
Fotoğraf: Özge Özgüner, muzir.org
Görsel Betimleme: Açık havada, güneşli bir günde, meydan veya geniş bir yürüyüş yolunda bir araya gelmiş kalabalık bir kadın grubunun eylem anı. Gökyüzü tamamen açık. Kalabalığın ön safındaki kadınlar yan yana dizilerek mor renkte, çok geniş ve uzun bir pankart taşımakta. Pankartın üzerinde büyük beyaz harflerle “İşkence suçtur! Failler yargılansın.” yazıyor. Pankartın sağ tarafında ise üst üste ve yan yana çizilmiş kadın sembolleri (♀) ile yumruk figürleri yer alıyor. Yürüyüşe katılanlar mor renkli feminist bayraklar taşımakta. Sağ üst tarafta bir eylemcinin elinde tuttuğu turuncu dövizde mavi harflerle “KADINLARI DEĞİL FAİLLERİ YARGILA!” yazısı okunmaktadır.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart’ta “yolsuzluk” ve “terör” suçlamalarıyla gözaltına alınıp, tutuklanmasına karşı Türkiye’nin dört bir yanında protestolar düzenledi.
19-25 Mart tarihleri arasında bu protestolara katılan binlerce kişi polisin orantısız şiddetine maruz kaldı, 1.418 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan ve tutuklanan kişilerin işkence iddiaları halen gündemde.
Müberra Ünsal, gözaltında işkence gördüklerini söyleyen aktivistlerle görüştü. 25 Nisan Cuma günü duruşması görülecek B. onlardan biri. Savcılık izni olmadan evinin arandığını, hayati ilaçlarının kendisine ulaştırılmadığını söyleyen B. yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
‘Önce el koyma, sonra savcılık izni’
Eylemlere katılan 27 yaşındaki B., 27 Mart tarihinde saat 06.15’te evine yapılan sabah baskınıyla gözaltına alındı. Evine gelen polislerin ‘gözaltına almayacağız’ demesi üzerine avukatını aramasının engellediğini söyleyen B., evde özellikle suç unsuru olarak uyuşturucu madde, ateşli silah arandığını söyledi. Polisin telefonuna el koymak ve evi aramak için alelade hazırlanmış bir belgeyi sunduklarını aktaran B., belgede savcılık izni olmadığını söylediğinde ise “Şu an izin almadık, savcılık sonra çıkaracak, izin mi bekleyecektik?” cevabını aldığını ekledi.
Karakola götürüldüğünde araçtan indirilirken başını eğmesini söyleyen polislerin talebinin reddeden B., zorla başının eğildiğini ve “suçluymuş gibi’ götürüldüğünü söyledi.

Fotoğraf: Müberra Ünsal, Bozdoğan Kemeri
Görsel Betimleme: Gece vaktinde, tarihi ve yüksek bir taş sur duvarının, İstanbul Bozdoğan Kemerinin önünde çekilmiş bir açık hava fotoğrafıdır. Sağ tarafta yapraksız, büyük bir ağaç ve sokak lambasının ışığı görünmektedir. Sur boyunca yan yana dizilerek hat oluşturmuş, kaskları, koruyucu kıyafetleri ve şeffaf kalkanlarıyla bekleyen çok sayıda çevik kuvvet polisi yer almaktadır. Kalkanların üzerinde mavi zemin üzerine beyaz harflerle “POLİS” yazısı okunmaktadır. Ortamda loş, sarımsı bir gece aydınlatması ve gergin bir bekleyiş atmosferi hakimdir.
“Astım ilacıma erişemedim”
Karakol öncesinde hastaneye götürülen B., kendisini muayene eden doktorun belgeye özellikle astım hastası olduğunu yazmasına rağmen nezarethanede bulunduğu süreçte evden getirdiği ilacına ulaşamadığını, ilacın nöbet değişiminde kaybedildiğini anlattı.
Görevli polis memurlarının kendisini çıplak aramaya zorladığını ancak buna direndiğini söyleyen B., bu eylemin suç olduğunu bilmeyen insanların çıplak aramaya maruz kaldıklarını da ayrıca belirtti.
“Eyleme giderken panik atağın yoktu”
Nezarethanede yaklaşık yedi saat susuz kaldığını, kendilerine bozuk yemek verildiğini, ped ihtiyaçlarının karşılanmadığını anlatan B., üç dört kez astım krizi geçirdiğini ve ilaca yaklaşık on dört saat sonra avukatlar sayesinde ancak eriştiğini söyledi. İlacını yanında bulundurmasına izin vermedikleri gibi tekrardan astım atağı geçirdiğinde ilacı kendisine geç ulaştırdıklarını ve müdahale sonrası tekrar ilacının alındığının altını çizdi.
İnsani koşullarda kalmadıklarını belirten B., nezarethanenin tozlu olması sebebiyle insanların öksürük krizi, kusma gibi rahatsızlıklar yaşadıklarını anlattı. Grip olan arkadaşlarına peçete dahi verilmediğini, talep edildiğinde “Kendi üstüne sil” cevabını aldıklarını anlatan B., panik atak geçiren bir arkadaşına polis memurunun gülerek, “Eyleme katılırken panik atağın yoktu” dediğini aktardı.

