İki haftadır evlerinden, mahallelerinden çok uzakta ama Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir km’den daha da yakın bir parkta kalmaya devam eden İkizköy halkı, Meclis’ten evlerini maden sahasına açan yasanın geri çekilmesini bekliyor.

Düşünün hem eviniz hem ekip biçtiğiniz tarlalarınız, zeytinlikleriniz için birgün birisi diyor ki “Burası artık maden sahası!”. Ve bu yasa geri çekilmezse dönecek bir eviniz ve yapacak bir işiniz artık olmayacak. Nereye gideceğinizi bilmiyorsunuz, ne iş yapacağınızı da. Ne yapardınız peki?

Aslında ne yapabileceğiniz geleceğiniz için bir soru, ben size bu süreçlere nasıl “Bir kişi” karar veriyor ve bu süreçlerde neler yaşanıyor biraz bunları anlatmak istiyorum. Sonuç olarak yaşadığımız kentler sadece konut alanı, merkezi iş alanları, trafiğin yoğun olduğu yollar ve ticari alanlardan ibaret değil. Ve kent planlamasında ormanlık alanlar, maden alanları, zeytinlikler, kıyı alanları vs. birçok alan için de karar vermek gerekiyor. Peki, ülkemizde bu süreçlere kimler karar veriyor ve nasıl karar veriyor bir bakalım. 

Süreç 1979’da kamulaştırılan kömür sahaları başlıyor; 1983’te Yatağan, 1986’da Yeniköy ve 1994’te Kemerköy termik santrallerinin devreye girmesiyle 40 sene içinde 12 yerleşim yerinin yok olduğu, binlerce dönüm orman, zeytinlik ve tarım alanının tahrip edildiği belirtiliyor. İkizköy halkı şu sorunun cevabını istiyor: “21. Yüzyılda biz hâlâ neden kömürden elektrik üretiyoruz ve bunun bedeli neden yine bizim ve çocuklarımızın omuzlarına yükleniyor?” 

Avrupa İklim Eylem Ağı’nın 2019 tarihli “Kömürün Gerçek Bedeli Muğla” çalışmasına göre, bugüne kadar 50 bin dönümün üzerinde orman ekosistemi, zeytinlik ve tarım arazisi, dereler ve yeraltı su rezervleri kömür madeni için yok edildi. Binlerce insan zorunlu göçe maruz kaldı. 45 bin insanın erken yaşta ölümüne sebep oldu. 

90’lı yıllarda yöre halkı tarafından Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin kapatılması talepli dava Türkiye İdari Mahkemelerinde görülmüş ve santrallerin kapatılmasına karar verilmiştir. Kapatma kararı Danıştayca onanmış ve kesinleşmiştir. Buna rağmen Bakanlar Kurulu karar alarak mahkeme kararını uygulamamıştır. Uygulama AİHM’ye taşınmıştır. AİHM, 2005 yılında Türkiye’nin yargı kararına uymayarak termik santrallerin çalışmasına izin vermesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulmuştur. AİHM kararına rağmen her iki santral de on yıllardır çalışmaya devam etmektedir. 

İkizköylüler, 2021’den itibaren Akbelen Ormanı’nda nöbet tutarak termik santrallere kömür taşıyacak ocakların açılmasına karşı durdu. 2021’den itibaren nöbet aralıksız devam etti. 2014 yılından beri Milas-Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine kömür sağlamak için bölgede madencilik faaliyeti yürüten Limak İçtaş ortak iştirakı “YK Enerji”, 24 Temmuz 2023’te Milas’a bağlı İkizköy’deki Akbelen Ormanı’nda kömür madeni açılması için ormanın kesilmesine sebep oldu. 2023’te jandarma müdahalesi yaşandı ancak halk sessiz kalmadı. 150 binden fazla kişi Akbelen Ormanı’ndaki ağaçların kesilmemesi için açılan imza kampanyasına katıldı, farklı siyasi partiler tatilde olan meclisi Akbelen için acil toplantıya çağırdı. 

Milas, Yatağan ve Menteşe’de 48 köy/mahalle doğrudan kömür ruhsat sahası içinde ve teklifte bahsedilen “üstün kamu yararı” çerçevesinde “acele kamulaştırma” ile karşı karşıyalar. Yasanın onaylanması durumunda 33.500 kişi zorla yerinden edilecek. 

