25 Ekim 2025, Cumartesi

Fotoğraf: Avukat Kardelen Ateşçi
Artık yasada yapılacak değişikliklerde öncelikle taslakları medyaya sızdırılarak kamuoyunun nabzı yoklanıyor. 10.Yargı Paketinin ardından geçtiğimiz günlerde 11.Yargı Paketi taslağı da medyaya ‘sızdırıldı’. LGBTİ+’lardan, suça sürüklenen çocuklara toplumun farklı kesimlerini doğrudan etkileyen taslak, beraberinde pek çok tartışmayı doğurduğu gibi, Meclis’e taslağın ne kadarının getirileceği de merak konusu oldu.
İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Avukat Kardelen Ateşçi, 11.Yargı Paketi taslağını suça sürüklenen çocuklar bağlamında değerlendirdi, hukukun nasıl işlemesi gerektiğini de bir kez daha hatırlattı.
11.Yargı paketi taslağı birden fazla grubu hedef alıyor. Medyada çoğunlukla LGBTİ+’lar ile ilgili düzenlemeler konuşuldu ancak Suça Sürüklenen Çocuklar (SSÇ) hakkında da maddeler mevcut. Taslakta SSÇ’ler hakkında ne gibi düzenlemeler var?
Taslak metin, çocuklara ilişkin birkaç önemli ve tartışmalı değişiklik içeriyor. En dikkat çekici olanlardan biri, Türk Ceza Kanunu’nun “yaş küçüklüğü” başlıklı 31. maddesinde yapılması öngörülen değişiklik. Bu düzenleme, özellikle 15–18 yaş grubundaki çocuklara verilen cezalarda alt ve üst sınırların yükseltilmesini ve yaş küçüklüğüne bağlı ceza indirimi oranlarının daraltılmasını hedefliyor. Bu ise çocuklar ve yetişkinler arasındaki ceza orantısal farkını daraltan, dolayısıyla çocuğa özgü adalet sisteminin ruhuyla çelişen bir yaklaşım. Zira çocuklar, bilişsel ve psikososyal gelişim açısından henüz tam olgunluğa ulaşmamış bireyler. Ancak taslak, çocukların yetişkinlerle benzer ceza rejimine tabi tutulmasını; çocukların fiilen yetişkin gibi yargılanmasının önünü açıyor.
Taslakta ayrıca, hakimin takdir yetkisini genişleten ancak sınırlarını belirsiz bırakan ifadeler yer alıyor. Bu durum, ceza adaletinde öngörülebilirliği zayıflatmakta ve keyfî kararların önünü açabilecek bir zemin yaratıyor.
Bir diğer nokta ise, 10. Yargı Paketinde gündeme gelmiş ancak yasalaşmamış bazı düzenlemelerin bu taslakta yeniden karşımıza çıkıyor oluşu. Bu düzenlemeler, idareye geniş bir takdir yetkisi tanıyarak çocukların özgürlükten yoksun bırakılmasını kolaylaştırmakta, dolayısıyla kapatılmayı olağanlaştırma tehlikesi taşıyor.
“Çeteler, suç örgütleri veya sokak ekonomileri onlara bir “aitlik”, bir “dayanışma” duygusu sunarken, aslında onların çocukluklarını istismar ediyor”
Çocuklar iktidar eliyle çeteler tarafından suça sürüklenirken yine aynı iktidar tarafından işledikleri suçların bedelini ödüyor. Çocukları suça sürükleyen faktörler neler, bu süreç nasıl engellenebilir?
Bugün birçok çocuk, yoksulluk, güvencesiz çalışma koşulları, eğitimden kopuş, aile içi şiddet, istismar ve sosyal hizmet mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle korunmasız bırakılıyor. Bu boşlukları çoğu zaman suçu örgütlü şekilde yöneten yapılar dolduruyor. Yani devletin, toplumun ve bireylerin koruyamadığı, sistemin görünmez kıldığı çocuklar, başka güç odaklarının ağına düşüyor.
Çeteler, suç örgütleri veya sokak ekonomileri onlara bir “aitlik”, bir “dayanışma” duygusu sunarken, aslında onların çocukluklarını istismar ediyor. İlk bakışta bir tercih gibi görünen bu hikayeler, dikkatle bakıldığında çoğu zaman başka seçeneği kalmayan çocukların hayatta kalma stratejileri olarak karşımıza çıkıyor. Buna rağmen mevcut politikalar koruyucu değil sadece cezalandırıcı bir refleks gösteriyor. Çocuğu suça iten sosyo-ekonomik nedenleri ortadan kaldırmak yerine, suça sürüklendikten sonra sadece cezalandırmaya yöneliyor.
Bu da kısır bir döngü yaratıyor: Yoksulluk, eğitimden dışlanma ve güvencesizlik sürerken, ceza adaleti sistemi çocuğun yeniden suça sürüklenmesine veya ikinci kez mağdur edilmesine neden oluyor.
