21 Ekim2025, Salı
Avukat Aslı Pasinli: “Kadınlar çoğu zaman nafakaya, çocuğun velayetine, mal paylaşımındaki haklarına erişebilmek için şiddeti ifade etmekten, bunu ifşa etmekten vazgeçmek zorunda kalacaklar.” Ebru Apalak‘ın haberi.

Fotoğraf: Avukat Aslı Pasinli
Dayanışmanın Kadın Hali Derneği Başkanı, Avukat Aslı Pasinli, Türkiye’de son yıllarda sık sık gündeme getirilen aile arabuluculuğuna yapılan itirazları, aile arabuluculuğunun Türkiye’de uygulanıp uygulanamayacağını ve dünyada nasıl uygulandığını Muzır’a anlattı.
Aile arabuluculuğunun boşanma davalarında uygulanması kadınlar açısından hangi riskleri barındırıyor? Derin bir toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğu Türkiye’de aile arabuluculuğu uygulanırsa eşit bir müzakere zemini yakalamak mümkün mü? Aile içi şiddetin söz konusu olduğu boşanma davalarında arabuluculuk bir çözüm sunabilir mi?
2003’te yürürlüğe giren 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun ile aile hukuku davalarına özel olarak görev yapan Aile Mahkemeleri kuruldu. Bu mahkemeler, velayet, nafaka, evlilik birliği içindeki haklar gibi konuları ele almak üzere tasarlandı. aile mahkemelerinin kurulmasından önce boşanma, velayet, nafaka gibi konular genel mahkeme statüsünde olan asliye hukuk mahkemelerinde görülüyordu.
7 Haziran 2012’de 6325 sayılı “Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yasası” kabul edildi, 22 Haziran 2012’de yürürlüğe girdi. Bu yasa, hukuk uyuşmazlıklarında tarafların mahkemeye gitmeden önce veya dava sürecinde anlaşarak uyuşmazlıklarını çözmelerini teşvik eden bir sistem olarak arabuluculuğu getirdi. İş uyuşmazlıkları (2018), ticari uyuşmazlıklar (2019) ve tüketici uyuşmazlıkları (2020) gibi alanlarda zorunlu arabuluculuk uygulamaları ek düzenlemelerle yürürlüğe girdi. Yargının iş yükünü azaltma ve yurttaşların adalete erişimini hızlandırma amacıyla Arabuluculuk Yasası çıkarıldı.
Kadına yönelik şiddet içeren davalarda arabuluculuk….
Aile arabuluculuğu ise Türkiye’de ilk kez 2012’de gündeme geldi. Kadın örgütlerinin itirazıyla karşılaştı.
Türkiye Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) 11 Mayıs 2011’de imzaladı. İstanbul Sözleşmesi, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi. Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve faillerin cezalandırılmasını odağa alan Sözleşme’de arabuluculuk konusu doğrudan geçmiyor. Ancak Sözleşme, kadına yönelik şiddet içeren davalarda arabuluculuk yapılmasının yasaklanmasını öngörür.
Bunun nedeni, arabuluculuk süreçlerinin çoğu zaman şiddet mağdurunun aleyhine sonuçlar doğurabilmesi ve mağdurun baskı altında kalma riskidir. İstanbul Sözleşmesi’ne taraf ülkelerde şiddet davalarında arabuluculuk yasaklanmıştır. Bu nedenle kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet davalarında mağduru korumayı ve faillerin sorumluluktan kaçmasını önlemeyi amaçladığı için arabuluculuğu reddeder.

Fotoğraf: Dilara Açıkgöz, csgorselarsiv.org
6284 ve Aile Arabuluculuğu
Türkiye’de 8 Mart 2012’de kabul edilen, 20 Mart 2012’de ise yürürlüğe giren “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” ile (kısaca 6284) kadına ve aile bireylerine yönelik şiddeti önlemek, mağdurları korumak ve şiddet faillerine karşı etkili tedbirler almak amaçlandı. Bu yasanın 2. ve 3. maddeleri şiddet mağduru kişiler için önleyici ve koruyucu tedbirler alınmasını öngörür. Bu tedbirler arasında arabuluculuk yolu yer almaz.
