9 Haziran 2025, Pazartesi
Jane Jacobs, “Bir şehri yaşatan şey, sürprizleridir, çeşitliliğidir, ıraksak görüşlerin, farklı yaşamların bir araya gelebilmesidir” diyor ama maalesef bizim kentlerimizde çeşitlilik olumlu bir özellik değil. Simge Ünyay yazdı.

Füreya Koral, İsimsiz Evler
Hayatımızın büyük bir kısmını geçirdiğimiz kentler…Kalabalıklar içinde kayboluşumuz, yollar, nefes alalım diye oturduğumuz parklar, yürüdüğümüz sokaklar sanki hep bizim içinmiş gibi görünür ama gerçekten öyle mi?
Bir yazı dizisine başlıyoruz şimdi bu yazıyı okuyan herkesle. Biliyorum gündem çok yoğun ve her gün neredeyse zihnimizi sürekli kurcalayan olaylar oluyor fakat bu olaylar yaşanırken ya da zihnimiz bu kadar yoğun gündeme maruz kalırken bizler kent içerisinde yaşamayı durduramıyoruz, yaşadığımız kenti değiştirebiliyoruz fakat yine bir kentte yaşamaya devam ediyoruz. Peki, bu kentlerde biz gerçekten olduğumuz hâlimizle yaşayabiliyor muyuz? Çoğumuzun cevabı ne yazık ki kocaman bir “hayır” olacak. Yaşadığımız kentler “beyaz, heteroseksüel, orta sınıf erkekler” üzerinden düşünülerek tasarlanıp kurgulanıyor. Peki ya biz, kadınlar?
Leslie Kern tam da bunu anlatır “Feminist Şehir” kitabında. “Feminist şehir, salt kadınların değil, farklılıkların, deneyimlerin ve bedenlerin şehridir” der (Kern, Feminist Şehir, 2020, s.19). Kern’in bakışı üzerinden bizlerin kentte inanılmaz özgür, kıyafet seçimlerimizden dolayı, cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelimimizden ve hatta diğer farklılıklarımızdan dolayı yargılanmayacağımız şekilde yaşamamız gerekir ama öyle mi? Yine kocaman bir “hayır”.
Jane Jacobs’a bakalım mesela, kent bilimi anlamında kült kitabı “Büyük Amerikan Şehirlerinin Ölümü ve Yaşamı”nda der ki; “Bir şehri yaşatan şey, sürprizleridir, çeşitliliğidir, ıraksak görüşlerin, farklı yaşamların bir araya gelebilmesidir” (Jacobs, 2011).
Maalesef bizim kentlerimizde çeşitlilik olumlu bir özellik değil. Eğer toplumun belirlediği standartlar dışına çıkıyorsanız etek giydiğiniz gerekçesiyle otobüste veya metroda tacize uğrayabilir, saçınızı kısacık kestirirseniz “erkeksilik” ile yaftalanabilir, “seksi” giyiniyorsanız ahlakçıların gazabına uğrayabilir ya da kendinizi mutlu hissettiğiniz şekilde giyinip sokağa çıktığınızda yargılanabilirsiniz.
Bunları eminim çoğunuz yaşadınız maalesef. Ama “artık yeter” diyerek bu duruma sessiz kalmayanlar arasında olmaya karar verdim. Belki ileride buluşur, konuşuruz da…
Yaşadığımız sorunlar sadece güvenlik sorunuyla da kalmıyor, cinsiyet kimliği veya fiziksel farklılıklar, engelli olma durumu, hamile ve çocuklu kadınların yaşadığı sorunlar da kent içinde yaşadığımız diğer olumsuz durumlar maalesef. O yüzden “Ben de buradayım” demek için bir başlangıç yapalım istedim.
Diğer yazıda görüşmek üzere, belki bir gün birbirimize alan açarak, varlığımızı kutlayacak bir düzen kurup, daha adil, daha güvenli, daha özgür var olduğumuz kentlerde yaşamaya devam ederiz. Herkese yaşadığı kentte var olma çabasında kucak dolusu sevgiler.
Kaynakça:
• Kern, L. (2020). Feminist Şehir. Çev. Gökçe Yılmaz. Sel Yayıncılık.
• Jacobs, J. (2011). Büyük Amerikan Şehirlerinin Ölümü ve Yaşamı. Çev. Özay Göğüş. Küre Yayınevi





Bir Cevap Yazın