8 Haziran 2025, Pazar

İlk gösterimini Altın Portakal’da gerçekleştiren “Kurtlar” filminin yönetmeni Ecre Begüm Bayrak, 30 Mayıs’ta Ankara’da düzenlenen “Esaretten Cesarete” isimli yarışmada ödül almak üzereyken uğradığı sözlü saldırıyla gündeme geldi.
Yönetmen Bayrak, ödül konuşmasında 19 Mart’tan beri tutuklu olan öğrencileri ve yakın zamanda sansüre uğrayan Grup Yorum’u andığı sırada, yarışmanın sunucusu TRT spikeri Oya Eren’in sözlü tacizine maruz kaldı.
Ama biz bugün sanatçının ifade özgürlüğüne yönelik bu saldırıyı değil “Kurtlar” filmini konuşacağız.
Yönetmen Ecre Begüm Bayrak’la “Kurtlar”ı, sinemaya yaklaşımını ve sinemada sansürle mücadeleyi konuştuk.
Kurtlar’ın hikayesi nasıl ortaya çıktı?
“Kurtlar”, çok meşru bir taleple gidebilecekleri ve muhatap alabilecekleri en üst makama gidip derdini anlatan ve taleplerini sıralayan halkın, devletin sorumluluğu reddedişiyle koca bir çözümsüzlükle karşılaşmasını en basit ve somut şekliyle anlatmak istediğim bir hikaye aslında. Dolayısıyla çıkış noktası da bugüne baktığımızda devlet otoritesiyle ve sorumluluğu reddedişiyle karşı karşıya kaldığımız her türlü toplumsal mesele olarak nitelendirebilirim.

Adaleti kendi sağlamaya çalışan halktan söz edebilir miyiz?
Evet, doğruluğu ve yöntemi sorgulanabilir olmakla beraber köylülerin kendi adaletlerini tesis ettiği bir durum filmin merkezinde duruyor.
Film bir su kanalı etrafında dönüyor. Kanal burada tam olarak neyi simgeliyor?
Kanal yalnızca bir “su kanalı” değil. Su kanalını “sistemin kendisi” olarak kurmaya çalıştım filmde. Yani revize edilemez, “önlem” alınamaz, ortadan kaldırılması, yok edilmesi gerekir gibi bir saikle yola çıktım.
“Kurtlar” çok sayıda ödül aldı. Bu başarıyı tahmin ediyor muydunuz?
“Kurtlar” benim için çok kıymetli, çünkü biz bu filmi Altın Portakal’ın harika salonlarından ve güzel perdelerinden İtalya’ya, oradan Beyazıt’ta Süleymaniye lokantalarının çatı katlarında, Taksim’in ara sokaklarındaki barlarda projeksiyon perdelerinde de gösterdik.
Batman’daki, Kayseri’deki arkadaşlarımız da izledi İstanbul’daki arkadaşlarımız da. Şimdi çeşitli öğrenci örgütlerinden arkadaşlarımız da ulaşıyor kendi kurumlarında göstermek için. Bu hem benim hem de ekip arkadaşlarım için o kadar kıymetli ki. Esasen filmi yazarken de, çektikten sonra da -pek çok eksiği olmakla beraber- biçimden ziyade içeriğinin, ideolojisinin, fikrinin tartışılması benim için önemliydi.
Film tek bir olayı ele alıyor gibi görünse de öyle değil sanki…
Evet… Kurtlar belki bir “film” olarak çağdaşı filmler arasında mükemmel başarılı, parlayan, biçimiyle harika ve “bağımsız sinema” izleyicisini tatmin eden bir film değil ama politik gündemi, devlet ideolojisini ve devletin halkla kurduğu ilişki biçimini, devletin ve halkın yöntemlerini, direniş biçimlerini tartıştıran bir film oldu. Benim de yapmak istediğim şey buydu; yeni bir tartışma alanı açabilmekti.
Kadın hareketlerinden depreme, oradan Gezi’ye, Gezi’den 19 Mart sürecine dek her şeyi konuşma fırsatı verebildi “Kurtlar”. Bu açıdan benim hem gözbebeğim, hem yol arkadaşım oldu ekip arkadaşlarımla birlikte. Haliyle sol ekiplerin, gençlik örgütlerinin kurumlarında göstermek istemesi benim hayal dahi edemeyeceğim bir şeydi.