13 Haziran 2025’te Meclis Komisyonu’na sunulan önerge ile 2872 sayılı Çevre Kanunu, 3213 sayılı Maden Kanunu, 4342 sayılı Mera Kanunu ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nda değişiklikler önerildi. 2002’den itibaren mevcut iktidarın 22 kez değiştirdiği Maden Kanunu’nda sürekli orman, zeytinlik ve mera alanlarının maden aramaya açılması gündeme getiriliyor. 

2018’de “İmar Barışı” adı altında kıyı alanları, tarım arazileri, orman alanları, içme suyu havzaları ve tarihi, doğal, arkeolojik sit alanları üzerine inşa edilen bina ve tesisler olmak üzere, bütün kaçak yapıları yasal hâle getiren 7143 Sayılı Torba Yasa yayımlanmıştır. Kentsel alanlarda çoklu imar uygulamalarına ve eşitsiz yapılaşmaya sebep olan Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği de 2017 yılında tamamen yenilenmiştir. 2017 yılında IşıkdereMahallesi’nde ilk büyük ölçekli kamulaştırma başladı. Köy yerleşimi enerji sahası ilan edildi. 2019 yılında YK Eenerji, Akbelen ormanlık alanın kesimi için başvurdu. Halk karşı çıktı.

Yeniden talan teklifi!

13 Haziran 2025’te AK Parti tarafından sunulan ve kamuoyunda “Maden Torba Yasası” olarak bilinen “Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” teklifi TBMM Genel Kurulu’na sunuldu. Teklif, 3213 sayılı Maden Kanunu’nun yanı sıra, 2872 sayılı Çevre Kanunu, özel kanun niteliğindeki 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun, 4342 sayılı Mera Kanunu, 6831 sayılı Orman Kanunu, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, Turizmi Teşvik Kanunu ile 3194 sayılı İmar Kanunu, 5403 sayılı Toprak Koruma Kanunu, 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kanunu dahil birçok temel yasa düzenlemede değişiklik getiriyordu. Teklif, enerji arz güvenliğini sağlayacağından bahsediyordu fakat Mayıs 2025 itiabrıyla Türkiye’nin 118.721 MW kurulu gücü bulunurken, gerçekleşmiş en yüksek anlık puant yük 58.172 MW idi. Mevcut veriler, teklifin ortaya çıkış sebebi olarak gösterilen nedenleri ile çelişiyordu. “Enerji ihtiyacı”nın karşılanmasını sebep göstermeleri aslında yasa teklifi ile belirli sermaye gruplarının çıkarlarının önündeki engelleri kaldırmaktı. Kurumsal varlığına aykırı olarak planlama ve imar konusunda bilimsel, hukuki ve teknik bilgi birikimi olmayan “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı”na imar planı ve ruhsat düzenleyebilme yetkisi verilebilmiş, yapı güvenliği ve çevresel etkileri yok sayılarak ruhsatsız elektrik üretim tesisleri için “imar affı” getirilmiştir. Teklif bütününde yapılan düzenlemelere rağmen bir projenin uygun bulunmaması /kurumlar arasında anlaşmazlık olması halinde de “Kurul” marifetiyle uygun bulunma imkânı sağlanmıştır. Bu düzenlemeyle izin, onay ya da ÇED sürecindeki olumsuz görüşlerin dayandığı diğer mevzuat düzenlemeleri hükümsüz hale gelecektir. 

EPDK’ya 2030 yılı sonuna kadar- Cumhurbaşkanı tarafından 5 yıl daha uzatılabilme imkânıyla- acele kamulaştırma yetkisinin verilmesiyle, toplumsal rızayı göz ardı eden mülkiyet hakkını ortadan kaldıran olağanüstü bir uygulama olan “acele kamulaştırma” olağan hâle getirilmektedir. Acele kamulaştırma, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. Maddesi uyarınca olağan kamulaştırma süreci beklenmeden mülkün hemen idare tarafından el konulmasıdır. 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu, madde 27 der ki;

“Yurt savunması veya aceleliğin Bakanlar Kurulu kararı ile belirlendiği hallerde, taşınmaza idarece derhâl el konulabilir.” 