6284, şiddet mağdurunun güvenliğini ön plana alır; dolayısıyla herhangi bir arabuluculuk süreci, mağdurun güvenliğini tehlikeye atacağı için yasaklanmıştır. Söz konusu yasa kapsamındaki şiddet davalarında arabuluculuk yapılamaz.
10 Aralık 2015’te boşanma olaylarını araştırmak ve aile kurumunun güçlendirilmesi için bir Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu.
On üç yıl sonra yeniden gündemde
Aile arabuluculuğu meselesi 2024-2025 yıllarında bir kez daha gündeme getirildi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, aile arabuluculuğu ile ilgili sempozyumlar düzenledi, birçok etkinlik yaptı. Aile arabuluculuğu yalnızca hukuki bir mesele değil aynı zamanda toplumsal bir mesele. Kadınların nafaka ve medeni haklarını doğrudan etkilediği için feminist hareket ve kadın örgütleri açısından önem taşıyor.
Avukat Pasinli, Türkiye’deki bu yasal gelişmelerin tesadüf olmadığını, birbirinin devamı niteliğinde olduğunu kayda geçirdi:
“Arabuluculuk meselesi, aile hukukundan bu şekilde bertaraf ediliyor. İstanbul Sözleşmesi’nin varlığı, iç hukuktaki düzenleme ve kadın örgütlerinin sivil alanda yaptıkları itirazlar çok belirleyici oluyor.”
İktidarın aile mahkemeleriyle amacına ulaşamadığını, bu yüzden aile arabuluculuğunu yeniden tartışmaya açtığını öne sürdü:
“Oradan istediğin amaca erişebileceğin mekanizmayı döşeyememişsin ki bugün aile arabuluculuğu meselesini konuşuyorsun. Aile arabuluculuğundaki esas gayelerden biri, yasa tasarısında ya da bu konuda söz söyleyen kişiler şunu söyler: ‘Biz aslında işi kolaylaştırıyoruz, kadınların bazı şeylere erişmesini kolaylaştırıyoruz. Yargının yükünü azaltıyoruz, işler hızlıca çözülsün istiyoruz.’ Adalete erişimde çok pratik bir mekanizmaymış gibi görünüyor.”
“Taraflar eşit değilse eşit bir müzakere de olmaz”
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2024 İşgücü İstatistikleri’ne göre Türkiye’de 2024 yılı itibarıyla kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 36. Pasinli, kadınların boşanma süreci boyunca ve sonrasında baskı altında olduklarını, birçok kadının bu baskı nedeniyle haklarından feragat ettiğini belirtti.
Şiddet tehdidine dikkat çekerek, anlaşma ve uzlaşmanın eşitler arasında mümkün olabileceğini vurguladı. “Eğer taraflar eşit değilse eşit bir müzakere olmaz” dedi. Kadın örgütlerinin eşitsizlik nedeniyle bu uygulamaya karşı çıktığını dile getirdi.
Dünyada aile arabuluculuğu
Dünyada birçok ülkede aile arabuluculuğu uygulaması var. Uygulama bazı ülkelerde tek çözüm yolu olarak sunuluyor. Aile arabuluculuğu Hindistan ve Çin’de yaygınken, Kanada, Fransa ve Almanya’da arabuluculuk gönüllü olarak yapılıyor, mahkemeler arabuluculuğu teşvik ediyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bazı eyaletleri, İngiltere ve Avustralya’da ise arabuluculuk zorunlu.
İngiltere’de kadın örgütleri arabuluculuk uygulamasının kadınlar açısından baskı, eşitsizlik ve güvenlik riski yarattığına dair bir rapor hazırladı. (Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddet Sektörü İngiltere ve Galler Gölge Rapor) Bunun üzerine uygulamada değişiklik yapılarak kadınların maruz kaldıkları şiddeti belgeleyebilmeleri durumunda arabuluculuktan muaf tutulmaları kararlaştırıldı. Pasinli, İngiltere’deki bu değişikliği Türkiye’deki “tartışmaların referansı niteliğinde” diye değerlendirdi.
Gönüllü arabuluculuk uygulamasının olduğu Fransa’da mahkemeler kişileri teşvik ediyor. Fransa’daki kadın örgütleri kadınların üzerindeki sosyal ve ekonomik baskılara, hukuki hizmetlere erişim sorununa dikkat çekerek ücretsiz hukuki danışmanlık hizmeti verilmesini sağladı.
