı. Bu sefer birden fazla öğretmenle muhatap olmak zorundasınız. Öğretmenler rahatlıkla ‘biz böyle bir durumdan anlamayız’ diyebiliyorlar. Kulvara at koşturan da nöro-tipik çocukların velileri, ‘çocuğumuzun sınavlarda dikkatini dağıtıyor, yok bu başka yere gitsin’ ya da ‘benim kız çocuğumun yanına oturmasın’ diyebiliyor.
“Biz 8 yıllık sistemden geldik. Branş öğretmenlerinden o kadar yorulduk ki, çocuğumu lise yerine iş okuluna vermek zorunda kaldım. Hala daha içimdeki sağlamcı anne ‘neyi eksik yapmış olabilirim’ ya da ‘neyi daha iyi yapabilirdim’ diye soruyor.
“Velhasıl norm dışı bir kişi dünyaya geldiğinde, semptomlar farkılı da olsa onu ‘norma’ dönüştürme telaş ve paniğinin tüm nöro-çeşitliler açısından aynı olduğunu düşünüyorum. Norma döndürme esasen bir iktidar biçimidir. Bunu aile yapar, tıbbi sistem yapar, özel eğitim yapar derken okulda, iş yerinde, toplumda bu durum nöro-çeşitli kişiye yönelik açık bir şiddete dönüşür.”
İkinci Oturum: Kabul, adalete erişim ve istihdam
İkinci oturum otistik aktivist Devrim Nesin’in “otistik kabul” sunumuyla başladı. Nesin, otistiklerin deneyimlerinin kolektif çıktısını paylaştı: “ Bir çocuğa itaat etmeyi öğretmenin tehlikesini görmüyorlar.”

Fotoğraf: Kürsüde Devrim Nesin konuşuyor.
Hülya Saygı, annelerin hak temelli dönüşümünde yerel yönetimlerin oynadığı rolü aktardı: “Annelerin hak temelinde dönüşümü dediğimiz zaman biz, aslında anneler öncelikle kendilerini nasıl dönüştürmeliler, onun üzerinden. Çünkü gerçekten kültürel olarak hepimiz sağlamcı bir kafa yapısına sahip olma potansiyeline sahibiz. Sağlamcılık tuzağına düşmemek, diyoruz da nedir bu sağlamcılık tuzağı… Özet olarak, bir insanın değerini toplumun normal olarak tanımladığı becerilere göre ölçme eğilimidir.”

Fotoğraf: Kürsüde Hülya Saygı konuşuyor sağında işaret dili tercümanı bulunuyor.
Serap Dikmen otistik bireylerin adalete erişimde yaşadıkları zorluklara değindi: Kedi Otizm’den ‘Otistikler ve Adalete Erişim’ konuşmasında Serap DİKMEN Ağustos ayında epilepsi hastası ve zihinsel engelli Oğuzcan Gürbüzer’in cezaevinde verilen ceza nedeniyle koyulduğu hücrede nöbet geçirerek öldüğünü hatırlattı.
Ve zihinsel engelli gençlerin ‘fail’ oldukları durumlara özel politikalar ve uygulamaların çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Fotoğraf: Kürsüde Kedi Otizm’den Serap Dikmen konuşuyor sağında işaret dili tercümanı bulunuyor.
Oturumu Meltem Yücel’in yetişkin otistiklerin görünmez deneyimlerini dünyadan iyi örneklerle anlattı: “Devlet, sivil toplum kuruluşları ve iş dünyası işbirliğiyle kişiye özel destek planı oluşturulmalı, toplum temelli ve bağımsız yaşam yaklaşımı kabul edilmeli ve nihayetinde otizmli bireylerin yetişkinlikte görünür olması, toplumun olgunlaşmasının göstergesi haline gelmesi. Biz de uluslararası örneklerden ilham alarak Türkiye’de yeni yaşam modelleri kurabiliriz.”
Üçüncü Oturum: Demokratik erişim, aile deneyimleri ve kent yaşamı
Öğleden sonra başlayan üçüncü oturumda, Türkiye Sağırlar Konfederasyonu Başkanı Orkun Utsukarcı, sağır ve nöro-çeşitli bireyler için demokratik erişim hakkını değerlendirdi: “Sağlık kuruluna gittiğimiz zaman baktıklarında otizm mi, zeka geriliği mi, zihinsel engellimi, problemlerin ne olduğunu bilemiyorlar, tanı koyamıyorlar. Aslında en büyük problem de bu. Sağır otizme yanlış tanı koyuyor, zihinsel tanısı konuyor, biz materyalleri hazırlıyoruz, eğitime gideceğiz, eğitimde tekrardan eksiklik oluşuyor. O yüzden bunlar için Anayasa’nun 61. maddesinde materyallerin düzeltilip değişilip dönüşülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bence kapının anahtarı aslında orada, bu düzenlemeler, değişiklikler yapıldığı takdirde ciddi anlamda gelişeceğini de düşünüyorum.”