Yani normalde kamulaştırma; kamu yararı kararı, bedel tespiti, ödeme, mülkiyet devri süreçlerini içerirken acele kamulaştırmada bu adımlar beklenmeden taşınmaz fiilen alınır, sonra dava süreci işler. Peki, acele kamulaştırma neden ortaya çıktı? Savaş hali, doğal afet, acil güvenlik durumu gibi olağanüstü hallerde acele karar alınması için… Fakat 2010’lardan itibaren termik santral, maden ruhsatları, hızlı tren, otoyol projelerinde biz sürekli acele kamulaştırmayı sık sık görürüyoruz. 

Teklifin bütünü, herhangi bir projenin çevresel etkilerinin belirlenmesi için tek yasal araç olan çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) sürecini işlevsiz hale getirmekte; başta yörede yaşayanları, yerel yönetimleri ve meslek örgütlerini karar alma süreçlerinden dışlamakta; bir grup yatırımcının haklarını, yani sermayenin çıkarlarını “üstün kamu yararı” adı altında toplumsal faydanın ve çevre hakkının da önüne koymaktadır. 

“Şirket yararı”nı “üstün kamu yararı” olarak gösteren teklifte gerçekten üstün kamu yararı mı önemseniyor bir bakalım. “Üstün kamu yararı”, genel kamu yararı içinde belirli bir amaç için diğer tüm hak ve yararların önüne geçme gerekçesidir. Bu gerekçe çoğunlukla kamulaştırma, enerji ve madencilik projeleri, büyük altyapı yatırımları gibi konularda kullanılır. 

Kamu yararı, bir toplumun ortak refahının sağlanması için yapılan düzenlemeler bütünüdür. Ancak üstün kamu yararı, diğer kamu yararlarını bertaraf edebilecek güçte bir ihtiyaç olarak ortaya konur.

Anayasa, Madde 35 “Mülkiyet hakkı kamu yararı amacıyla sınırlanabilir.” der. Madde 46 ise, “Kamulaştırma, ‘gerçek karşılıkları peşin ödemek suretiyle ve kamu yararı amacıyla’ yapılabilir.” der. 

Teklifte geçen üstün kamu yararı, Anayasa madde 35’te belirtilen mülkiyet hakkını orantısız ve ölçüsüz sınırlama yetkisine sahip değildir. Anayasa gereği sınırlamalar gerekçeli olmalı, meşru kamu yararına dayanmalı, mülkiyet hakkının özünü zedelememelidir. Kamusal yarar adı altında yapılan uygulamalar kamusal zarar olmamalıdır. Ayrıca “üstün kamu yararı” kararlarının bilimsel raporla desteklenmesi ya da alternatifler değerlendirilmeden uygulanması, Anayasa madde 35/2’ye (mülkiyet hakkı) aykırıdır.

Teklifte yapılan düzenlemelerle, Türkiye’nin en değerli doğal varlıklarından , tarımsal ürünlerinden birisi olan zeytinliklerin ve mera alanlarının madencilik ve enerji faaliyetlerine koşulsuz açılması hedeflenmektedir. Madde 11’de tapuda zeytinlik olarak kayıtlı alanlardaki zeytin ağaçlarının, Bakanlık takdiriyle taşınarak veya eşdeğer zeytinlik tesis edilerek madenciliğe açılması belirtilmiştir. Özellikle Muğla’daki Yeniköy- Kemerköy ve Yatağan Termik Santralleri ile Kömür Madeni Sahaları için “adrese teslim” bir düzenleme olduğu açıkça belirtilmiştir. Anayasa’nın 169. maddesi, 3573 sayılı Zeytincilik Kanunu ve yüksek mahkeme kararları, zeytinlik alanlarının mutlak koruma altında olduğunu vurgulamaktadır.

Teklifte, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı bir “Kurul” oluşturulmasıyla denetim ve teknik görüşler devre dışı bırakılmaktadır. 

7552 Sayılı İklim Kanunu’na ve bu teklife neden karşı olmalıyız?

2 Temmuz 2025  tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen bu kanun, karbon tüketimini azaltmak yerine sermaye sahiplerine emisyon hakkı tanımış, çevresel etki değerlendirmesini (ÇED) saf dışı bırakmış, madencilik faaliyetlerini azaltmaya yönelik bir düzenlemede bulunmamıştır. 

Peki, köylüler, ekoloji hakları aktivistleri neden karşı bu maden yasasına?

