24 Ekim 2025, Cuma

Fotoğraf: Fotoğraf üçlemesi Bozcaada’yı anlatıyor: Solda, “Bozcaada Cruise Port” binası, arka planda ada manzarası ve minare. Ortada, kırmızı duvarda “BIFED 8–12 Ekim 2025” yazılı yeşil festival afişi, üzerinde zeytin dalı görseli. Sağda, feribotta denize bakan yolcular, hareket hâlinde deniz köpükleri. Genel olarak Bozcaada’nın limanı, kültürü ve yolculuk atmosferi vurgulanmış.
Ankara’da güneşli bir sonbahara uyandık.
Acaba Guaporé Nehri’ni çevreleyen sazlık bitkileri bu sabah nasıldır? Korab Dağı’nın kızıl sincapları kışa hazır mıdır? Belki Białowieża Ormanı’nda bizonlar çöken sabah sisinde ağır adımlarla ilerliyor ya da Atacama Çölü’nde flamingolar parıldıyordur…
Hepimizin ki bir hayatta kalma telaşı. Sabah kan uykusundan uyanıp işine gidenin ki de, kayaya tutunmuş yosunun direnci de…
Tüm türlerin eşit olduğunu düşündüğümüzde, dünyanın sömürüyle dolu yapısını görmezden gelmek artık mümkün olmuyor. İnsan türünün kendi ayağına doladığı gibi tüm ekosisteme musallat ettiği suçlar başını çevirdiğin her yönde karşına çıkıyor.
Bu yıl 8-12 Ekim tarihlerinde on ikinci kez gerçekleşen, Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED) tüm bunları yeniden düşünmek için iyi bir zaman tanıdı biz konuklarına.

Betimleme: “The Coriolis Effect”ten bir sahne. Bir çocuğun ellerinde iki deniz kaplumbağası.
Cape Verde’nin kuru topraklarında başlayan “The Coriolis Effect” beş yıldır yolu gözlenen bir yağmuru ve sevinçle karşılanan bir fırtınayı işaret ediyor bize: “Deniz ve rüzgar ebedi gezginimizdir” diyor. Fırtınadan korkma!
Bir kuş için en korkunç olanın kanadını yitirmesi olduğu halde yaşaması için bir kanadının ampute edilmesi gerektiğini bize gösteren de bu belgesel, başka kentlerden taşınan plastik pet şişelerdeki içme sularının başına insanlardan önce üşüşen serçeler de öyle…
Halk Eğitim Merkezi’nde gösterilen belgeseli yüreğimiz ağzımızda bitiriyoruz; Calhau Plajı’nda denize kavuşsun ve hayatta kalabilsin diye, içimizden “Koş artık Jack” diye bağırarak… Jack denizine kavuşuyor, biz Salhane’den denize…
Salhane…
Festivalin gösterim mekanlarından biri. Cahilce “salların bağlandığı yerdir” herhalde diye düşündüğüm ismi, Arapça ve Farsça iki sözcüğün birleşiminden geliyor, hayvanların kesildiği, derisinin yüzülüp, saklandığı hane…
1950’li yıllarda Bozcaadalıların mezbaha olarak kullandığı bu yer 1996 yılında Mimar Bülent SUCU tarafından yeniden tasarlanıyor ve “Salhane” kelimesinin anlamı bir nevi sıkıntının kesilip atıldığı; -kendilerinin ifadesiyle- huzurun, neşenin olduğu bir yer anlamına gelmiş ancak biz halen çeşitli deniz türlerinin avlandığı bir yer olduğundan bu neşeye tamamen kaptıramadık kendimizi.
Yine de Salhane’deki şu notun çok özel olduğunu düşünüyorum: “Burada katledilmiş olan hayvanların anısına…”
Betimleme: Salhane’nin sarı duvarında asılı metal levhada “Burada katledilmiş olan hayvanların anısına…” yazıyor, Türkçe ve İngilizce. Bu yazı Mimar Bülent Sucu tarafından konulmuş.
Salhane’ye hoş geldik
Burada izlediğim “Il ricercatore”, iklim değişikliğinin toplumsal etkileri üzerine çalışan bir araştırmacı Gianluca Grimalda’nın inadını konu ediniyor.