Fotoğraf: İşaret dili tercümanı sahnedeki led ekranda konuşuyor. Salon izleyicilerle dolu.
Ardından otistik babası olan Aziz Akın Gülhan, ailelerin yaşadığı güçlükleri ve yerel yönetimlerden beklentileri dile getirdi: “Otizm tanısı alan bir kızım var şu an 15 yaşında. Öncelikle şunu ifade edeyim, eğer bir otistik çocuğunuz varsa sizin hayatınız bir karantinadır. Adı kurulmamış bir karantinadır. Bunu nerden anlarız? Nöroçeşitli insanlar nerede? Aileleri nerede? Yoklar, buradan anlarız.
“Nöro-çeşitli çocukların aileleri adını bilmedikleri bir karantinadır. Bu karantinada nasıl zorluklar yaşıyoruz: Toplumsal gariplikler ve yaftalamalar mesela… Birisi geliyor, anne babaya baskı oluşturuyor, ‘ya siz akraba evliliği mi yaptınız’, ‘hastalığınız ne’, ‘şu tedaviye gittiniz mi’, ‘alternatifleri denediniz mi’ gibi… İnanın otizmli aileler bu sorulardan yılmış durumda. Burada hükümetler ve kurumlardan önce tüm insanlara seslenmek istiyorum anlamaya çalışın, çözüm odaklı olun, sorularınızla aileleri sıkıştırmayın. ‘Siz zaten cennetlik insanlarsınız’ demeyin mesela… Bunlardan vazgeçin.”
İşitme engelli, 9 yaşında çocukları olan Halit ve Sevtap Sönmez otizm ve sağırlık deneyimini ortak bir çerçevede anlattı: “Doğduğunda sağır olduğunu söylemişlerdi. Anaokuluna götürdüğümüz zaman ‘hafif zeka geriliği’ dediler. Böyle söylediler ama tanı olarak eklenmedi. ‘Resmi bir tanı koyamayız’ dediler. Anaokulunda eğitim alamadı, zamanını öldürsün diye bekletildi. Ben evde eğitim vermeye başladım oğluma. Eğitim materyallerini alıp öğrettikten sonra yeniden okula götürdüm tüm malzemeleri öğretmene verdim ve ondan eğitim beklerken hiçbir eğitim verilmedi ve bana geri verildi materyaller. Tekrar hastaneye gitmemizi istediler, biz de yeniden çok iyi bir doktora gittik. Psikolog işaret dilini de biliyordu. ‘Otizm de değil, DEHB de değil, zeka geriliği olabilir’ dedi ama net bir tanı konulmadı. Tekrar eğitim materyalleri verildi, yeniden okula gittik ama öğretmenin değişmesiyle çocuğumun eğitimi durdu, iletişimi kesildi. Evde öğretebiliyoruz ama okulda dört ay boyunca hiçbir şey öğretilemedi çocuğuma.”

Fotoğraf: Kürsüde işaret dili tercümanı konuşuyor, sağında Halit ve Sevtap Sönmez çifti konuşuyor.
Oturumu, Psikolog Berna Yıldız’ın yerel yönetimlere yeni bir perspektif sunan “Otizm, ilişkiler ve kent yaşamı” başlıklı sunumu tamamladı. Yıldız: Belediyelerde nöro-çeşitliliği temsil eden bir yapı oluşturulabilir. Yeni projeler hayata geçirilirken erişilebilirlik açısından nasıl bir etki yaratacağı önceden değerlendirebilir. Bugün konuştuğumuz hataların ortak bir sonucu var: Otistik bireylere uygun bir şehir tasarlamak aslında herkes için daha iyi bir şehir tasarlamak anlamına gelir.”

Fotoğraf: Psikolog Berna Yıldız sahnedeki led ekranda çevrimiçi sol tarafta işaret dili tercümanı bulunuyor.
Dördüncü Oturum: Medya, insan hakları ve özel eğitim politikaları
Etkinliğin dördüncü ve son oturumunda Muzir.org’dan editör ve muhabir Müberra Ünsal erişilebilir bir gazetenin neler yapması gerektiğini anlattı:
Muzir.org, nöroçeşitli ve çeşitli engelliliklere sahip çizer, illüstratör, yazar ve gazetecilerin yer aldığı bir dijital gazete. Sadece haber ağı demiyoruz çünkü çok çeşitli içerikler üretiyoruz. Bu içeriklerin teması ise içinde bulunduğumuz koşulların tamamı, etrafımızda dönen her şey.

Fotoğraf: Muzir.org’dan Müberra Ünsal kürsüde konuşuyor yanında işaret dili tercümanı bulunuyor.
“Haber dili, okuyucuyu yani halkı doğrudan etkileyen, düşüncelerini şekillendiren önemli unsurlardan birisi. Biz nasıl kelimeler seçer, nasıl haber görselleri, başlıkları, konu seçimleri yaparsak, okuyucu da onu tüketir ve bundan doğrudan etkilenir.
“Bu sebeple sağlamcılığa, eril, cinsiyetçi ve homofobik bir dile karşı güven veren, içeriğin öznesi olan her canlıya ve okuyuculara karşı sorumluluğunu önceleyen bir haber dili benimsiyoruz. Haberde kullandığımız her öğe bir anlam taşıyor ve biz bu anlamın tüm canlıların yaşam onuruna saygı, kapsayıcılık ve erişilebilirlik temelinde kurulması gerektiğine inanıyoruz.
“Biz muzir.org’da, haberlerimizin son okumasında, Arizona Eyalet Üniversitesi’nin gazetecilik okulu tarafından hazırlanan ‘Engellilik Dili Kılavuzu’ndan yararlanıyoruz. National Center on Disability and Journalism’ın hazırladığı bu kılavuz, engelliliği tıbbileştiren, kişileri yalnızlaştıran ve ‘norm’ etrafında şekillenen haber diline karşı çok önemli öneriler sunuyor. “

Fotoğraf: Kürsüde Solfasol Gazetesi’nden Mehmet Onur Yılmaz bulunuyor.
Ardından söz alan Solfasol Gazetesi’nden Mehmet Onur Yılmaz nöro-çeşitli kentlerde insan hakları boyutunu ele aldı: Konuşmamın kaynağının adı 1960’ların sonundan beri ‘kent hakkı’, 1990’larda ise daha çok ‘insan hakları kentleri’ olarak belirleniyor. İnsan hakları kentleri, özellikle ve tek tek her birimizden ayrı ayrı bahsetmiyor. Ama öyle ilkeler üzerinden inşa edilebilir ki aslında herkesi kapsayan kentler oluyorlar. Bu ilkeler kenti geri almamız için o kadar güçlü bir nüve sunuyor ki bize, umuda iyiliğe, güzelliğe, daha iyi eğitime ulaşmamızın önündeki bütün engelleri koyanlardan geri almamızı sağlayacak bir harekete dönüşebilir.”

Fotoğraf: Sağlamcılığa Karşı Kadın Hareketi Derneği’nden Elif Kaya kürsüde konuşuyor yanında işaret dili tercümanı bulunuyor.
Sağlamcılığa Karşı Kadın Hareketi Derneği’nden Elif Kaya özel eğitim uygulamalarının otizmle ilişkisini tartışmaya açtı.
Oturumun son konuşmacısı Psikolog Furkan Kuzu da “İletişim, erişilebilir olursa, toplum demokratik hale gelir. Ne yapabiliriz? Öneriler ne olabilir? ADİS (Alternatif Destekleyici İletişim) Eğitimi kurumlarda standart hale gelmeli. Kamu binalarında iletişim panoları hazırlanmalı. Her okulda ADİS konusunda eğitim personeli bulunmalı. Ailelere ADİS danışmanlığı sağlanmalı.”

Fotoğraf: Psikolog Furkan Kuzu kürsüde konuşuyor yanında işaret dili tercümanı bulunuyor.
Kapanış: Ortak mücadele ve kolektif değerlendirme
Günün sonunda yapılan konuk değerlendirmeleri, barışın ve demokratik toplumun ancak kapsayıcı, eşitlikçi ve çoğulcu bir anlayışla güçlendirilebileceği yönünde ortak bir vurguya sahne oldu.
Katılımcılar, nöro-çeşitliliğin hak temelli bir perspektifle ele alınmasının hem toplum hem de yerel yönetimler için dönüştürücü bir adım olduğu konusunda hemfikir.
Salon betimlemesi: Geniş ve şık bir konferans salonunda düzenlenen bir etkinlik görülüyor. Ön planda kırmızı ve mavi sandalyelerde oturan katılımcılar var. Sahne kısmında büyük bir LED ekrana yansıtılmış bir sunum duruyor. Ekranda “Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde Nöroçeşitliler ve Eşit Yurttaşlık Çalıştayı” yazıyor. Ekranın sağında büyük bir ayçiçeği ve kelebek görseli bulunuyor. Sol tarafta bir kürsü bulunuyor, arka planda çekim yapan bir kamera ve etkinliğe ait roll-up afişleri yer alıyor.






Bir Cevap Yazın