Biraz da sinemada sansür üzerine konuşalım, ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Sinema her daim sansüre uğramış, kontrol altına alınmaya çalışılmış bir alan. Bunda kültürel hegemonyanın sinema üzerinde bir türlü kurulamayışının, yaşamı kavrayış farkının ve sinemanın doğal yapısında sansürü delip geçecek pek çok yolunun olmasının payı var. Yani aslında sinema, film yapmak bir direniş biçimi. Elle tutulamaz, kaygan, bir türlü ele geçirilemeyen bir alan. Orada sansür olsa başka bir yerde filizleniyor, bir biçimde kitlelere ulaşabiliyor.
Bu durumda sinema politika üretme potansiyeli bakımından sansüre çok açık bir alan olarak önümüzde duruyor. Bununla beraber bazen filmin niteliğinin ve içeriğinin de çok bir önemi olmuyor bazı durumlarda, direkt olarak eseri üretene de saldırı ve sansür gerçekleşebiliyor. Yakın zamanda “Oy’una Geldik” isimli bir politik komedi filmi olan, Kazım Öz’ün yazıp yönettiği filme eser işletme belgesi verilmemesi ve dolayısıyla Türkiye’deki salonlara dağıtılamaması gibi. Yine yakın zamanda Emin Alper’e verilen bakanlık desteğinin geri istenmesi gibi. Benim uğradığım saldırı ise direkt olarak filmle birlikte siyaset üreten, sözünü söyleyen ve söylemek isteyen herkese yönelik bir saldırı. TRT bu saldırıyı doğal olarak sahiplenmedi ve sessiz kaldı, ancak sunucunun bu cüreti nereden aldığı da çok aşikar. Dolayısıyla, bu güç var oldukça direnme biçimleri ve buna karşılık üretilen siyaset de hep var olacak, tarihte tanık olduklarımız gibi, oldu da.
Bu noktada benim düşüncem direnmeye, söylemeye, film üretmeye, politika üretmeye devam etmek, sinmemek, korkmamak ve dayanışmaya devam etmek” dedi.

Ecre Begüm Bayrak hakkında
2001 yılında Kocaeli İzmit’te doğdu. İlk ve ortaöğrenimini burada tamamladı. 2019 yılında İstanbul Üniversitesi Radyo TV ve Sinema bölümü kazandı ve 2023 yılında onur derecesi ile mezun oldu. Öğrenciliği boyunca reji asistanlığı yaptı. 2021 yılında Fikret Reyhan’ın yönetmenliğini yaptığı Cam Perde filmi Ebru karakterine hayat verdi. 2024 yılında Marmara Üniversitesi Sinema Anabilim Dalı programı yüksek lisans eğitimine başladı. Çocukluğundan üniversiteye kadar tiyatro, resim ve yaratıcı yazarlık eğitimi almıştır.
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından desteklenen, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde dünya prömiyerini gerçekleştiren “Kurtlar” filmi ilk kısa filmi.
“Kurtlar” hakkında
Senaryosu ve yönetmenliği Ecre Begüm Bayrak’a ait olan “Kurtlar” adlı kısa filmin yapımcılığını Canberk Dursunoğlu üstleniyor. Başrollerini Ceren Kaçar ve Anıl Ateş’in paylaştığı yapımda, Hakan Karsak, Gözde Kısa, Muhammet Kulu ve Zafer Kırdudu da önemli yan rollerde yer alıyor. Film, ilk gösterimini 61. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Ardından Luma Kısa Film Festivali ile Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali’nin Panorama Seçkisi’nde sinemaseverlerle buluştu.






Bir Cevap Yazın