Türkiye’de çocuk yoksulluğu, yalnızca ekonomik bir sorun değil; kuşaktan kuşağa aktarılan bir eşitsizlik ve toplumsal travma olarak karşımıza çıkıyor. Aç karnına okula giden, beslenme çantasını dolduramayan, ayakkabısı olmayan ya da kıyafetleri yüzünden akran zorbalığına uğrayan çocuklar, aslında daha ilk yaşlarından itibaren hak ihlalleriyle büyüyor. Çocukluklarını yaşamadan yetişkin yüklerini sırtlamak zorunda kalan bu çocuklar, eğitimden sağlığa, barınmadan sosyal hayata kadar birçok alanda dezavantajlarla karşı karşıya kalıyor.
Derin Yoksulluk Ağı kurucusu Hacer Foggo, Açık Alan Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Melek Bahat ve Derin Yoksulluk Ağı Araştırma ve Savunu Koordinatörü Önder Uçar ile “Çocuk Yoksulluğu”nu konuştuk. Hem çocukların eğitim, beslenme, hijyen ve barınma hakkına dair mevcut tabloyu hem de çözüm önerilerini dinledik.
“Çocuk Yoksulluğu” nedir?
Bu kavram aslında devreden yoksulluğun bir belirtisidir. Aileden kalan tek mirası yoksulluk olan çocuklar, doğdukları andan itibaren birçok eşitsizlik yaşıyorlar. Anne karnında yeterli beslenemezler, doğum esnasında ölümler olması daha yüksek bir ihtimaldir, annenin stresten sütü kesilirse mama kullanması gerekir ama mama almak ve bez almak bu aileler için zordur.
Yeterli çevresel uyaran yoksa otizm riski artar, kelime hazneleri daha kısıtlı olur, erken çocukluk eğitimine erişmekte zorluk yaşarlar, obezite ve kansızlık riski yüksektir, okula gittiğinde bilişsel gelişim gibi birçok alanda eksiklik yaşayabilirler, boyları daha kısa olabilir, okula beslenme götüremez, okul malzemelerine erişmekte güçlük yaşar, okula gitmek için uzun ve zorlu yollardan yürüyerek ulaşır, riskli binalarda yaşar, okulu terk etme riski yüksektir, ekonomik sebeplerden dolayı çalışmaya başlar veya erken yaşta evlendirilebilir.
Çocuk dediğimizde zihnimizde canlanan tüm durumların aksi bir senaryosudur Çocuk Yoksulluğu. Birden fazla zorlukla her gelişim döneminde mücadele etmek, fiziksel, zihinsel ve gelişimsel sorunlar yaşamak ve duygusal olarak yaşından büyük acılara maruz kalmaktır.
Hakları ihlal edilen bu çocuklar çocukluklarını asla yaşayamazlar, yetişkin dertlerine ve yüklerine sahip olurlar. Çocuk yoksulluğu hayattaki eşitsizliği çok erken yaşlarda hissettiğiniz, elektrik faturasının tutarını daha çocukken bildiğiniz, oyun oynamak yerine iş yerinde çalıştığınız, yaşınızdan daha fazla sayıda ev değiştirdiğiniz bir eşitsizlik halidir.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) takvimine göre 8 Eylül’de 2025-2026 eğitim-öğretim yılı başlıyor. Çocukların giyim, ayakkabı ihtiyaçları için aileler ne kadar bütçe ayırıyorlar? Çocukların ihtiyaçları ne düzeyde karşılanabiliyor?
TÜİK verilerine göre, toplumunu yüzde 9.2’si çocuklarına maddi yeterlilik sağlayamıyor. Çocukların yüzde 9.4’nün iki çift ayakkabısı yok. Bazılarının hiç ayakkabısı bile yok.
2025 Türkiyesi’nde 10 çocuktan 1’i kıyafet alışverişi yapamıyor. Bunun nedenlerinden biri gelir dağılımındaki bozulmada enflasyonun rolü. TÜİK verilerine göre 2024 Aralık ayındaki enflasyon oranı yüzde 58 çıkıyor ancak, gıda harcamaları yüzde 62, giyim harcaması yüzde 77 artmış. Derin yoksulluk yaşayan insanların giderleri gıda, giyim ve barınma ihtiyaçlarıdır. Bunların ortalama enflasyondan daha fazla oranda artması, şu anki ekonomi politikalarının yoksuldan alınıp zengine verildiğinin bir göstergesi.
Biz kendi destek sistemimiz içindeki hanelerimiz ile kurban bayramından hemen önce bir çalışma yaptık. 234 hane ile görüştük ve büyük çoğunluğunun iç çamaşırından ayakkabıya kadar giyim ihtiyacı var. Bunun üzerine oldukça başarılı sonuçlanan bir kampanya yürüttük. Çocuk başında 5 biner TL’lik çekler hazırlayarak ailelere ulaştırdık.
Güvencesizliğin çok büyük sonuçları var, çocuklar sosyal hayata karışamıyorlar, sokakta, okulda akran zorbalığına maruz kalıyorlar. Çocuklar “Okula gitmeye utanıyoruz” diyorlar.
