11.05.2025, Pazar

Görsel: Chat GPT
Görsel Betimleme: Gergin bir protesto veya sokak müdahalesi anını gösteren bu çizgi roman tarzı illüstrasyonda; ön planda “PRESS” (Basın) kartlı mor saçlı genç bir kadın, arkasında sırtında büyük harflerle “POLİS” yazan bir polis memuru tarafından sıkıca tutuluyor. Arka planda ise sert ifadeli sivil erkekler ve üniformalı diğer polislerden oluşan kalabalık, bu sert müdahale sahnesini tamamlıyor.
Gözaltına alınan insanların yaşadığı hukuksuzlukları, hatta işkenceleri birçok kez muzir.org’da röportajlarla aktardım. Bugünse kendi gözaltına alınma sürecimi anlatacağım..
1 Mayıs günü, Okmeydanı metrobüsten yürüyerek sabah 09:50 civarında gazetecilerle buluşmaya Mecidiyeköy Meydanı’na geldim. Yol boyu Şişli Cami’ye çıkan sokakların kapatıldığını, çevik kuvvet ekiplerinin Şişli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde konuşlandığını gördüm.
Saat 10 gibi 1 Mayıs Taksim Tertip Komitesi ve gazeteciler olarak Şişli Cami’ye geçmek için yolu kapatan polisler ile müzakere heyeti görüştü. Müzakere heyeti ve sonradan gelen CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, polisler ile iletişim kurmaya çalışırken, bir çevik kuvvet ekibi arkamızdan dolanarak bizi ablukaya aldı.
Tam o esnada az geride bekleyen Devrimci Öğrenci Birliği, Umut-Sen ve Özel Öğretmenler Sendikası üyeleri bizim ablukaya alındığımızı görüp, kendilerinin daha sonra anlattıkları üzere “Artık bir yerden eyleme başlamak lazım” diyerek pankart ve flamaları çıkarıp slogan atarak eyleme başladılar. Ancak hiçbiri bir adım bile atamadan bizi ablukaya alan çevik kuvvet ekibi, bizim alındığımız ablukayı dağıtıp onları ablukaya aldı.
Kalkanlarıyla ablukaya aldıkları eylemcileri sıkıştırıp iten polisi görünce biz gazeteciler o tarafa dönüp video ve görüntü almaya başladık. Ancak bunu fark eden polisler bizi önce ablukanın olduğu Cafe İstanbul’un önünden kaldırımın dışına, ardından yolun karşı tarafına adeta “sürdüler”. Burada şunun altını çizmek gerekir, Danıştay kararına göre, Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemde yayınlanan “polis memurlarının müdahalesi anında kameraya almak yasaktır” maddesini içeren genelgesi ikinci kez iptal edildi. Bu sebeple işimizi yapmamızın önünde herhangi bir engel olmadığı gibi, bize gösterilen muamele açıkça hukuksuzdur.
Bizi alandan sürdükleri için farklı noktalardan görüntü almaya çalıştık. O esnada, Mecidiyeköy Espresso Lab şubesinin önünde CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal’ın da polisler tarafından ablukaya alındığını gördüm.
Tanal, polislere milletvekili kartını göstererek, “Bu kimliği bana sizin babanız mı verdi? Bu kimliği bana 86 milyon vatandaş verdi” diyerek tepki gösterdi. Bunun üzerine güvenlik şube polisleri ablukayı açıp Tanal’ın geçmesine izin verdiler. Tanal doğrudan Cafe İstanbul önündeki ablukaya ilerledi ve ablukanın dağıtılması için polisler ile görüşmeye çalıştı.
Daha sonrasında yine ablukadaki öğrencilerden aldığım bilgiye göre, Tanal polislerle görüşürken bir eylemcinin çevikler tarafından işkence edildiğini görmüşler ve Mahmut Tanal’ı müdahale etmesi için oraya gitmesini rica etmişler. Bu sebeple ablukanın dağıtılması için yapılan görüşme yarım kalmış oldu ve abluka dağıtılmadı.
Çevremde başka ablukaya alınan var mı, diye turlamaya başladığım sırada, otobüs durağının karşısında yolun ortasında bir genci tutan yaklaşık 10 çevik kuvvet polisini görüp oraya doğru koşmaya ve video almaya başladım.