“Arabuluculuk geldiğinde kadınlar şiddet gizleyecek ya da hiç ifade edemeyecek”
ABD’de arabuluculuğa şiddet istisnasının eklendiğini ve arabuluculuğun zorunlu olmaktan çıkarıldığını aktaran Pasinli, Türkiye’de şiddetin çoğu zaman belgelenemediğine işaret etti. Sosyolojik dengeleri gözetmek gerektiğini şöyle ifade etti:
“Kadın ve erkeğin aynı güç zemininde olmaması bizim için çok belirleyici. Türkiye’de aile arabuluculuğunun uygulanması durumunda erkeklerin güç üstünlüğü kurumsallaşacak. Bu senaryoya baktığımızda kadın ve erkeğin arabuluculuk meselesi için boşanma sürecinde aynı masaya oturduğunu hayal edelim. Kadınlar çoğu zaman nafakaya, çocuğun velayetine, mal paylaşımındaki haklarına erişebilmek için şiddeti ifade etmekten, bunu ifşa etmekten vazgeçmek zorunda kalacaklar.”
Türkiye’de mahkemelerin hâlâ kadınlar için “güvenli bir alan” olarak görüldüğüne dikkat çekti:
“Mahkemelerin varlığını bu süreçte reddedemediğimiz bir yerdeyiz. Oysa arabuluculuk geldiği zaman kadınların hak arama yolları daralacak. Şiddet gizlenecek ya da hiç ifade edilmeyecek. Çünkü orada bir menfaat dengesi esas alınacak.”
Türkiye cinsiyet eşitsizliğinde geride
Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde 146 ülke arasında 2023’te 129., 2024’te 127., 2025’te ise148 ülke arasında 135. sırada yer aldı.
Erkekler 2024’te boşanma aşamasındaki 111 kadını öldürdü
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2023 verilerine göre, en az 30 kadın evli oldukları erkek tarafından boşanma aşamasındayken öldürüldü. 2024’te erkekler tarafından öldürülen 394 kadının 111’ini boşanmayı ya da barışmayı reddeden / ilişkiyi sonlandırmak isteyen kadınlar oluşturdu.
Pasinli, “Bu veriler bu kadar yüksekken aile arabuluculuğu Türkiye’de tartışma konusu yapılması akıllara durgunluk veriyor” ifadelerini kullandı.
On yıl önce Meclis’te boşanmaların önlenmesi için kurulan Komisyon’un “bir yapı taşı” diye tanımladı. Bu sürecin 2017’de müftülere resmî nikâh kıyma yetkisinin verilmesiyle sürdüğünü belirtti. Aile arabuluculuğu tartışmasında dile getirilen şer’i hukuk konusunun “yersiz ve tabansız olmadığını” söyledi.
Şer’i hukukun uygulandığı Suudi Arabistan ve İran’da aile meseleleri dini otoritelere bağlı merciler tarafından çözülüyor. Şer’i hukukta boşanma, nikâh, miras gibi konularda çoğu durumda yalnızca erkek tanıkların beyanı geçerli kabul ediliyor. Pasinli, bu nedenle, Türkiye’deki kadın örgütlerinin kaygısını şöyle ifade etti:
“Aile arabuluculuğu gelsin. İmamlara resmî nikâh kıyma yetkisine hepimiz afallayıp kaldık, ‘Böyle şey olur mu. Bunu yapacak makamlar var’ vesaire dedik. Sistem oturduktan sonra -aradan dört beş yıl geçince- ‘Aile arabuluculuğu meselesini boşanma ve çocuk konularında müftülere verelim’ diye ortaya çıkmaları hiç sürpriz olmaz.”
“Aile arabuluculuğunu kadınların boşanma süreçlerinde öldürüldüğü aşamada tartışıyoruz!”
Pasinli, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden 2021’de çekildiğini hatırlattı. 6284’ün gerekliliklerini hâlâ yerine getirmediğini ve işlevsizleştirdiğini belirterek, şöyle konuştu: “Bunlar söz konusuyken aile arabuluculuğunu hangi aşamada tartışıyoruz? Hâlâ o noktada değiliz. Kadınlar boşanma davası süreçlerinde öldürülürken, aile mahkemelerine hâlâ 40 tane güvenlik önlemiyle gelirken iki kişinin aynı masada eşit bir şekilde oturabileceğini söylemek hangi aklın ürünü?”