“Okul yemeğini kabul etmeyen bir Milli Eğitim Bakanlığı var”
2019-2023 On Birinci Kalkınma planına göre dezavantajlı bölgelerden başlayarak tüm Türkiye’de bir tam öğün ücretsiz okul yemeği dağıtılması planlanıyordu. Ancak 6 Şubat depremlerinin ardından bu hedef süresiz olarak rafa kaldırıldı. Aktif olarak önceden olduğu gibi, sadece taşımalı eğitime tabii olan çocuklara ücretsiz okul yemeği veriliyor. Öğretmenlerin de sıkça dile getirdiği bir konu var, çocuklar okula aç mı geliyorlar? Bunun başlıca nedenleri nelerdir, bu sorunu gidermeye yönelik nasıl çözümler üretilebilir?
Her 10 çocuktan 1’i giysiye erişemiyorsa aynı çocuk yemeğe de erişemiyor. Hacettepe Üniversitesi’nin 2018 yılında yaptığı araştırmada Türkiye’de çocuk bodurluk oranının yüzde 6’larda olduğu görülüyor. Bu çocuklar bugün 11-12 yaşında bodur olarak hayatlarına devam ediyorlar. Bu çocukların sayısı 350-400 bin civarı. Bu oranın daha yüksek olduğunu düşünüyoruz.
Deprem bölgesinde yapılan çalışmalarda çocuklarda yetersiz beslenme oranının çok yüksek olduğu görüldü. Böyle bir ortamda okul yemeği elzem. Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu içerisindeyiz ve aylardır kampanya yapmaya çalışıyoruz. Unicef’in yaptığı araştırmalarda, okul yemeği verilen yerlerde kız çocuklarındaki kansızlık oranının yüzde 20 düştüğü görülüyor. Yüzde 2.5 oranında okula devamlılığın arttığını görüyoruz. Okul yemeği çocuklar için bu denli önemli.
Zaten Sağlık Bakanlığı bu konuda çalışmalar da yaptı, ancak devlet bu konuda adım atmıyor. Hem devletin hem de STK’ların elinde bu konuda veriler var. Çocuklarda obezite arttığına dair çalışmalar var, obezite de bir yoksulluk hastalığıdır, çocuklar ekmek ve makarna ile besleniyorlar. Ancak okul yemeğini kabul etmeyen bir Milli Eğitim Bakanlığı var. Çocuklar okul yemeği götürmediklerinde bahçede dolandıklarını söylüyorlar, bu sadece açlık değil bir travmadır. Hiçbir kurumun bu çocuklara bunu yaşatmaya hakkı yok diye düşünüyoruz.
Uluslararası Yemek Koalisyonu’na bir süredir üyeyiz, süreci takip ediyoruz. 14 Mart Okul Yemeği Günü ilan edildi, biz de “Neyimiz Eksik?” diyerek hashtag kampanyası başlattık. Burada soru “Diğer ülkelerden neyimiz eksik?” Demekti. Örneğin Güney Afrika Cumhuriyeti, kişi başına düşen geliri Türkiye’nin yarısından az, yüzde 46 ancak kendi bütçesi ile öğrencilerinin yüzde 72’sine ücretsiz okul yemeği veriyor. Filipinler’in kişi başına düşen geliri Türkiye’nin yüzde 29’u fakat kendi imkanları ile öğrencilerinin yüzde 13’üne ücretsiz okul yemeği veriyor. Nijerya’da kişi başına düşen gelir Türkiye’nin yüzde 12’si olmasına rağmen, kendi kaynaklarıyla öğrencilerin yüzde 15’ine beslenme sağlıyor. Son olarak Kolombiya’nın da kişi başına düşen milli geliri Türkiye’nin yüzde 53’ü olmasına rağmen çocukların yüzde 52’sine ücretsiz beslenme sağlıyor. O zaman şunu sormak lazım, bizim neyimiz eksik?
Covid-19 gibi bir pandemiyi atlatmışken okullarda sıvı sabun ve peçete olmaması, tuvaletlerin düzenli temizlenmemesi gündemde. Çocuklar hijyene erişimde nasıl sorunlar yaşıyorlar ve bu sorunlar ne gibi problemleri doğuruyor? Hijyene erişimde ne tür eşitsizlikler mevcut?
Öncelikle okullara ayrılan bütçeler mutlaka arttırılmalı. Hijyen malzemeleri, kütüphane ortamı, okullarda Sosyal Hizmet Uzmanı, sportif beceri geliştiren aletler gibi desteklerin sağlanması çocuğun gelişimi için çok elzem. Bu sebeple çocuğun sağlığı için bu destekler ivedilikle yerine getirilmelidir.
Pandemi ile salgın hastalıkların risklerini hepimiz tecrübe ettik. Şimdi ise okullarda ciddi bir hijyen sorunu mevcut. Çocukların tuvaletlerini okul saatleri boyunca tutmaları çeşitli sağlık sorunları yaratırken, çocuklar tuvaletlerdeki hijyen eksikliği sebebiyle enfeksiyon riski ile karşı karşıya.
Enfeksiyonun kana karışması ile ciddi komplikasyonlar meydana gelebilir. Bulaşıcı hastalıklar okullarda hızlıca yayılmakta, bunun üstüne hijyen eksikliği de bunu daha hızlı bir hale getiriyor. Ayrıca bu durum bit ve uyuz gibi parazitlere bağlı durumlarında gerçekleşmesine yol açar. Derin yoksulluk yaşayan çocukların hijyene erişememeleri çocuğun sağlığını ciddi tehdit ederken içinde bulunduğu yoksulluk sebebiyle sağlık hakkına da erişimde sorun yaşıyor. Bu da tedaviyi geciktiriyor ve kalıcı hastalıklara yol açmasına sebep oluyor.






Bir Cevap Yazın