Tam o anda çevik kuvvet amiri yanındakilere beni gösterdi ve “Alın bunu” dedi. Üzerime doğru iki çevik kuvvet öfkeyle bağırarak koştular. Bende refleks olarak kaçmadım çünkü işimi yapıyordum. “Ben gazeteciyim” dedim. O anda hızlarını düşürüp yanıma geldiler ve telefonumu istediler. Ben de vermeyeceğimi söyledim. Çekim yapamayacağımı söyleyerek koluma girdiler. “Ben sizin işinizi engellemiyorsam siz de benimkini engellemeyin” demem üzerine “Basın kartın var mı?” diye sordular. Ege Üniversitesi Gazetecilik mezunu olduğumu, serbest çalıştığımı anlatmama rağmen diplomamın onlar için geçerli olmadığını söyleyerek gözaltı aracının önüne götürüldüm. Güvenlik Şube amirine de aynı şeyleri söylememe rağmen ısrarla Basın Kartı görmek istediler. Ancak kartımı görseler de bunun gözaltına alınmamı engelleyeceğini düşünmüyorum. Bunu onlara da söyledim ve “Diploma sizin için elbette geçerli olmaz” diyerek gözaltı aracına kendim bindim.
Araçta detaylı bir şekilde çantam arandı, telefonuma el koyuldu. Telefonumu kapatmak istediğimi söyleyerek tekrar aldım. Araçta benden önce alınan 4 öğrenci vardı. Birisi ise benim gözaltına alınmama gerekçe gösterilen videoda, etrafında 10 çeviğin bulunduğu kişiydi.
Biz araçta beklerken Cafe İstanbul önündeki ablukadan başlayarak gözaltı aracının kapısına kadar polislerden oluşan bir koridor oluşturuldu.
“Çevik koridorunda dayakla gözaltı”
Ablukadaki gençleri teker teker, yerlerde sürükleyerek, kollarından bacaklarından çekiştirerek, başlarını zorla bastırarak araca bindirdiler. Hatta bir gencin kemeri koptu. Her ana gözlerimle şahit oldum. En büyük pişmanlığım ise o anları videoya almamak oldu. Araç içindeki polis memuru, telefonumu almayıp “Telefonu kullanırsanız el koyarım” dedi ancak araç dolup da hareket ettikten sonra her halükarda o telefonlara el konuldu.
Araç içi havasız, pis ve polislerin yediği paketli gıdaların çöpleriyle doluydu.
Araçta ablukadaki öğrenciler, sendikalı insanlar, videoya aldığım tek başına durakta beklerken gözaltına alınan genç ve iki kişi oldukları gerekçe gösterilerek gözaltına alınan öğrenciler vardı.
Eylemciye trip atan polis…
Bu ekiple yaklaşık 16 saat boyunca gözaltında bekledik. Bu süreçte sadece 2 kez tuvalete gidebildik, polisler sanki kendileri de bizimle burada “bekliyorlarmış” gibi davrandılar. Hatta bir polis memuru “Sizin yüzünüzden biz de burada saatlerdir bekliyoruz” diyerek adeta bize trip attı. Hepimizi şaşkına çeviren bu çıkış karşısında bir öğrenci “O zaman bizi gözaltına almasaydınız” dedi.
Saat 10:20 sularında gözaltına alındım. Önce Bakırköy Eğitim Araştırma Hastanesinde tek tek ve polisler girmeden muayene edildik. Daha sonrasında 12:00 civarında Vatan Emniyete getirildik. Saat 13:45’te tuvalete ihtiyacımız olduğunu söylediğimizde “Birazdan ifade vereceksiniz, tuvalete götüremem” dediler. Bu bize umut aşıladı ve işlemler erken biterse bu eziyet çabuk biter sandık. Ancak ertesi gün 01:15’e kadar ne ifade verebildik ne de avukatlarla görüştürüldük.
Gözaltına alındığım esnada alanda beni tanıyan bir arkadaşım sayesinde alındığımı haberdar etmiş oldum. Eğer o görmeseydi ne ailem ne arkadaşlarım gözaltına alındığımı bilememiş olacaklardı. Çünkü araç içinde gayri resmi bir gözaltı süreci geçirdik, haliyle telefon ve avukat hakkımızı hukuksuz bir şekilde engellediler.
En temel ve küçük ihtiyaçlarımızı bile onlarca kez söylemek zorunda kaldık, yine de yerine getirmeleri saatler sürdü. Bu ihtiyaçlar sadece otobüsün havalandırılması, tuvalete gitmek, su ve yemekti.