• Santraller ve madenler ÇED yönetmeliğinin onlara tanıdığı istisnalar nedeniyle güncel kapasite artışları ve proje değişikliklerine rağmen hiçbir şekilde ÇED’e tabi tutulmamıştır. Yani termik santral ve madenin doğaya ve alana etkileri incelenememiştir.

• Akbelen Ormanı’nda yer alan 10 farklı endemik türü ve yaşam ortamı maden sahasına açılmasıyla yok olacaktır. 

• İmar planları, çevre düzeni planları, sit alanı kararları hiçe sayılmaktadır. 

• “Üstün kamu yararı” adı altında plan kararlarını askıya almaktadır. 

• Kent planlamasında hiyerarşi ve koruma prensibini ortadan kaldırmaktadır. 

• Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne (MAPEG) acele kamulaştırma için doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na başvurma yetkisi verildi. Yani, Bakanlık ve şirke başvurusuyla bir köyün tamamı birkaç gün içinde kamulaştırılabiliyor. 

• Planlama, altyapı ve enerji stratejileri ağırlıklı olması tarım ve su-kültür değerlerini ihmal ediyor. 

• Planlama sürecinin temel unsuru olan halkın bilgilendirilmesi ve katılımı yok sayılmaktadır. 

• Yerinden edilen halk için sosyal, kültürel ve ekonomik yeniden yerleşim planları yapılmamakta; bu da mekânsal adaletsizlik yaratmaktadır. 

• Santraller ve madenlerden çıkan kül, tozlar ve içerdikleri ağır metaller ve arsenik gibi tehlikeli maddeler Türkiye’de arıcılığın en yoğun olduğu Milas’ta arıların zehirlenmesine, üretilen balda yüksek seviyede ağır metale rastlanmasına neden olmaktadır. Bu kül ve tozlarla kaplanan zeytin ağaçları ise kurumakta ve verimini kaybetmektedir.

İkizköy artık yalnızca bir coğrafi isim değil insan onurunun sembolü

İkizköy’deki mücadele, kent planlamasında ekolojik ve toplumsal hakların ne kadar zayıf kurgulandığını gösteriyor bizlere. Yeni maden yasasıyla itibarsız hale gelen katılım süreçleri, tarım, su, yerleşim dengesi gibi temel parametreleri sekteye uğratıyor. 

İkizköy artık yalnızca bir coğrafi isim değil; doğayla birlikte var olma hakkının, hukukun, adaletin ve insan onurunun sembolüdür. Bir maden ruhsatıyla silinen köyler, bir kararla yok sayılan zeytinlikler, halkın iradesi dışında alınan kararlarla ortadan kaldırılan yaşamlar… İkizköy, bütün bu sistematik yok saymalara karşı toprağını, ağacını, suyunu, geçmişini ve geleceğini savunan bir direniş hattıdır. Burada mesele yalnızca bir ormanın kesilmesi değil; planlama ilkelerinin, kamusal alanların, anayasal hakların ayaklar altına alınmasıdır.

Bugün “acele kamulaştırma” adı altında yürütülen süreçler, yalnızca evleri değil; toplumsal belleği, kırsal dayanışmayı ve kentlerin geleceğini yok ediyor. “Üstün kamu yararı” kavramı, sermayeye alan açmak için eğilip bükülürken, halkın yaşama hakkı, ekolojik denge, geçim kaynakları ve katılım mekanizmaları hiçe sayılıyor. Planlama artık bir demokratik araç değil; sermayenin önündeki engelleri temizleyen bir bürokratik silaha dönüştü. Ve bu silahın ucunda, yıllardır aynı toprakta yaşayan insanların ve insan dışı canlıların hayatı var.

İklim krizinin alarm verdiği, doğanın kendini savunmaya geçtiği bu çağda, Türkiye’nin hâlâ kömürlü termik santrallerle enerji üretmesi, bu üretimin bedelini İkizköy gibi köylerin ödemesi kabul edilemez. Üstün kamu yararı gerçekte; temiz hava, sağlıklı gıda, güvenli barınma, doğal varlıkların korunması ve halkın karar süreçlerine katılımıdır. Eğer bugün İkizköy susturulursa, sadece bir köy değil; geleceğimiz, müştereklerimiz ve birlikte yaşam umudumuz da susturulmuş olur.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin