01 Kasım 2025, Cumartesi

62. Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu yıl yalnızca gösterimlerle değil; sektörün kamera arkasında yaşananlara ışık tutan panellerle de dikkat çekti. 62 yıllık festival tarihinde ilk defa, sektördeki kadın emekçilere yönelik bir söyleşi yapıldı.
“Sinemada Emek, Mücadele ve Dayanışmanın İzinde” başlıklı panelde konuşan sanatçılar, sendika temsilcileri ve avukatlar; oyunculardan ışıkçılara kadar geniş bir yelpazede sinema emekçilerinin yaşadığı güvencesizlikleri, örgütlenme sorunlarını ve yapay zekâ ile yeni dönemde artan iş kaygılarını tartıştı.
Panel moderatörlüğünü yürüten Sine-Sen Genel Başkanı Galip Görür, Altın Portakal’ın tanıtım filminde bir yapay zekâ imgesinin kullanılmasına dikkat çekerek, “Bu sessiz bir uyarıdır, emek meselesi teknolojinin gölgesine düşüyor.” dedi.
Türkiye sinema tarihinin örgütlenmesi hakkında konuşan Akademisyen Suna Can Özbulduk, ilk örgütlenmenin 1952’de makinistler tarafından insanlık dışı çalışma saatlerine karşı yapıldığını hatırlattı.
Oyuncular Sendikası Set Birimi Sorumlusu Cem Yiğit Üzümcüoğlu, günümüzde insanlık dışı çalışma saatlerinde herhangi bir değişiklik olmadığını belirtti. “Bir oyuncu günde 15-16 saate yakın çalışıyor” diyen Üzümcüoğlu, sendikal örgütlenmenin hâlâ en büyük sorunlardan biri olduğuna dikkat çekti. “10 numaralı sendika iş kolu sorunu yüzünden örgütlenemiyoruz. Oyuncular bireyselleşiyor, başkasının mücadelesine omuz vermiyor. Türkiye’de sınıf bilinci oturmadan ne politik ne sendikal mücadele kalıcı olabilir” ifadelerini kullandı.
Yıllık ortalama 800 oyuncunun sektöre dahil olduğunu, ancak büyük kısmının ücret eşitsizliği ve işsizlik nedeniyle meslek değiştirdiğini belirten Üzümcüoğlu, Eğitim sisteminin de bu çarkın önemli bir parçası olduğunu vurguladı.
Çocuk oyunculara yönelik yönetmelik hâlâ bekliyor!
Paneldeki bir diğer gündem, çocuk oyuncuların çalışma koşullarıydı. Üzümcüoğlu, yıllar önce Oyuncular Sendikası olarak Çalışma Bakanlığı ile başlattıkları ancak hâlâ yürürlüğe girmeyen yönetmelik taslağını hatırlattı. Üzümcüoğlu, “Bu yönetmeliği bizim girişimimizle hazırladılar ama kimsenin umrunda olmadı. Hiçbirimiz 5-6 saatten fazla çocukların çalıştırılmasını istemeyiz. Ama devlet bu konuda hiçbir adım atmadı. Bu yıl yeniden başlıyoruz” dedi.
Kamera arkası görünmez kılınamaz
Panelde sinemanın kolektif bir emek ürünü olduğuna dikkat çeken Avukat Derya Yaman, “Bu emeği görünmez kılarsak sanatın kendisini yok ederiz.” dedi. Yaman, TRT’nin hak ihlalleri konusunda öncü olması gerektiğini vurgularken, “Günde 11 saati aşan çalışma insanidir diyemeyiz. Sendikalı olursak birbirimizi koruyabiliriz” diyerek sektöre çağrıda bulundu.
‘Sektörde sözünü dinletmek için erkekleşmek zorundasın’
Bu yıl 62.’si düzenlenen Altın Portakal’da bu yıl yalnızca sinema sanatıyla değil, sinema emekçisinin ve kadının sektörde yaşadığı problemler de dile getirildi. Söyleşinin başlığı için çok uğraştıklarını belirten Sine-Sen Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Çelik, “62 yıllık festival tarihinde bu konular ilk kez gündeme taşınıyor” dedi.
Çelik, kadınların sektörde sözünü dinletebilmek için erkekleşmeye zorlandığını ifade etti. Kadınların sektörde sürekli mücadele içinde olduğunu belirten Çelik, “Regl olduğunuzda gösterdiğiniz tepkiler bile ‘huzur bozucu’ diye etiketleniyor” dedi.
Panelin sektördeki emekçi kadınlara yönelik olan kısmında, cinsiyet eşitsizlikleri ve taciz vakaları ele alındı. Sine-Sen Yönetim Kurulu Üyesi Yeliz Vurgun, sendikanın “Kadın İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği” araştırmasının verilerini paylaştı.