Metroda gördüğümüz ‘satıcı’ çocuklar aslında istismar ediliyor…
Basit bir örnek: Bugün kaçımız metroda çiçek satan, yolda cam silen, mendil satan bir çocuk gördüğünde 112’yi ya da 183’ü arıyoruz? Oysa o çocuk, ihmal ve istismara maruz bırakılmış bir çocuk. Okulda olması, dinlenmesi gerekirken emeği sömürülüyor. Toplum olarak “alıştığımız” görüntüler aslında çocuk hakları ihlalinin tam da merkezinde yer alıyor. Bugün ihmal edilen bu çocuk, yarın suça sürüklenen ya da mağdur olarak adalet sistemiyle karşılaşan çocuk olma riski taşıyor. Bu nedenle, çocuğun suça sürüklenmesini engellemenin yolu onu cezalandırmaktan değil, suça sürüklenmesine neden olan koşulları ortadan kaldırmaktan geçiyor. Bunun için çocuk yoksulluğunun azaltılması, eğitimden kopuşun önlenmesi, sosyal hizmetlerin güçlendirilmesi, koruyucu ve destekleyici tedbirlerin etkinleştirilmesi gerekir. Çocuklar için güvenli yaşam alanları, ulaşılabilir sosyal destek mekanizmaları ve hak temelli bir çocuk politikası olmadan, suça sürüklenmenin önüne geçmek mümkün değil.
“Taslaklar kapalı kapılar ardında hazırlanıyor hukuk siyasallaşıyor”
11.Yargı Paketi sizce meclise getirilecek mi? Getirilirse ne kadarı getirilir ve meclisten geçirildiği takdirde hukuki bağlamda pratiğe yansıması nasıl olacak?
Meclis’e getirilip getirilmeyeceğine dair elimde somut bir bilgi yok; ancak bu haliyle düzenlemenin Meclis’e gelmemesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hukuk devletinde yasa yapmak, yalnızca sayısal bir çoğunluğun iradesine dayanarak değil, şeffaflık, katılım, bilimsel gerekçelendirme ve toplumsal müzakere ilkeleri çerçevesinde mümkün olmalı. Ne yazık ki son dönemlerde yasa yapım süreci bu ilkelerden uzaklaşmış durumda.
Bu tür taslakların kapalı kapılar ardında hazırlanması, toplumun doğrudan etkilenecek kesimlerinin görüşlerinin alınmaması, hukukun siyasileşmesi ve norm koyma pratiğinin niteliğini kaybetmesi sonucunu doğuruyor. Burada asıl sorulması gereken, “Taslak Meclise gelecek mi?” değil; “Böylesi bir taslak nasıl hazırlanmalıydı?” diye düşünüyorum. Çocuk mahpuslar, LGBTİ+ bireyler veya dezavantajlı gruplar gibi toplumun kırılgan kesimlerinin yaşamını doğrudan etkileyen düzenlemeler, katılımcılıktan uzak biçimde yasalaşmamalı. Baroların çocuk hakları merkezleri, insan hakları komisyonları sürece aktif biçimde dahil edilmeli. Aynı şekilde çocuk adalet sistemi üzerine çalışan akademisyenler, sivil toplum örgütleri ve meslek birlikleriyle gerçek bir müzakere yürütmeden yapılan her düzenleme, hem meşruiyet hem de uygulama açısından sorunlu olacak. Böylesi bir paketin Meclis’e gelmesinden önce toplumun tüm ilgili kesimleriyle istişare edilmesi; bilimsellikten ve hak temelli ilkelerden sapmadan yeniden ele alınması gerekir. Aksi halde, yasal değişiklikler kağıt üzerinde reform olarak görünse de, pratikte yeni hak ihlalleri ve keyfi uygulamaların önünü açma riski taşır.
Belki şunu da eklemeliyim; son dönemde yargı paketi şapkası altında birçok yasa “torba yasa” niteliğinde karşımıza çıkıyor. Yani birbirinden tamamen farklı toplumsal alanlara dair düzenlemeleri tek metin içinde birleştiriyor. Oysa bu yöntem, hukuki öngörülebilirliği ve normların sistematik bütünlüğünü zedeliyor. Özellikle çocuklara dair düzenlemelerin, bu tür çok başlıklı paketlerin içinde, ceza, infaz veya yetişkin yargısına ilişkin hükümlerle aynı metinde yer alması son derece sakıncalı. Çocuk hukukuna ilişkin değişiklikler, kendi bağlamında, çocuk hakları perspektifinden ve uzmanların katkısıyla tartışılmalı.
“Milletvekillerinin soru önergeleriyle somut veri talep etmesi gerekir“
SSÇ’ler hakkında yeterli veri yokken taslak uygulamaya konursa nasıl bir hukuki süreç işletilecek?
Taslak uygulamaya konursa, elde güvenilir veriler olmadan yapılacak her düzenleme keyfî sonuçlar doğurabilir. Örneğin hangi yaş grubunda, hangi suç tiplerinde artış olduğu, çocukların sosyo-ekonomik profili ya da sistemden nasıl etkilendikleri bilinmeden, cezaların artırılması yalnızca cezalandırıcı politikayı derinleştirir. Bu nedenle, şeffaflık ve hesap verebilirlik burada oldukça önemli. Milletvekillerinin, bu tür taslaklar gündeme geldiğinde, soru önergeleriyle somut veri talep etmesi gerekir. Böylece, ‘yapılmak istenen düzenleme ile mevcut veriler gerçekten örtüşüyor mu?’ sorusu kamuoyunun gözü önünde yanıt bulabilir.
Yasama sürecinde veriye dayalı bir tartışma yürütülmediği sürece, çocuklara ilişkin her yeni düzenleme riskli, geri dönülmez; bir gün geri dönülse dahi birçok hak ihlaline sebebiyet vererek geri dönülmüş olacak.






Bir Cevap Yazın