Fotoğraf: Özge Özgüner, muzir.org
Görsel Betimleme: Bir eylem sırasındaki döviz ve bayraklara odaklanmış yakın çekim (detay) fotoğrafı. Sağ tarafta, ojeli tırnaklarıyla mor renkli bir bayrağın direğini sıkıca kavramış bir el/kol görünmektedir. Bayrağın üzerinde kadın sembolü ve havaya kalkmış bir yumruk illüstrasyonu yer alıyor. Sol tarafta, mor renkli bir bayrağın arkasında kalan beyaz bir döviz dikkat çekmektedir. Döviz üzerinde siyah, mor ve kırmızı renklerle el yazısıyla şu ifadeler yer almaktadır:“GÖZALTINDA CİNSEL TACİZ ÇIPLAK ARAMA DAYATMASI İŞKENCEDİR! FAİLLER YARGILANSIN” Arka plandaki metnin zemininde ise daha küçük puntolarla tekrar eden “gözaltında cinsel saldırıya uğrayan kadınları her gün konuşacağız” cümlesi yer alıyor.
‘Gelmeseydiniz’
Geceyi nezarethanede geçiren B., ertesi gün sağlık kontrolü için götürüldüklerinde bir polis memuru ile yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Kadın bir polis memuru herkesi ters kelepçeledi. Buna gerek olmadığını belirttiğimde beni itti. Kelepçenin çok sıkı olduğunu ve canımın acıdığını söylediğimde ise ‘Abartma, parmağım giriyor’ diyerek kelepçeyi daha da sıktı.”
Aynı polis memurunun diğer herkese benzer şekilde davrandığını anlatan B., “Bileği çok acıyan bir tutukluya “Gelmeseydiniz.” diye bağırdı. Sağlık kontrolü için uzun bir süre araçta ters kelepçeli olarak bekletildik ve canımızın acıdığını söylememize rağmen kelepçeler çıkarılmadı” dedi.
“Polise taş, molotof atıyorlar”
B. ve arkadaşlarının araçta bekletildikleri esnada çevreden bir vatandaşın “Sizin de kızınız, eşiniz var. Yazık değil mi bu gençlere?” diyerek serzenişte bulunmasına bir polis, “Ne boş konuşuyorsun ya sen? Bunlar devletin polisine taş atacak, Molotof atacak, hakaret edecek; biz de susacağız!” şeklinde asılsız iddialarda bulunarak gözaltındaki gençleri hedef gösterdi.
“Ben sana ne yapacağımı biliyorum!”
Öğle saatlerinde Çağlayan Adliyesi’ne getirilen B. ve arkadaşları, kendi aralarında sohbet ederlerken, kendisini ters kelepçeleyen polis memurunun yanına gelerek “Kes sesini, sesini duymak istemiyorum, konuşmayacaksın!”, “Sesini keseceksin, ben konuşmanı istemiyorum!” ve “Susacaksın, konuşmayacaksın!” diyerek B.’nin üzerine yürüdüğünü anlattı. Başka bir polis memuru araya girip kendisini uzaklaştırırken “Ben sana ne yapacağımı biliyorum!” diyerek tehdit ettiğini belirtti. Tüm bu olayların kendisiyle birlikte gözaltında tutulan 27 kişi ve polis memurlarının gözü önünde olduğunu anlatan B., “Bunları hak etmedik” dedi.
“Kadınlara özellikle kötü davranıldı”
Süreç boyunca erkeklerin nezarethanesinde olması gerektiği gibi tüm ihtiyaçlar karşılanırken, kadınların taleplerinin kulak ardı edildiğini söyleyen B., “Kadınlar erkeklere kıyasla daha ağır bir muameleye maruz kaldı” dedi.
“Haklarımızdan mahrum bırakıldık”
28 Mart 2025 tarihinde saat 18.20 sularında adlî kontrol şartıyla serbest bırakılan B., gözaltında yaşadıklarıyla ilgili, “Tüm süreç boyunca su, hijyenik ürünler ve sağlık hakkımız ihlal edilmiş, tarafımıza yanıltıcı bilgiler verilmiş ve hukuka aykırı muameleye maruz bırakılmış bulunmaktayız” ifadelerini kullandı.
B., kendisiyle birlikte 36 kişinin yargılandığı davanın 25 Nisan Cuma günü görülecek olan duruşmasına Çağlayan Adliyesi’ne desteğe bekliyor.






Bir Cevap Yazın