Kadın sinema emekçilerinin yüzde 86’sı küçümseniyor!
Araştırmaya göre kadın sinema emekçilerinin büyük çoğunluğu, çalışma hayatlarında sistematik cinsiyetçiliğe maruz kalıyor. Katılımcıların yüzde 86’sı, kadın çalışanlara yönelik küçümseyici veya dışlayıcı davranışlarla karşılaştıklarını belirtiyor. Erkek asistanlar tarafından sözlü taciz, kadınların tripod ya da kamera gibi teknik ekipmanları taşıyamayacağına dair önyargılar, fikir beyan ettiklerinde ciddiye alınmamaları ve fiziksel yeterlilik üzerinden yapılan ayrımcı konuşmalar, kadınların iş yükünün yanı sıra cinsiyetçiliğe de maruz kaldığını gösteriyor.
Aynı araştırmada, kadınların yüzde 62’si işe alımlarda önceliğin erkeklere verildiğini, maaş ve terfilerde erkek çalışanların kayırıldığını, kadınların ise sürekli dış görünüşlerine dair rahatsız edici yorumlarla karşılaştığını belirtti. Kadınlar, erkeklerle aynı işi yapmalarına rağmen sürekli kendilerini kanıtlama baskısı altında olduklarını da dile getirdi.
Setlerde veya ofis ortamlarında yaşanan taciz ve şiddet de dikkat çekici bir başka veri. Katılımcıların yüzde 81’i, yardımcı yönetmenler ve şefler tarafından zorbalığa uğradıklarını ya da fiziksel şiddete maruz kaldıklarını söyledi. Kadın çalışanlar, sarhoş oyuncuların sözlü ve fiziksel tacizine uğradıklarını, tepki verdiklerinde ise “şaka yaptım” gibi savunmalarla karşılaştıklarını ifade etti.
Sinemada kadın emeğini kuşatan bu tablo, yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir baskı mekanizmasına da işaret ediyor. Katılımcıların yüzde 98’i, kadın çalışanların özel hayatları ya da giyimleri üzerinden yapılan cinsiyetçi konuşmalara ve dedikodulara tanık olduklarını belirtiyor. Kadınlar, bu tür durumlara maruz kalmamak için daha sert bir mizaç sergilediklerinde bile “Hayatında erkek yok, o yüzden böyle” gibi klişelerle yargılandıklarını aktardı.
Dahası, bu sorunlarla karşılaşıldığında başvurulabilecek güvenli bir mekanizma da yok. Katılımcıların yüzde 67’si, taciz veya mobbing durumlarında destek alabilecekleri bir kurumun bulunmadığını belirtti. Kadın çalışanların önerileri arasında; denetim mekanizmalarının kurulması, şikayetlerin dikkate alınması, çözüm masalarının oluşturulması, ekiplerde kadın sayısının artırılması, yapımcıların güvence içeren protokoller imzalaması ve sektörde toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimlerinin verilmesi yer aldı.
“İfşa meşru bir mücadele biçimidir”
Kadın Savunukları Derneği’nden Rüya Kurtuluş, sanat alanındaki kadınların erkek şiddetini görünür kılmak için ifşa yöntemine başvurduğunu belirtti. İş yerinde tacizi dile getirmenin zorluğundan bahseden Kurtuluş, “Hemen ‘iftira atıyor, huzur bozuyor’ deniliyor. Ama kadınlar konuşarak değil, ifşa ederek görünür olmayı başardı. Feminist mücadelenin kökleri burada.” dedi.
Kurtuluş, bu ifşa hareketinin (#MeToo) 2017’de Hollywood’daki kadın oyuncuların erkek meslektaşlarını ifşa etmesiyle güçlendiğini, ancak Türkiye’de bu sürecin kadınları “sorun çıkaran” kişi konumuna ittiğini belirtti. “Kadın örgütleriyle sektör paydaşlarının bir araya gelip somut mekanizmalar oluşturması gerekiyor.” dedi.






Bir Cevap Yazın