Akşam 19:30 sularında elinde video kamera ile bir polis memuru gelip “Bir ihtiyacı olan var mı?” deyip ışık hızıyla gözden kayboldu. Saatlerdir gözaltında bekleyen biz o esnada uyuyorduk ve soruyu algılayamadık bile. Bu duruma itiraz edip tuvalete gitmek istediğimizi söyledik. Ancak bu talebimiz, yaklaşık 3 saat sonra yerine getirildi ve saat 23’e doğru ancak tuvalete gidebildik. Otopark içindeki içi pis, peçete dahi bulunmayan tuvalete girmek için bir de sıra bekledik.
Bu tuvalet bilinçli seçilmişti, izbe yerlerden geçip gözümüzü korkutmaya çalışıyorlardı.
Ancak biz bırakın korkmayı, kendi aramızda “erken bırakılırsak Taksim’e uğrayalım” diye konuşuyorduk.
Araç içinde suyun bulunmaması bir kriz haline gelirken, avukatlar ile görüşmek istediğimizi su ve yemek talep ettiğimizi söyledik. Polis ise “Avukatların her şeyden haberi var” dedi. Adeta “Haberi var da sizi önemsemiyor” der gibiydi, oysa sonradan öğrendiğimize göre öğleden beri içeri girmeyi bekleyen avukatlar da ablukaya alınmış ve içeri girmeleri engellenmişti.
Bir polis memuru birkaç adet su getirdi ancak bu 16 kişi olan bize yetmiyordu. “Elimden gelen bu, size başka araçtan su getirdim hala şikayet ediyorsunuz” diyerek biz lütufta bulunduğunu ima etti.
Saat 01:15 sularında ifade vermek üzere yine aynı otopark girişinden geçerek küçücük bir odada hep birlikte avukatlarla görüştük. Bize süreçten bahsederek ifadede neler söyleyebileceğimizi aktardılar.
İfadedeki sorular önceden belirlenmişti ve herkese aynıları soruluyordu.
Sorulardan bazıları: “Herhangi bir sendika, örgüt ve sivil toplum kuruluşu üyesi misiniz? Bu eylemi nereden duydunuz, biri sizi gelmeniz için zorladı mı? İstanbul Valiliğinin yasak kararını gördünüz mü, gördüyseniz neden buna rağmen eyleme geldiniz? 2911 sayılı kanuna muhalefetten gözaltındasınız. Bunun hakkında ne diyeceksiniz? “Her yer direniş, her yer Taksim. Direne Direne Kazanacağız” sloganını attığınız tespit edilmiştir. Bunun hakkında ifadenizi veriniz” şeklindeydi.
Herhangi bir üyeliğimin bulunmadığını, olsa da bunun suç olmadığını söyleyerek ifademe başladım. Yasak kararının hukuksuz olduğunu, yasak olsa da gazeteci olarak orada bir haber varsa gidebileceğimi söyledim. 2911’e aykırı herhangi bir eylemde bulunmadığımı, oraya eylem yapmaya değil, işimi yapmaya geldiğimi, ki eylem yapmanın da suç olmadığını ve polislerin benim işimi engellediğini anlattım. Slogan atmam hakkında ise, bu tespitin nasıl yapıldığını sorarak, eyleme gelmediğimi, haber yapmaya geldiğimi dolayısıyla slogan atmadığımı belirttim.
Baştan sona hukuk garabeti olarak ilerleyen gözaltına alınma sürecimde, çok az su içebildim, herhangi bir yemek yemedim. Gözaltına alınan Boğaziçi öğrencileri polislerin görmediği anda kumanyalarını alıp bizlere dağıtmasalardı açlıktan bayılabilirdik.
İfadenin ardından 03.00’da Küçükçekmece’deki Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi’ndeki muayenenin ardından serbest bırakıldık. Bu hastanenin özellikle seçildiği ve gecenin o saatinde sırf bize eziyet etmeye çalıştıkları barizdi. Koskoca Avrupa Yakası’nda o saatte boş Adli Tıp Doktoru olmadığını düşünmüyorum. Eğer arkadaşlarım gelip beni almasalardı, gözaltına alındığımız kişilerle birbirimize lojistik destek sağlamasaydık daha da mağdur olacaktık.
Gözaltına bulunduğum süreçte 16 yeni dostum oldu, videosunu çektiğim genç, yakın arkadaşım oldu. Artık eylemlerde çalışırken yanıma gelip selam veriyorlar. Devletimiz sağolsun yeni arkadaşlıklar edindim.






Bir Cevap Yazın