Grimalda’nın unuttuğu ve bir temenni
Bir inadı belgeleyen bu filmde Grimalda, iklim değişikliğini araştırırken karbon ayak izini daha fazla büyütmeyi reddederek gitmesi gereken ülkelere uçmayı reddediyor.
35 gün süren bu serüvende 28 bin kilometreden fazla yol kat eden araştırmacı, kendisine verilenden daha geç bir tarihte döndüğü üniversitedeki işinden atılıyor. Yolculuğu sırasında 3,5 ton karbondioksit salan Grimalda, aynı mesafeyi uçakla giden bir yolcuya göre yaklaşık on kat daha az karbon ayak izi bıraktı.
Ne var ki Grimalda’nın bu kararlılığı, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının başlıca sebeplerinden biri olan, “gıda” amacıyla sürdürülen hayvan sömürüsünü tamamen reddetmemesiyle çelişiyor. Grimalda kendisini vejetaryen olarak tanımlıyor.

Fotoğraf: “Il ricercatore” filminden bir sahne. Grimalda selfin çekiyor, bir nehir üzerinde salda, arkasında salı yöneten siyah bir adam var.
Sırası gelmişken, gelecek yıl BIFED’in tamamen vegan bir festival olmasını içtenlikle diliyorum. Dünyaya bir kıyıdan, yüzlerce farklı gözle bakmamızı sağlayan; odağı ekolojik belgeseller olan bu festivalin, böyle bir adımı atabileceğine de yürekten inanıyorum.
Diğer yandan bugüne dek okuduklarım nedeniyle dünyanın insan kaynaklı yok oluşunu engellemek için uçak kullanmayı reddetmekle ilgili Grimalda’dan farklı düşünüyorum ama bu başka bir yazının konusu.
Bu filmi birlikte izlediğim meslektaşlarım Evrim Kepenek’in Bianet’te ve Sinem Hızarcı’nın Fayn’da yayımlanan yazılarını da mutlaka okuyun derim.

Fotoğraf: “Festivalde Bulutsuzluk Özlemi mi…” Nejat Yavaşoğulları’nı dinledik. Betimleme: Salhane’de kayaların önünde solda hoparlör ve sağda Nejat Yavaşoğulları elinde gitarıyla.
Salhane’de izlediğim belgesellerden bir diğeri “TAHRİBAT- Kuşlar Sulak Alana Dönerken”. Özge Doruk’un yönetmenliğini üstlendiği bu çalışma Akçay Sulak Alanı’nın sessiz direnişini merkezine alıyor. Gösterimin ardından, Kazdağı Doğal Ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nden Süheyla Doğan’ın çarpıcı konuşmasını izlemek için burayı ziyaret edebilirsiniz.
İzleyenlerini 6 Şubat Depremleri’ne götüren “Seva” Bozcaada’dan Hatay’a uzanan bir hikâye…
“Seva”nın çekimlerinin sürdüğü 2024’te depremden sonra kendi kendine ayağa kalkmış Tarihi Çarşı’nın yıkıldığına dikkat çekiyor Nesime Karateke: “Seva, bu yüzden yalnızca bir belgesel değil; Tarihi Çarşı’yı son kez görebileceğiniz bir film.”
Merhaba cehennem!
Hadi, Salhane’den çıkalım ve Herzog’un cehennemine gidelim… “Lessons of Darkness” festivaldeki en güçlü eserlerden biri olsa gerek. 1991’de Körfez Savaşı’nın ardından Kuveyt’te yanan yüzlerce petrol kuyusunu unuttuğumuz bir tarihi yaşıyoruz.

Betimleme: “Lessons of Darkness” filminden bir sahne, yanan en az üç petrol kuyusunu uzaktan görüyoruz.
Yönetmen Werner Herzog, bu felaketi yalnızca bir belgelemiyor, bizi paralel bir evrene, kıyametin yaşandığı başka bir gezegene götürüyor adeta… Aynı cehennemde yaşadığımızı film bittiğinde hatırlıyoruz ve belki de tam bu yüzden, unutmayı seçiyoruz.
Bitmedi ki…
Bu yazı yavaş yavaş bitiyor ama festivalin üzerinden iki haftaya yakın bir zaman geçti ancak etkisi, düşündürdükleri halen sürüyor.
Aynı zamanda basın sponsoru olduğumuz bu festivale dair paylaştıklarımız bitmedi.

Fotoğraf: “Lace Relations” gösterimi sırasında dopdolu bir salon. Gösterim sonrası Can Candan ve belgeselin yönetmenlerinden Katharina Weingartner konuşuyor.
Merak ediyorsanız bugün yayımlayacağımız; Avusturya ile Nijerya arasındaki dantelin ticaretini ve sömürgeciliği feminist bir yöntemle sorgulayan “Lace Relations”ın yönetmenlerinden Katharina Weingartner’la, Deniz Tapkan’ın röportajını okuyup-izleyebilirsiniz.
Bitti mi, bitmedi… Akçay Sulak Alanı’nda başka bir tahribatın izlerini kaydeden Efekan Akyüz’ün çalışmasını takip edebilirsiniz.






Bir Cevap Yazın