Anlaşmalı boşanma varken…
Öte yandan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. ve 166/2. maddeleri, anlaşmalı boşanmayı düzenliyor. Anlaşmalı boşanma, eşlerin boşanma konusunda karşılıklı olarak anlaştığı ve mahkemeye bu anlaşmayı sunarak boşanmayı hızlandırdığı bir boşanma türü. Sürecin daha kısa ve masrafsız olduğu anlaşmalı boşanmada taraflar arasında hak kayıpları daha az oluyor.
Pasinli, yasada anlaşmalı boşanma olanağı varken aile arabuluculuğunun neden tartışıldığını şu sözlerle sorguladı:
“Bu ülkede anlaşmalı boşanmanın mümkün olduğunu söylüyorsak, arabuluculuğa neden ihtiyaç duyuyoruz? Özgür iradeyle yapılabilecek, anlaşma metnini hazırlayabilecek bir mekanizma var. Burayı kadınlar açısından arabuluculuk üzerinden güçsüz bir tabana eviriyor.”
Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi’nde yaklaşık 3 bin dava dosyasını inceleyerek rapor hazırladıklarını anlattı. Dosyaları mahkemelerin kalemlerinden aldıklarını söyleyen Pasinli, kadınların boşanma süreçlerinde harcı ödeyememe, avukat tutamama ya da barışmaya ikna edilme gibi gerekçelerle davaların çoğunun feragatle sonuçlandığını aktardı. Boşanma sürecindeki kadınların ilişkide karar verici pozisyonda olmaları durumunda “Kocandır bir şey olmaz” denilerek barışmaya zorlandıklarını, arabuluculuk uygulamasında bu yaklaşımla hareket edilip edilmeyeceğinin belirsiz olduğuna değindi.
“Aile arabuluculuğu kadınlar açısından hak kaybıdır”
“Aile arabuluculuğu Türkiye’de neden uygulanamaz?” sorusunu Pasinli şöyle yanıtladı:
“Sosyal yapımız buna uygun değil. Kadınları şiddetten koruyabilecek mekanizmalarımız yerine getirilmiyor ve bu konuda güçlü değil. Buralarda çok fazla açık var. Kadınların ekonomik olarak buna uygun olmadığı bir zeminde, o masanın etrafında yaşanacak tek şey; kadınlar açısından hak kaybıdır. Aile arabuluculuğu meselesi erkeklerin gücünün kurumsallaşmasıdır.
Yasalar açısından zengin bir ülkeyiz; her şeyin yasası var ama hiçbir şey gerçek anlamda uygulanmıyor. 6284 gerçek anlamda uygulanabilse bu tartışmaların birçoğu bertaraf edilecek. Ya da Medeni Kanun’daki mevcut düzenlemeler yerine getirilse aile arabuluculuğuna senin ihtiyacın yok, anlaşmalı boşanma var zaten. Hangi menfaati elde edemediğini düşünerek arabuluculuğu getirmeye çalışıyorsun? Anlaşmalı boşanma arabuluculuktaki hangi durumu karşılamıyor? İnsanlar kendi aralarında o uzlaşıyı sağlayabilmişse anlaşmalı boşanmaya oturuyor. Demek ki uzlaşı sağlanmasa da anlaşma olsun istiyorsun; aile arabuluculuğunu getirmek istiyorsun.”
Daha detaylı okuma için İstanbul Sözleşmesi’nin ilgili hükümleri şöyle:
Sözleşme’nin temel hükümlerinden bazıları şöyle:
Madde 4 – Temel haklar, eşitlik ve ayrım gözetmeme
- Taraf Devletler, özel ve kamusal alanda herkesin, özellikle de kadınların, şiddetten uzak yaşama hakkını korumak ve bu hakkı sağlamak amacıyla gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı kınar ve kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı önlemek üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri gecikmeksizin alır ve bu kapsamda,
-kadın erkek eşitliği ilkesini kendi ulusal anayasalarına ya da diğer uygun mevzuata dahil eder ve bu ilkenin uygulamada gerçekleştirilmesini güvence altına alır;
-kadınlara yönelik ayrımcılığı, ihtiyaç bulunması hâlinde, yaptırımlar uygulamak yoluyla yasaklar;
-kadınlara yönelik ayrımcı yasa ve uygulamaları kaldırır.
