6 Temmuz 2025, Pazar

Kimsenin objektife bakmadığı o an
Eskiden fotoğraf, anı dondurmanın ötesinde bir emek, sabır ve sürpriz işiydi. Eski tip fotoğraf makineleriyle çekilen kareler, nasıl çıkacağını bilmeden teslim edilen bir güvenin eseriydi. Yanmış, flu, üst üste binmiş fotoğraflar dahi albümde yer bulurdu. Çünkü o kare, o anın tek ve biricik tanığıydı. Kusurlarıyla bizimdi. Belki flu bir bakış, belki kadraja sığmayan bir yüz ama hep “bizden”di; geri döndürülmez ve bu yüzden değerli…

Prenses hanım artık aramızda yok ama yanık fotoğrafı albümde…
Bugünse dijital çağda her kare anında kontrol ediliyor. Çıkan sonuç istenilen gibi değilse tek dokunuşla siliniyor. Filtrelerle pürüzsüzleştirilen, kadrajla güzelleştirilen bu yeni estetik anlayış, mükemmelliği neredeyse bir norm haline getiriyor. Kusura yer yok. Fotoğraf albümleri, artık yalnızca “iyi çıkanların” sergilendiği birer vitrin.

Işık terste ama sorun değil
Bu değişim, sadece teknolojiyle ilgili değil; aynı zamanda insani olanla, kusurla, doğallıkla kurduğumuz ilişkinin de dönüşümü. Eskiden hatıralar ne kadar eksik ya da bozuk olursa olsun saklanırdı çünkü onlar aidiyet hissini beslerdi. Şimdi ise estetik beğeni, duygusal bağlılıktan daha baskın hale geliyor. Kusuru saklamak yerine silmeyi tercih ediyoruz.

Odak belli değil, objektife bakan yok yine de anlamlı bir anı
Bu durum bir anlamda dijital çağın görünmeyen trajedisi: Kusurlarıyla sevmeyi unutmak. Oysa bizi biz yapan şey, sadece güzel anlarımız değil, eksiklerimizle var ettiğimiz hafızamızdır.
Bu yazıyı okurken aklına gelen o flu, yanık, yanlış odaklanmış fotoğraf neyse onu bizimle hikayende #AlbümdeYeriVar etiketiyle ve @muziryayinda’yı etiketleyerek paylaş, biz de dijital vitrinimizde kusurun hatırasına yer açalım.






Bir Cevap Yazın