
Gaziantep Hayvanat Bahçesi’nin fil alanına bakan biri, ileri geri yürüyen tek bir fil görür. Pek çok ziyaretçi için bu sıradan bir sahne gibi görünür; ama aslında bu yürüyüş, bilimsel literatürde “zoological depression” olarak tanımlanan derin bir çöküş halidir. Bu çöküşün arkasında ise yalnız beton ve yoksunluk değil, kaybedilmiş bir bağın gölgesi vardır. Çünkü bu fil, 2023 yılında ölen Gabi’nin ardından tek başına kalmıştır.
Hayvanat bahçesi, Gabi’nin ölümüyle ilgili hiçbir açıklama yapmadı. Hayvan hakları savunucuları açıklama talep etti, eylem düzenledi, fakat kurum sessiz kaldı. Bu sessizlik yalnızca bir ölümün saklanması değil; aynı zamanda hayatta kalan filin yaşadığı travmanın da görünmez kılınması anlamına geliyor. Üstelik daha da çarpıcı olan şu ki filin bakıcılarına bu hayvanın adını sorduğumuzda “Gabi” dediler. Oysa Gabi ölen filin adıydı. Bu durum, bilgi manipülasyonu şüphesi yaratıyor. Ya ölümü saklamak isteyen bir kurumun bilinçli tutumu, ya da hayvanların kimliklerinin “bir isim” olarak birbirinin yerine geçirilip değersizleştirildiği bir sistem. Her iki ihtimal de aynı karanlık noktaya işaret ediyor: şeffaflığın yokluğu.
Filler, Poole ve Moss’un (2008) ayrıntılı çalışmalarında gösterildiği gibi, karmaşık sosyal bağların içinde yaşayan canlılardır. Bir fil için bir eşin, yol arkadaşının, sürü üyesinin kaybı, yalnızca bir değişiklik değil; biyolojik bir kırılmadır. Bradshaw’ın (2009) araştırmaları, fillerin sosyal kayıp sonrası insanlar gibi yas tuttuğunu, depresyona girdiğini ve travma sonrası stres bozukluğu (PTSD) belirtileri gösterdiğini ortaya koyar. Gabi’nin ölümü açıklanmadığı gibi, hayatta kalan filin bu kayıpla nasıl başa çıktığına dair de hiçbir bilgi yoktur. Bunun yerine sessizlik, gölge gibi alanın üzerinde durmaktadır.
Bu yalnızlık, çevresel yoksunlukla birleşince çöküş hızlanır. Filin yaşadığı Antep alanı ağaçsız, gölgesiz, objesiz bir boşluktur. Bir fil için ağaç yalnızca gölge değil; oyun, iletişim, kaşınma, yaprak toplama, kendini ifade etme aracıdır. Bradshaw’ın (2009) tanımladığı “çevresel yoksulluk”, filin davranış repertuarının büyük kısmını siler. Dünya daralır; bir zamanlar devasa bir sosyal evrende yaşayan canlı, şimdi bir kutunun içinde nefes almaya çalışır.
Antep’teki filin ileri geri yürüyüşü, bir hedefe ulaşmak için değil; acıdan korunmak ve zihinsel çöküşü regüle etmek içindir. Mason ve Latham’ın (2004) “stereotipi” olarak adlandırdığı bu hareketler, beynin kronik stres altında içine kapanarak ürettiği ritmik savunma tepkileridir. Yani fil yürümüyor — çöküşünü taşımaya çalışıyor.
Bir zamanlar sürüsüyle yürüyen, iletişim kuran, yas tutan bir fil…
Şimdi Antep’te, kendisine ait olmayan bir ortamda yalnız başına ileri geri yürüyen bir gölgeye dönüşmüş durumda. Her adım, bir yere varmak için değil; her güne dayanmak için.
Ve tüm bu çöküşün ortasında, kurumsal sessizlik var.
Gabi’nin ölümü hakkında açıklama yok.
Hayatta kalan filin durumu hakkında açıklama yok.
Hayvanat bahçesinde yaşanan bu acı dolu hikaye bize şu soruyu çağrıştırıyor:
Bu sessizlik kimin işine yarıyor?
Kaynaklar
- Poole, J. & Moss, C. (2008). Elephant sociality and complexity.
- Bradshaw, G. (2009). Elephants on the Edge.
- Bradshaw et al. (2005). Post-traumatic stress responses in elephants.
- Clubb, R. & Mason, G. (2002). A Review of the Welfare of Zoo Elephants in Europe.
- Mason, G. & Latham, N. (2004). Stereotypic behaviour and animal welfare.






Bir Cevap Yazın