- Taraf Devletler bu Sözleşme’nin hükümlerinin, özellikle de mağdurun haklarını korumaya yönelik tedbirlerin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya siyasi olmayan görüş, ulusal veya sosyal köken, ulusal azınlık ile ilişkilenme, mülkiyet, soy, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, yaş, sağlık durumu, sakatlık, medeni hal, göçmen veya mülteci olma durumu ya da benzeri herhangi bir temelde ayrım gözetmeksizin uygulanmasını güvence altına alır.
- Bu Sözleşme kapsamında kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve kadınları toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten koruyan özel önlemler ayrımcılık olarak kabul edilemez.
Madde 5 – Devlet yükümlülükleri ve gereken özeni gösterme sorumluluğu
- Taraf Devletler kadına yönelik herhangi bir şiddet eylemiyle ilişkilenmekten kaçınır ve devlet adına hareket eden devlet yetkililerinin, görevlilerinin, organlarının, kurumlarının ve diğer aktörlerin bu yükümlülüğe uygun davranmalarını sağlar.
- Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin kapsamında olup devlet dışı aktörler tarafından işlenen şiddet eylemlerini gereken özeni göstererek önlemek, soruşturmak, cezalandırmak ve bu eylemlerden kaynaklı mağduriyet için tazminat sağlamak amacıyla gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 12 – Genel Yükümlülükler
- Taraf Devletler, kadınların aşağı bir cins olduğu veya erkekler ile kadınlar için alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan önyargıları, örf ve âdetleri, gelenekleri ve her türlü uygulamaları yok etmek amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesi için gerekli tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin kapsamına giren bütün şiddet biçimlerine karşı her gerçek ve tüzel kişiyi korumak için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Bu madde gereğince alınan her tedbir belirli şartlar nedeniyle savunmasız bırakılan kişilerin özel ihtiyaçlarına işaret eder ve ihtiyaçları dikkate alır ve mağdurun insan haklarını merkeze koyar.
- Taraf Devletler, tüm toplumu, özellikle erkekleri ve erkek çocukları bu Sözleşme kapsamına giren bütün şiddet biçimlerinin önlenmesine aktif bir şekilde katkıda bulunmaları için teşvik etmek amacıyla gerekli tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, kültür, örf ve âdet, din, gelenek veya sözde “namus”un bu Sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerinin bir gerekçesi olarak kabul edilmemesini güvence altına alır.
- Taraf Devletler, kadınların güçlenmesi için program ve faaliyetleri arttırmak amacıyla gerekli tedbirleri alır.
Madde 50 – Acil müdahale, önleme ve koruma
- Taraf Devletler bu Sözleşme kapsamına giren bütün şiddet biçimlerine karşı, sorumlu kolluk kuvvetlerinin mağdurlara yeterli ve acil koruma sunarak derhal ve gerektiği gibi müdahale etmelerini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler, sorumlu kolluk kuvvetlerinin bu Sözleşme kapsamına giren bütün şiddet biçimlerinin önlenmesi ve bunlara karşı koruma sağlanması için, önleyici operasyonel tedbirlerin alınması ve delillerin toplanması da dahil, anında ve gerektiği gibi müdahale etmelerini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 51 – Risk değerlendirmesi ve risk yönetimi
- Taraf Devletler, tüm ilgili yetkililerin riski yönetmek ve eğer gerekliyse eşgüdümlü koruma ve destek sağlamak için ölüm riskinin, durumun ciddiyetinin ve şiddetin tekrarlanması riskinin değerlendirilmesinin yapılmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
- Taraf Devletler 1. fıkrada bahsedilen değerlendirmenin, usulüne uygun olarak bu Sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerinin faillerinin ateşli silah taşıyor olmalarını veya ateşli silaha erişme imkânlarını, soruşturmanın tüm aşamasında ve koruyucu önlemlerin uygulanması sırasında dikkate alan gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.





Bir Cevap Yazın