6 Haziran 2025, Cuma
Görsel betimleme: Karikatürde panik içinde kaçışan hayvanlar (özellikle inek ve sığırlar) görülüyor. Hayvanların yüzleri korku ve acı içinde; ağızlarından “S.O.S” şeklinde yardım çığlıkları çıkıyor. Bazılarının vücutlarına kızgın damgalarla dolar işareti ($)basılmış ve bu işaretler kırmızı renkte dikkat çekiyor.Sahnenin sol tarafında, elinde uzun bir kızgın demir tutan, sigara içen, şapkalı bir adam görülüyor. Bu adam, dolar işaretli demiri bir hayvanın vücuduna basmak üzere eğilmiş durumda. Arka planda başka hayvanlar da yer almakta, bazıları kaçıyor, bazıları ise damgalanmış bir şekilde bağırıyor. Görselin genel tonu siyah-beyaz ama dolar işaretleri ve ateşin etkileri kırmızıyla vurgulanmış. Bu kontrast, ticaretin acımasız doğasını ve hayvanların birer canlı değil, para olarak damgalanmasını simgeliyor.
Her yıl Kurban Bayramı yaklaşırken hayvanların yaşam hakkı üzerine daha çok düşünülüyor, daha çok konuşuluyor.
Bu sorgulama, toplumun farklı kesimlerinde yankı buluyor: Kimileri dini vecibelerle vicdanı arasında kalıyor, kimileri ise hayvanların hissedebilen canlılar oluşuna dikkat çekerek başka bir yol öneriyor.
Kurban Bayramı’nın ilk gününün, bayramla sınırlı olmayan, yıl boyu devam eden sessiz ve kanlı bir ticarete bakmanın tam zamanı olduğunu düşünüyoruz.
Türkiye, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2019’da yaptığı “besilik sığır ithalatı durdurulacak” açıklamasına rağmen hâlâ Brezilya gibi uzak ülkelerden canlı hayvan ithal etmeye devam ediyor.
Bu hayvanlar, aylar süren deniz yolculuklarında sıkışık koşullarda tutuluyor, bazen açlıkla, susuzlukla, hastalıkla mücadele ediyor. Yani yalnızca kesim anı değil, o ana gelene kadar geçen süreç de büyük bir acıyı barındırıyor.
Kurban Bayramı’nda hayvanların öldürülmesine üzülen ama henüz vegan olmamış birçok insan için bu ithalat meselesi başka bir pencere açabilir: Bir hayvanın hayatının yalnızca birkaç günlük dini ritüelle değil, küresel ticaretin soğuk zincirinde nasıl değersizleştirildiğini görmek.
Bu haber serimizde, canlı hayvan ticaretinin gölgede kalan yüzünü ortaya koyarken, etrafımızdaki şiddeti fark etmenin ilk adımını birlikte atmak istiyoruz. Suçlama değil, birlikte düşünme çağrısıyla ve Mete Arif Tokmak’ın eseriyle başlıyoruz.









Bir Cevap Yazın